<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>        <rss version="2.0"
             xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
             xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
             xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
             xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
             xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
             xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
        <channel>
            <title>
									HERMIT Forum - Son Yazılar				            </title>
            <link>https://hrmt.online/community/</link>
            <description>HERMIT Tartışma Forumu</description>
            <language>tr</language>
            <lastBuildDate>Tue, 06 Oct 2026 10:52:30 +0000</lastBuildDate>
            <generator>wpForo</generator>
            <ttl>60</ttl>
							                    <item>
                        <title>Confessio Fraternitatis</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/rozkrua-gulhac/confessio-fraternitatis/#post-19</link>
                        <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 17:55:46 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Confessio Fraternitatis
&nbsp;
ikinci Gül-Haç bildirisi olan *Confessio fraternitatis*, ilk olarak 1615 yılında Latince (*Consideratio brevis* ile birlikte) ve aynı yılın ilerleyen dönemle...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Confessio Fraternitatis</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ikinci Gül-Haç bildirisi olan *Confessio fraternitatis*, ilk olarak 1615 yılında Latince (*Consideratio brevis* ile birlikte) ve aynı yılın ilerleyen dönemlerinde Almanca olarak yayımlanmıştır. 1620'lerden kalma bazı İngilizce el yazması çevirileri bulunsa da, İngilizce bir baskısı ancak 1652 yılında simya yazarı Thomas Vaughan adıyla yayımlanabilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>---</p>
<p><strong>Confessio Fraternitatis</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>veya</p>
<p>**En Onurlu Gül-Haç Düzeni'nin Övülmeye Değer Kardeşliği'nin İkrarı (Confession), Avrupa'daki Tüm Mütefekkirlere Yazılmıştır**</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Önceden ilan edilen *Fama* (İlk Bildiri) vasıtasıyla Kardeşliğimiz hakkında yayımlanan ve herkesçe bilinen her ne varsa, hiçbir insan onu hafife almasın, boş veya uydurma bir şey olarak görmesin ve çok daha ötesi, sanki yalnızca bizim hüsnükuruntumuzdan ibaretmiş gibi telakki etmesin. Rab Yehova’dır ki (Rab'bin Şabat'ının/Dinlenme Günü'ünün pek yakın olduğunu gören ve devresi yahut seyri tamamlandığından yeniden ilk başlangıcına doğru hızlanan), Doğa'nın seyrini tersine çevirmektedir. Ve şimdiye dek büyük acılar ve günlük emeklerle aranan şey, artık ona az kıymet verenlere yahut üzerinde neredeyse hiç düşünmeyenlere tecelli ettirilmektedir; fakat ona iştiyak duyanlara ise adeta zorla ve ısrarla sunulmaktadır. Ta ki dindarların yaşamı tüm zahmet ve meşakkatten kurtulsun, kararsız Felek’in (Fortune) fırtınalarına artık tabi kalmasın; fakat kötülerin kötülüğü ve hak ettikleri ceza böylelikle çoğalsın ve katlansın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her ne kadar en ufak bir sapkınlıkla, kötü bir başlangıçla yahut dünyevi hükümetlere karşı bir kasıtla itham edilemeyecek olsak da; Rabbimiz İsa Mesih'e küfreden Doğu'yu ve Batı'yı (yani Papa'yı ve Muhammed'i) kınar; dualarımızı, sırları ve büyük altın hazinelerimizi Roma İmparatorluğu'nun yüce başkanına hüsnüniyetle takdim ederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine de, mütefekkirenin hatırı için, buna bir miktar daha eklemede bulunmayı ve eğer *Fama* içinde çok derin, gizli ve fazla karanlık bırakılmış yahut belirli sebeplerle tamamen tecrit edilmiş ve dışarıda tutulmuş hususlar varsa daha iyi bir izahat getirmeyi uygun bulduk; böylelikle mütefekkirenin bize daha çok bağlanacağını, amacımız için çok daha uygun ve istekli hale geleceğini umuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Felsefe'nin tebdili ve ıslahı (müceddeden düzenlenmesi) hususunda (bu an için gerekli olduğu kadarıyla) yeterli açıklamayı yaptık; yani Felsefe'nin tamamen zayıf ve kusurlu olduğunu beyan ettik. Çoğunluk (nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde) onun sağlam ve güçlü olduğunu batılca iddia etse de, onun son nefesini vermekte olduğundan ve göçüp gittiğinden şüphe duymuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fakat yaygın olduğu üzere, yeni ve alışılmadık bir hastalığın baş gösterdiği aynı yerde veya ülkede Doğa nasıl ki ona karşı bir derman da ifşa eder; Felsefe'nin bu derece çoğalan marazları için de doğru çare belirmekte ve Vatanımıza (*Patria*) yeterince sunulmaktadır ki, böylece Felsefe yeniden sıhhate kavuşabilsin; o ki şimdi yenilenmeli ve tamamen bakir kılınmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sahip olduğumuz Felsefe, tüm fakültelerin, ilimlerin ve sanatların başı, toplamı, temeli ve muhtevası olan Felsefe'den başkası değildir. Bu Felsefe (çağımıza bakacak olursak) İlahiyat ve Tıp'tan çokça, fakat hukuk hikmetinden pek az şey barındırır; hem göğü hem de yeryüzünü gayretle araştırır. Yahut kısaca ifade etmek gerekirse, İnsan'ı yeterince tecelli ve beyan eder. Bize kendini tanıtmak ve kardeşliğimize girmek isteyen tüm mütefekkürler, nezdimizde şimdiye dek ulaştıklarından, bildiklerinden yahut inanmaya ve ifade etmeye muktedir olduklarından çok daha harikulade sırlarla karşılaşacaklardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu nedenle, bu konudaki kastımızı kısaca beyan etmek gerekirse; yalnızca meclisimize ve nasihatlerimize hayran olunması için değil, aynı zamanda herkesin bilmesi için de gayretle çalışmalıyız: Her ne kadar bu tür gizemleri (*mysteries*) ve sırları hafife alıp değersiz görmesek de, yine de bunların bilgisinin çoğuna tecelli ettirilmesini ve ifşa edilmesini uygun buluyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zira öğretilmeli ve inanılmalıdır ki, bu umulmadık ve gönüllü teklifimiz, henüz kendilerine Altıncı Çağ'ın Harikaları (*Miranda sexta aetatis*) meçhul olan yahut dünyanın gidişatı sebebiyle gelecekteki şeyleri şimdiki zamana benzetip çağımızın her türlü meşakkatiyle engellenen insanlarda türlü türlü düşünceler uyandıracaktır; öyle ki onlar dünyada, aydınlık ve güneşli bir günde dokunmaktan başka hiçbir şeyle idrak edemeyen ve göremeyen kör ahmaklardan farksız yaşamaktadırlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi ilk kısma gelince, şuna inanıyoruz ki: Sevgili Hristiyan Babamızın tefekkürleri, bilgisi ve icatları (dünyanın başlangıcından bu yana İnsan'ın hikmetinin; gerek Tanrı'nın vahyi, gerek meleklerin ve ruhların hizmeti, gerek anlayışın keskinliği ve derinliği, gerekse uzun müşahede, kullanım ve deneyim yoluyla bulduğu, icat ettiği, ortaya çıkardığı, düzelttiği ve şimdiye dek aktarıp naklettiği her şey) o derece mükemmel, yüce ve büyüktür ki; Bütün kitaplar yok olsa ve Tanrı'nın kadiri mutlak izniyle tüm yazılar ve tüm ilimler kaybolsa dahi, gelecek nesiller yalnızca bu sayede yeni bir temel atabilecek ve hakikati yeniden ışığa çıkarabilecektir. Bu belki de, eski harabe binayı yıkıp yok etmekle işe başlamak, ardından dış avluyu genişletmek, sonrasında odalara ışık getirmek ve ardından kapıları, merdivenleri ve diğer şeyleri niyetimize göre değiştirmek kadar zor olmayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fakat atanan gelecek zaman için hususi bir ziynet olarak saklanıp esirgenmek yerine, herkesçe tecelli ettirilmesi kime cazip gelmez ki?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer Tanrı bize Altıncı Şamdan'ı (*sixth Candelabrium*) yakmayı murat ettiyse, neden insanların bunca hatalı ve eğri yollarla aradığı yegane hakikatte tüm kalbimizle karar kılmayalım ve kalmayalım? Açlıktan, fakirlikten, hastalıktan ve yaşlılıktan kaygı duymamıza ve korkmamıza gerek kalmaması iyi olmaz mıydı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her zaman, sanki dünyanın başlangıcından beri yaşamışsınız ve dahası, sonuna kadar yaşayacakmışsınız gibi yaşayabilmeniz kıymetli bir şey olmaz mıydı? Bir yerde ikamet etseniz de, ne Hindistan'daki Kanj Nehrinin ötesinde yaşayan insanların sizden bir şey saklayabilmesi, ne de Peru'dakilerin konsey sırlarını sizden gizleyebilmesi mükemmel olmaz mıydı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öyle tek bir kitabı okuyabilmeniz ve okumakla birlikte, diğer tüm kitaplarda (şimdiye dek çıkmış, şimdi var olan ve bundan sonra çıkacak olan) öğrenilmiş ve bulunmuş, var olan ve bulunacak olan her şeyi anlayıp hatırlayabilmeniz kıymetli bir şey olmaz mıydı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şyle şarkı söyleyebilmeniz ne kadar hoş olurdu: Taş kayalar yerine incileri ve değerli taşları; yabanıl hayvanlar yerine ruhları çekebilseydiniz ve cehennemî Pluto yerine dünyanın kudretli prenslerini harekete geçirebilseydiniz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey insanlar, Tanrı'nın takdiri çok başkadır; O, Kardeşliğimizin sayısını artırmaya ve genişletmeye karar vermiştir. Bizler bu işi büyük bir sevinçle üstlendik; nitekim daha önce bu büyük hazineye liyakatimiz olmadan, evet, umutlarımız, düşüncelerimiz ve kastımız ötesinde nail olduğumuz gibi, aynı sadakatle onu tatbike koyuluyoruz. Öyle ki, Kardeşlikte bazılarımızın sahip olduğu öz evlatlarımızın şefkati ve merhameti bile bizi bundan alıkoyamayacaktır; çünkü biliyoruz ki bu umulmadık hayırlar mirasa konu olamaz ve tesadüfen elde edilemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer şimdi diğer taraftan temkinliliğimizden şikayet edecek biri varsa —ki hazinemizi bu denli özgürce ve hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm insanlara sunduğumuz, dindar, mütefekkir, arif yahut hasekâr kişileri avamdan daha çok gözetip kollamadığımız için— biz onlara itiraz etmeyiz, zira bu hafif ve kolay bir mesele değildir; fakat bununla birlikte şunu da ifade ederiz ki, Gizlerimiz (*Arcana*) veya sırlarımız asla alelade ve genel olarak bilinir kılınmayacaktır. Her ne kadar *Fama* beş dilde yayımlanmış ve herkese tecelli ettirilmiş olsa da, eğitimsiz ve kaba akılların onu idrak edemeyeceğini ve itibar etmeyeceğini çok iyi biliyoruz; nitekim Kardeşliğimize kabul edilecek olanların liyakati de tarafımızdan İnsan’ın ihtimamıyla değil, Vahyimizin ve Tecellimizin Kuralı (*Rule of our Revelation and Manifestation*) ile takdir edilir ve bilinir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu nedenle, liyakatsiz olanlar bin kez bağırıp çağırsa yahut kendilerini bize bin kez sunup takdim etse de, Tanrı kulaklarımıza onlardan hiçbirini duymamasını emretmiştir; evet, Tanrı etrafımızı bulutlarıyla öyle kuşatmıştır ki, O'nun hizmetkarları olan bizlere hiçbir şiddet yahut zorbalık uygulanamaz; bu yüzden bir kartalın gözlerine sahip olmadıkça kimse tarafından görülemez ve bilinemeyiz. *Fama*'nın herkesin ana dilinde yayımlanması gerekliydi, çünkü (eğitimsiz olsalar dahi) Tanrı'nın bu Kardeşliğin saadetinden mahrum bırakmadığı kimseler onun bilgisinden mahrum kalmamalıydı. Bu Kardeşlik belirli derecelere (*degrees*) bölünecek ve ayrılacaktır; tıpkı Arabistan'daki Şam şehrinde ikamet edenlerin, diğer Araplardan çok farklı bir siyasi düzene sahip olmaları gibi. Zira orada yalnızca kralın izniyle hususi kanunlar yapan arif ve anlayışlı insanlar hüküm sürer; bu misale uygun olarak, önden gelmesi gereken şey gerçekleşip tamamlandığında, Avrupa'daki yönetim de bu şekilde tesis edilecektir (ki buna dair Hristiyan Babamız tarafından kaleme alınmış bir tasvir mevcuttur).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve bundan böyle Borumuz halkın içinde yüksek bir sesle ve büyük bir nida ile ötecektir; yani şu anda pek az kişi tarafından görülen ve gizlice, gelecek bir şey olarak figürlerde ve resimlerde beyan edilen şey serbestçe ve alenen ilan edilecek, bütün dünya bununla dolacaktır. Tıpkı daha önce birçok dindar insanın gizlice ve tamamen çaresizce Papa'nın zorbalığına karşı durması gibi; ki o Papa daha sonra Almanya'da büyük, samimi ve hususi bir gayretle tahtından indirilmiş ve ayaklar altına alınmıştır. Onun nihai çöküşü bizim zamanımıza ertelenmiş ve saklanmıştır; o zaman geldiğinde tırnaklarla parçalanacak ve yeni bir sesle eşek anırmasına son verilecektir. Biliyoruz ki bu durum, Almanya'daki birçok mütefekkir insana zaten makul derecede tecelli etmiş ve malum olmuştur; nitekim yazıları ve gizli tebrikleri buna yeterince şehadet etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burada, Rabbimizin 1378 yılından (Hristiyan Babamızın doğduğu yıl) bugüne kadar geçen tüm zamanda nelerin vuku bulduğunu anlatabilir ve beyan edebilirdik; yaşamının bu yüz altı yılında gördüğü ve vefatından sonra kardeşlerimizin ve bizim incelememiz için bıraktığı tebeddülleri sıralayabilirdik. Fakat gözettiğimiz icaz (kısa ve öz anlatım), daha uygun bir zamana kadar bunu tekrar etmemize şu an izin vermemektedir. Şu an için, beyanımızı hor görmeyenlerin, bizimle tanışıklık ve dostluk yolunu hazırlamak adına buna kısaca temas etmiş olmamız kafidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine de, Rab Tanrı'nın göğün ve yerin yapısına nakşettiği ve yazdığı o büyük harfleri ve karakterleri, zaman zaman tebeddül eden ve yenilenen yönetim değişiklikleri vasıtasıyla görmesine ve talimi için kullanmasına izin verilen kişi, (henüz kendisi bilmese de) zaten bizimdir. Ve bildiğimiz üzere o bizim davetimizi ve çağrımızı hor görmeyeceği gibi, kimse de bir aldatmacadan korkmasın; zira gizlilik mührü (*seal of secrecy*) altında kendini bize tanıtan ve Kardeşliğimizi arzulayan kim olursa olsun, hiçbir insanın dürüstlüğünün ve umutlarının onu yanıltmayacağını söz verir ve alenen söyleriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fakat sahte riyakarlara ve hikmetten başka şeyler arayanlara gelince; onlara alenen söyler ve şehadet ederiz ki, bizler kendimizi onlara bildiremeyiz ve onlar tarafından ihanete uğratılamayız; Tanrı'nın iradesi olmadıkça bize hiçbir şekilde zarar veremezler. Aksine, onlar *Fama*'mızda bahsedilen tüm cezalara kesinlikle ortak olacaklardır; böylece kötü planları kendi başlarına dönecek, hazinelerimiz ise Aslan (*Lion*) gelene dek dokunulmadan ve el sürülmeden kalacaktır. O Aslan ki onları kendi kullanımı için talep edecek, krallığının teyidi ve tesisi için istihdam edecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu nedenle burada iyi müşahede etmeli ve herkese bildirmeliyiz ki: Tanrı, sonundan hemen önce dünyaya, tıpkı ilk insan Adem'in sahip olduğu ve Cennet'te kaybettiği (ki ardından soyu onunla birlikte sefalete sürüklenmiştir) bir hakikati, ışığı, yaşamı ve celali göndermeye ve bahşetmeye kesinlikle ve en sarsılmaz şekilde karar vermiştir. Bu yüzden, büyük dünyanın devridaimi (*revolution*) ile insanın tüm sanatlarına, eserlerine ve hükümetlerine yavaş yavaş sızan ve çoğunu karartan tüm kulluk, sahtelik, yalan ve karanlık son bulacaktır. Zira bunlardan her türlü batıl fikrin ve sapkınlığın sayısız çeşidi türemiştir; öyle ki en arif olanlar bile kimin doktrinini ve fikrini takip edip benimseyeceğini neredeyse bilemez hale gelmiş, kolayca ayırt edemez olmuştur. Çünkü bir yandan filozofların ve mütefekkürlerin nüfuzu sebebiyle engellenip hatalara düşürülmüşler, diğer yandan ise hakiki deneyimle kısıtlanmışlardır. Bütün bunlar bir kez ilga edilip kaldırıldığında ve bunların yerine doğru ve hakiki bir kaide tesis edildiğinde, bu uğurda emek verenlere teşekkür kalacaktır. Fakat eserin kendisi çağımızın mübarekliğine itaf olunacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gelecek olan bu Islahat'a (*Reformation*) birçok seçkin insanın yazılarıyla büyük bir katkı sağlayacağını memnuniyetle ikrar ettiğimiz gibi; sanki böyle bir eser yalnızca bize emredilmiş ve yüklenmiş gibi bu onurun bize atfedilmesini arzu etmeyiz. Fakat Rabbimiz İsa Mesih ile alenen ikrar ve şehadet ederiz ki, Tanrı'nın takdirini yerine getirecek ve tamamlayacak olanlar eksik kalmadan önce, taşların doğrulup hizmet sunması ilk vuku bulacak şeydir; evet, Rab Tanrı Kendi iradesine şehadet edecek bazı elçileri, yani Yılan (*Serpentario*) ve Kuğu (*Cygno*) burçlarında beliren ve görülen bazı yeni yıldızları zaten önden göndermiştir. Bunlar herkese kendilerini beyan ederler ki, büyük ve ağır meselelerin kudretli Mühürleridir (*Signacula*).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öyleyse, Tanrı'nın buraya ve oraya Kutsal Yazılar'a, Kitab-ı Mukaddes'e dahil ettiği bu karakterler ve harfler, O'nun tarafından tüm mahlukata da nakşedilmiştir. Tıpkı matematikçi ve astronomun gelecekteki tutulmaları çok önceden görebilmesi ve bilebilmesi gibi, biz de Kilise'nin kararmalarını ve kararmaların ne kadar süreceğini hakikaten önceden bilebilir ve öngörebiliriz. Bu karakter ve harflerden majik yazımızı (*magic writing*) ödünç aldık ve kendimiz için, içinde her şeyin tabiatının ifade edildiği ve beyan edildiği yeni bir dil bulup oluşturduk. Dolayısıyla, atalarımız Adem ve Enok'un (İdris) diline tamamen uyumsuz olan ve Babil karmaşası yüzünden tamamen gizlenen diğer dillerde o kadar fasih olmamamız şaşırtıcı değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fakat şunu da anlamanızı sağlamalıyız ki, yolumuzda amacımızı engelleyen bazı Kartal Tüyleri (*Eagles' Feathers*) hala mevcuttur. Bu nedenle herkesi Kutsal Kitap'ı gayretle ve sürekli okuması için ikaz ediyoruz; zira tüm lezzetini onda bulan kişi, Kardeşliğimize ulaşmak için mükemmel bir yol hazırladığını bilecektir. Zira kuralımızın tüm toplamı ve muhtevası, dünyadaki her bir harfin veya karakterin iyi öğrenilmesi ve gözetilmesi gerektiğidir; bu yüzden Kutsal Kitap'ı hayatlarının kuralı, tüm çalışmalarının gayesi ve sonu kılanlar bize benzerler ve bize pek yakın akrabadırlar: Evet, onun bütün dünyanın bir özeti (*compendium*) ve muhtevası olmasına izin verenler. Ve onu sadece sürekli ağızlarında taşımakla kalmayıp, onun hakiki anlayışını dünyanın tüm zamanlarına ve çağlarına nasıl uygulayacaklarını ve yönlendireceklerini bilenler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayrıca Kutsal Yazılar'ı mübtezel kılmak ve bu derece alelade etmek bizim usulümüz değildir; zira onun sayısız müfessiri vardır: Kimi onu kendi fikrine hizmet etmesi için saptırıp zorlamakta, kimi ona leke sürmekte ve en kötü şekilde onu ilahiyatçıların, filozofların, tabiplerin ve matematikçilerin işine yarayacak balmumundan bir burun gibi oynatmaktadır. Bütün bunlara karşı alenen şehadet eder ve ikrar ederiz ki, dünyanın başlangıcından bu yana insanlara Kutsal Kitap'tan daha layık, daha mükemmel, daha hayranlık verici ve şifalı bir Kitap verilmemiştir. Ona sahip olana ne mutlu; ama onu gayretle okuyana daha ne mutlu; fakat en mutlu olan, onu hakikatiyle anlayandır, zira o Tanrı'ya en çok benzeyen ve O'na en çok yaklaşandır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak *Fama*'da metallerin tebdili (*transmutation*) ve dünyadaki en yüce ilaç hakkındaki sahtekarlara dair söylenmiş olan her şey şu şekilde anlaşılmalıdır: Tanrı'nın bu denli büyük bir lütfunu hiçbir şekilde hiçe saymıyor veya hor görmüyoruz. Fakat o, yanında her zaman Doğa'nın bilgisini getirmez; oysa bu bilgi sadece ilacı getirmekle kalmaz, aynı zamanda bize sayısız sırrı ve harikayı tecelli ettirir ve açar. Bu nedenle, felsefenin anlayışına ve bilgisine ulaşmak için gayretli olmamız şarttır. Ve dahası, mümtaz zekalar Doğa bilgisinde iyice eğitilmeden önce metallerin iksirine (*tincture of metals*) çekilmemelidir. Öyle bir mertebeye gelen kişi doyumsuz bir yaratık olmalıdır ki; ne fakirlik ne hastalık ona zarar verebilsin, evet, diğer tüm insanların üzerine yükselmiş ve başkalarını kedere, sıkıntıya ve acıya sokan şey üzerinde hakimiyet kurmuş olsun da, yine de sonsuz altın ve gümüş stoku var diye evler inşa etmek, savaşlar yapmak ve her türlü gururu sergilemek gibi boş şeylere kendini yeniden versin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tanrı çok başka türlü razı olur; zira O alçakgönüllüleri yükseltir ve gururluları hor görerek aşağı çeker; az ameli olanlara onlarla konuşması için kutsal Meleğini gönderir, fakat kirlenmiş gevezeleri çöl ve tenha yerlere sürer. Bu, Mesih'e karşı küfürlerini kusan ve bu açıkça parıldayan ışıkta dahi yalanlarından vazgeçmeyen Roma aldatıcılarının hak ettiği karşılıktır. Almanya'da onların tüm iğrençlikleri ve menfur hileleri ifşa edilmiştir ki, böylece günah ölçüsünü tamamen doldursun ve cezasının sonuna yaklaşsın. Bu yüzden günün birinde o engereklerin ağzı kapatılacak ve üçlü taç (*triple crown*) yok edilecektir; nitekim meclisimizde bu husus daha açık ve etraflıca müzakere edilecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İkrarımızın (*Confession*) sonucu olarak, sizi ciddiyetle ikaz ederiz ki: Kutsal Üçleme'yi (*Holy Trinity*) boş şeylere uygulayarak ona hürmetsizlik eden yahut insanları en garip figürlerle, karanlık cümlelerle ve konuşmalarla aldatıp saf kimselerin parasını çarpan sahte Simyacılar tarafından yazılmış kitapların tamamını olmasa da çoğunu bir kenara bırakın. Nitekim bugünlerde insanın refahının Düşmanı'nın, Hakikat'i (ki kendisi sade, kolay ve çıplaktır; aksine Sahtelik gururlu, kibirli ve dindarlık ile insani hikmet görünümünün bir tür cilasıyla renklendirilmiştir) inanılması daha zor hale getirmek için iyi tohumların arasına her gün ve sonuna kadar karıştıracağı bu türden pek çok kitap çıkarılmaktadır. Siz ki arifsiniz, böyle kitaplardan sakının ve paranızı aramayan, aksine büyük hazinelerimizi size memnuniyetle sunan bize dönün. İcat edilmiş yalan iksirlerle (*tinctures*) malınızın peşinde koşmuyoruz, aksine sizleri mallarımıza ortak etmek istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sizinle darbımesellerle (parabollerle) konuşuyoruz, fakat sizi tüm sırların doğru, sade, kolay ve samimi izahına, anlayışına, beyanına ve bilgisine memnuniyetle ulaştırmak istiyoruz. Sizin tarafınızdan kabul edilmeyi arzulamıyoruz, aksine sizi krallara layık evlerimize ve saraylarımıza davet ediyoruz; ve bu gerçekten kendi arzuladığımız hareketimizle değil (bunu da bilesiniz diye), Tanrı'nın Ruhunun sevk etmesiyle, O'nun ikazlarıyla ve içinde bulunduğumuz zamanın vesilesiyle buna mecbur kalınarak yapılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne düşünürsünüz sevgili insanlar, ve nasıl etkilenmiş görünürsünüz? Görmektesiniz ki bizler Mesih'i hakikaten ve samimiyetle ikrar ettiğimizi beyan ediyor, Papa'yı kınıyor, kendimizi hakiki Felsefe'ye adıyor, Hristiyan bir yaşam sürüyor ve Tanrı'nın aynı Işığı'nın kendilerine göründüğü daha pek çok kişiyi her gün Kardeşliğimize çağırıyor, istirham ediyor ve davet ediyoruz. İçinizdeki Lütufları (*Gifts*) ve Tanrı'nın kelamındaki deneyiminizi tartaraktan; tüm sanatların kusurluluğunu ve diğer pek çok uygunsuz şeyi dikkatle tefekkür etmenin yanı sıra, bunlarda bir ıslahat aramak, Tanrı'yı razı etmek ve kendinizi yaşadığınız zamana uydurmak için bizimle nasıl başlayabileceğinizi nihayet düşünmez misiniz? Eğer bunu gerçekleştirirseniz, kesinlikle şu fayda takip edecektir: Doğa'nın dünyanın her yerinde harikulade bir şekilde dağıttığı tüm o hayırlar, bir defada tamamen size verilecek ve tıpkı batıl eksantrikler ve episikller (varsayımsal çemberler) gibi insanın anlayışını karartan ve onun işlemesini engelleyen her şeyden sizi kolayca kurtaracaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fakat ya altının ışıltısıyla körleşmiş olan yahut (daha doğrusu) şu an dürüst olup da böylesi büyük zenginliklerin asla tükenmeyeceğini düşünerek kolayca yozlaşabilecek, tembelliğe ve sefahat dolu gururlu bir yaşama sürüklenebilecek olan o müdahaleci ve telaşlı adamlar; onlardan bizleri boş ve yararsız çığlıklarıyla rahatsız etmemelerini rica ediyoruz. Fakat düşünsünler ki, tüm hastalıkları tamamen iyileştirebilecek bir ilaç bulunsa dahi, Tanrı'nın hastalıklarla cezalandırmayı ve terbiye değneği altında tutmayı takdir ettiği kimseler böyle bir ilaca asla nail olamayacaklardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte bu şekilde, bütün dünyayı zenginleştirebilecek, onları ilimle donatabilecek ve sayısız sefaletten kurtarabilecek olsak da, Tanrı'nın hususi rızası olmaksızın asla hiçbir insana tecelli etmeyecek ve bildirilmeyeceğiz. Evet, Tanrı'nın iradesi dışında ve ona karşı gelerek zenginliğimizden ve bilgimizden faydalanmayı ve ortak olmayı düşünen her kim olursa olsun, bizleri aramada ve araştırmada hayatını kaybetmesi, bizleri bulmasından ve Gül-Haç Kardeşliği'nin arzulanan saadetine ulaşmasından çok daha önce vuku bulacaktır.</p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/rozkrua-gulhac/confessio-fraternitatis/#post-19</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Cevap: Masonlukla İlgilenenler için Masonluğa Dair Temel Bilgiler ve En Sık Sorulan Soruların Cevapları</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/masonluk/masonlukla-ilgilenenler-icin-masonluga-dair-temel-bilgiler-ve-en-sik-sorulan-sorularin-cevaplari/#post-18</link>
                        <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 05:33:53 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Masonlukta derece sistemi nedir ?
Spekülatif (düşünsel) veya Sembolik Masonluk adlarıyla anılan günümüzdeki Masonluk; Çırak, Kalfa ve Üstat olmak üzere üç derecedir. Mason adayı Sembolik Lo...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Masonlukta derece sistemi nedir ?</strong></p>
<p><br />Spekülatif (düşünsel) veya Sembolik Masonluk adlarıyla anılan günümüzdeki Masonluk; Çırak, Kalfa ve Üstat olmak üzere üç derecedir. Mason adayı Sembolik Loca’da tekris (giriş) töreni ile Çırak olur; tüzüksel ve ritüelik kurallara bağlı olarak Kalfa derecesine geçer ve sonra Üstat Mason derecesine yükselir.<br />Sembolik Masonluk, giyim kuşam ve Loca tezyinatında mavi renk kullandığından Mavi Localar olarak da tanımlanır. Sembolik Masonluğun, meslek ve sanat yönünden âlî ve nihai derecesi Üstat Mason’dur. Masonlukta mesleki bakımdan Üstat Masondan yüksek derece yoktur. Loca başkanlığı<br />olan Üstad-ı Muhteremlik üstlendiği yöneticilik ve öğreticilik görevleri nedeniyle ayrı derecedir. Sembolik Masonluğun bu üç derecesinin yanında veya ötesinde yürütülen masonik çalışmalar, zaman zaman, “felsefi dereceler” veya “yüksek dereceler” olarak adlandırılır. Masonluğun gelişim sürecinde<br />çeşitli ülkelerde daha derin ve detaylı masonik çalışmalar yapmak amacıyla kurulan ve genellikle “Rit” adı verilen masonik sistemler, ülkelerin tarihlerinden aktarılan şövalye nizamları ve diğer özel kuruluşlar, üyelerini Üstat Masonlar arasından seçme ilkesini kabul etmişlerdir. Bazıları, tarih<br />içinde kaybolmuş, bazıları yerel kalmış, bazıları ise dünya çapında yaygınlaşmış bu ritlerden hâlen çalışanların sayısı on kadardır. Ritlerle, Sembolik Masonluk arasında ast-üst ilişkisi yoktur. Aralarındaki bağ intizam konusunda aynı ilkeleri paylaşma ve karşılıklı tanışmaktan ibaret nezaket ilkeleridir.<br />Üstat Masonlar, eğer isterlerse ve kabul edilirlerse, Büyük Loca üyeliklerini muntazam sürdürmek şartıyla masonik ritlere üye olabilirler.<br />Ülkemizde, dünyadaki en yaygın Rit olarak, 4-33. derecelerde Skoç Masonluğu tarzında masonik çalışma yapan Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti faaliyet göstermektedir. Rit’in merkezî yönetim birimi olan Türkiye Yüksek Şûrası 1861 yılında kurulmuş, 1909’da ihya edilmiş, 1967’de yeniden<br />teşkilatlanmıştır. 4.000’in üzerinde üyesi ile İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Adana’da çalışmaktadır. Rit’e üyelik başvurusunda bulunabilmek için, Türkiye Büyük Locasına bağlı bir locada Üstat Derecesinde en az bir yılını doldurmuş muntazam Mason olmak gerekmektedir.<br /><br /><strong>Loca çalışmalarına devam zorunlu mudur ?</strong></p>
<p><br />Evet, zorunludur. Çünkü Masonlar, Mabet denilen masonik mekânlarda Localar hâlinde topluca çalışırlar. Localarda Ülkü Mabedi yapımına yönelik çalışmalar fikrî ve ritüeliktir. Masonik öğretiler, ilkeler ve kuralların dışında, semboller ve alegorilerle verilir. Masonluğun ezoterik öğreti sisteminin gereği olarak, Masonluk ancak Locaya devamla öğrenilir ve Ülkü Mabedi’nin yapımı sürdürülür.<br />Masonluğun dili olan sembollerin ve alegorilerin yorumu dinamik ve süreklidir. İnceledikçe, masonik bilgi ve deneyimin artmasına bağlı olarak, daha derin bilgilere derece derece ulaşılır. Bunun için Masonların eğitim ve yetkinleşme süreci ömür boyu sürer gider.<br />Masonların, Loca çalışmalarına devamı zorunludur. Herhangi bir sebeple Loca çalışmasına katılamayan bir Mason, Ülkü Mabedi inşasında o günkü görevini yapamamış olur. Bunun anlamı, kendi yetkinleşme sürecini aksatmasıdır. Bu nedenle Masonlar, zorunlu mazeretlerinin dışında çalışmalara devam taahhüdünde bulunurlar ve bu sözlerini yerine getirirler.<br /><br /><strong>Masonik kılık kıyafet var mıdır ?</strong></p>
<p><br />Evet, vardır. Çalışma yeri Mabet ve çalışmanın amacı insanlık için Ülkü Mabedi inşası gibi kutsal bir hedef olduğu için, Masonluk düşünce ve eylem olarak ciddi ve özen gösterilmesi gereken bir kuruluştur. Buna bağlı olarak, toplantılara katılan Masonlar görevlerinin ciddiyetine uygun ciddi kıyafette olmak zorundadır. Geleneksel kıyafet, tercihen siyah veya koyu lacivert takım elbise, beyaz gömlek, siyah veya gri renk kravat, siyah çorap ve siyah ayakkabıdır. Bunun dışında renkli  veya daha başka uygun olmayan kılık ve kıyafetle masonik  toplantılara katılmaya kalkmak adabı muaşerete ve masonik kurallara aykırıdır.<br /><br /><strong>Mason olanlar isterlerse Masonluktan ayrılabilirler mi ?</strong></p>
<p><br />Elbette. Kendi arzu ve hür iradesiyle Mason sıfatı kazanmış olan herkes, istediği zaman, yine kendi arzu ve hür iradesiyle üyelikten ayrılmakta serbesttir. Masonluk, kamu düzenine aykırı hareketten, yüz kızartıcı suçlardan mahkûm olmuş ve bir Masona yakışmayan bir yaşam tarzı içinde olan üyesini ise derhal cemiyetten uzaklaştırır.<br /><br /><strong>Masonluk üyelerine menfaat sağlar mı ?</strong></p>
<p><br />Masonluk üyelerine hiçbir menfaat sağlamaz. Bu yönde bir beklentisi olanları da üye olarak arasına almamaya özen gösterir. Masonluktan herhangi bir gizli çıkar beklentisi olanlar, bu beklentileri hiç gerçekleşmeyeceğinden, boşu boşuna umut besleyip, Masonluğa girmemelidir. Bir Mason, üyeliğinin, kendisinin ya da bir tanıdığının mesleki ya da kişisel çıkarlarına hizmet etmek için kullanılmayacağının bilincindedir. Çünkü bu husus, Masona aday olduğu ilk gün doğrudan doğruya söylenir. Bunun içindir ki, üyeliğini kendisinin ya da tanıdıklarının iş ve kişisel çıkarları için kullanmaya kalkışan her<br />Mason, ciddi olarak uyarılır. Masonlukta Kardeşler arasındaki yardımlaşma genel olarak manevidir. Bir Kardeşin ıstırabını dindirmek, şefkatle gözyaşını silmek, acısını paylaşmak ya da mutluluğunu bölüşmek masonik yardımlaşmadır.<br /><br /><strong>Masonlukla aile ilişkisi nasıldır ?</strong></p>
<p>Toplumun temeli olan aile Masonluk için kutsal bir kurumdur. Masonluk, üyelerinden ülkelerine olduğu kadar, ailelerine, yakınlarına ve tüm insanlara karşı görevlerini de yerine getirmelerini ister ve bekler. Masonlar, ailevi görevlerini hiçbir şekilde aksatmayacak şekilde masonik görevlerini planlarlar.<br />Masonluk, hiçbir Masonun kendisine, ailesine ve işine karşı olan görevlerine zararlı veya engelleyici olmamalıdır.<br />Mason adayının ailesine ve özellikle eşine Mason olacağını söylemesi şarttır. Bir Masonun eşine, diğer Masonlar kızkardeş anlamında Hemşire derler. Mason olmadan önce bilip öğrendiklerinden eşinin masonik ortama ve düşünceye uyum sağlayabileceği kanısına varması gereklidir. Yoksa başta periyodik toplantılar veya diğer masonik aktivitelerle ilgili akşam çalışmaları ailede olumsuz sorunlar çıkarabilir.<br />Mason, ancak eşi uyumlu ve anlayışlı olduğu takdirde, iyi bir Mason olabilir. Yoksa Masonun tüm iyi niyetine ve çalışmasına rağmen Masonluğunu sürdürebilmesi kuşkuludur. Masonların eşlerine ve çocuklarına Masonluğu tanıtabilmek için, masonik mekânlarda resmî ve gayriresmî toplantılar düzenlenmektedir.<br />Ayrıca, Masonların ve tanıdıklarının 18 yaşını doldurmamış erkek ve kız çocukları için yılda bir kere Masonluğu tanıtıcı toplantılar yapılmaktadır.<br /><br /><strong>Masonluk politikayla ve siyasetle ilgilenir mi ?</strong></p>
<p><br />Hayır. Masonluğun ve Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği’nin politikayla ve siyasetle hiçbir ilgisi yoktur. İnsanlar arasında sevgi, tolerans ve kardeşliğin tesis edilmesini hedefleyen Masonluk, bu ülkünün gerçekleştirilmesini önleyen ve zedeleyen her türlü yorum ve hareketten uzak durur.<br />Masonların bir araya gelerek çalıştığı birimler olan localarda, ne türde olursa olsun politik ve siyasi tartışmalar yapılmasına izin verilmez. Ancak, kültürel amaçlı siyaset felsefesi ve benzeri sosyal konular incelenebilir. Masonluğun kendi camiasında politik tartışmalara izin vermemesi, üyelerinin siyasal fikir, kanaat ve inançlarının bulunmadığı anlamına gelmez.<br />Her Masonun, dünyadaki bütün insanlar gibi, kendi siyasi düşüncesi, kanaati veya siyasal ilişkisi olabilir. Vicdan, inanç ve düşünce hürriyetlerini en temel haklar olarak kabul eden Masonluk, bu ilkelerin gereği olarak, hiçbir üyesinin siyasi düşünce ve kanaatine karışmaz. Onları kendi siyasi<br />düşüncelerinde tamamen hür bırakır. Buradaki temel sınır, hiçbir Masonun, kendi siyasi düşünce, kanaat ve inançlarını localarına getirmesine ve yansıtmasına izin verilmemesidir.<br />Masonluğun bu ilkesi, yüzyıllardan bu yana başarıyla uygulanmaktadır. Masonluk kurum olarak kesinlikle siyasetle ve politikayla uğraşmaz.<br />Ancak, gerek öğretilerinin kapsamındaki yüce ahlak ilkeleri ve toplumsal erdemler gibi evrensel değerler her iyi insan gibi insancıl politikaların da ilkeleri olmuştur. Örnek olarak, Fransız Devrimi, Amerika Birleşik Devletleri bağımsızlık savaşı, İtalya bağımsızlık savaşı, insan hak ve hürriyetleri için yapılan mücadeleler, özellikle İkinci Meşrutiyet ve genç Cumhuriyet zihniyeti içinde Masonluğun insan hak ve hürriyetlerine dayalı laik ve demokratik fikriyatının yanında önder kimlikli Masonların değerli çabaları da görülür. Dünya tarihinde, bilinen örnekler olarak, George Washington, Benjamin Franklin, Andrew Jackson, Harry Truman, Giuseppe Mazzini ve Garibaldi, Winston Churchill ve Salvador Allende gibi, ülkelerinin politik yaşamına damgasını vurmuş Masonlar vardır. Ancak, devlet adamı, siyasi düşünür ya da politikacı olan bu Masonlar, siyasal yaşamlarını, Masonluğun ya da Masonların yardımıyla değil, mensubu oldukları partinin ya da siyasal akımın desteğiyle sürdürmüşlerdir. Siyasette Masonluğun yardımlarından<br />yararlanmamışlardır. Kaldı ki, tarih boyunca birbirine rakip siyasal akımlarda yer alan Masonlar da vardır. Bu konuyla ilgili bilinmesi gereken en temel husus şudur: Her Masonun kendine özgü siyasi düşünce, kanaat ve inancı olduğundan; bunların arasında farklılıklar bulunması doğaldır.<br /><br /><strong>Dünyadaki Masonluk tek tip midir ?</strong></p>
<p><br />Hayır, Masonluğun amaçları ve ilkeleri yönünden aynı olmakla birlikte; yöntemleri farklıdır. Dünyadaki Masonluk, biri Muntazam Masonluk ve diğeri bu gruba katılmadığı hâlde Mason sıfatını kullananların oluşturduğu Gayrimuntazam Masonluk olarak iki kısımdır. Dünyadaki masonik kuruluşların<br />pek çoğu Muntazam Masonluğa dahildir. Bu Büyük Localar, başta Tanrı inancı olmak üzere, çalışma sırasında Kutsal Kitapların açık olması; Kutsal Kitaplar üzerine yemin edilmesi; kuruluşlarının düzenli olması; din ve politika ile uğraşılmaması; kadınların Mason olmaması gibi temel ilkeler yönünden aynı anlayışı benimserler.<br />Muntazamlık, Gayrımuntazamlık Masonluk dünyası içerisinde temel şartlar bakımından farkları gösteren teknik bir terimdir. Muntazam ya da Geleneksel MAsonluk Gayrımuntazam Masonlukla, Masonik ilişki kurmaz, Ritüelik çalışma yapmaz.</p>
<p>Ancak Liberal Masonluk ya da benzer isimlerde farklı kabul ve çalışma şartları benimseyen Loca ve Büyük Localarda da aynı Ülküler çerçevesinde Masonluk yapılmaktadır. Özgür Masonlar Büyük Locası Türkiye'de bu ekolün temsilcisi olup, Tanrıya inanç şartı adaylarda sorulmadığından HKEMBL tarafından Gayrımuntazam Kabul edilir. Ayrıca Kadınları Tekris eden Kadın Mason Büyük Locası da ülkemizde çalışmalar yapmaktadır. KMBL ve ÖMBL birbirleriyle tanışıp, çalışmalarına katılabilmektedir. HKEMBL ise bu iki kurum üyeleriyle Masonik olarak tanışmaz, ritüelik çalışma yapmaz.</p>
<p>Muntazam Masonluk açısından Gayrımuntazam sayılanlara bakıldığında Tanrı inancı şart koşulmadığı için Kutsal Kitapları yemin kürsülerinde bulundurmazlar; masonik bağımsızlık şartını aramazlar; kadınları da Masonluğa kabul ederler; hatta kadınlara özgü masonik birimler kurdururlar. <br />Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, adı Büyük Loca bile olsa, bu tür gayrimuntazam birimlerle, temel Masonik İlkelere uymadıkları için masonik açıdan tanışmamaktadır.<br />Türkiye Büyük Locası üyeleri, Türkiye’deki gayrimuntazam masonik birimlerin toplantılarına katılamazlar ve onlarla masonik temasta bulunamazlar.<br /><br /><strong>Türkiye’de başka Mason kuruluşu var mıdır ?</strong></p>
<p><br />Muntazam olmayan masonik kuruluşlar vardır. Muntazam Masonluğun temel ilkelerini gözetmeyen ve bu nedenle dünya Muntazam Büyük Localarınca tanınmayan “gayrimuntazam” Masonlar, Türkiye’de ayrı bir gayrimuntazam büyük loca olarak (Özgür Masonlar Büyük Locası adıyla) faaliyet göstermektedir.<br />Ayrıca, sadece kadınların üye olduğu gayrimuntazam bir Kadın Büyük Locası da vardır. Dünyadaki muntazam Büyük Localar gibi, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası da bu gibi gayrimuntazam kuruluşlarla masonik temasta bulunamaz ve üyeleri onların toplantılarına katılamaz. <em><strong>Ancak</strong></em><br /><em><strong>bu kuruluşların üyeleri ile kişisel dostluk ilişkileri kurulmasını engelleyen bir sınırlama yoktur.</strong></em><br /><br /><strong>Masonluk yasal bir kuruluş mudur ?</strong></p>
<p><br />Elbette. Türkiye’de faaliyet gösteren her dernek gibi, Masonluk da tümüyle yasal bir kuruluştur. Mason Dernekleri de, Türkiye Cumhuriyeti makamlarının denetimi altında çalışır. Üyeleri devlet tarafından bilinir. Dernek olarak devletin resmî makamları tarafından yasalara uygun olarak denetlenir. Masonluk, üyelerinin birer iyi vatandaş olarak ülkesinin yasalarına, ilkelerine, kurallarına ve geleneklerine uymasını; vatanına ve milletine sadakat ve şerefle hizmet etmesini zorunlu tutar. Vatanının ve milletinin bağımsızlık ve hürriyetini, dirlik ve düzenini, birlik ve beraberliğini koruması<br />kutsal görevidir. Her Mason üzerine yemin ettiği bu onurlu görevine içten bağlıdır.<br /><br /><strong>Masonluk gizli bir kuruluş mudur ?</strong></p>
<p><br />Masonluk gizli değil, sadece üyelerine açık bir kuruluştur. Toplumdaki diğer dernekler ve kulüpler gibi üye olmayanlara kapalıdır. Masonluğun gizli bir topluluk sanılmasının nedenlerinden biri, üyelerinin çok eski zamanlardan bu yana kullandıkları sembolik işaret ve sözlerdir. Eski dönemlerde Masonların mesleki derece ayırımlarını göstermeye yarayan bu gibi işaretler, günümüz Masonluğunda sembolik olarak aynı amaçlar için kullanılmaktadır. Bunlar sadece Mason olanlar tarafından bilinir. Masonluğun tarihi, ülküsü ve ilkeleri gizli değildir. Masonluk, üyelerine, Mason olduklarını açıklamaları ya da gizlemeleri için baskı yapmaz. Üyelerini kendi akıl ve vicdanlarıyla baş başa bırakır. Her üyenin, kendince gerekli<br />olduğunu düşündüğü hâllerde, kendisinin Mason olduğunu açıklama hürriyeti ve yetkisi vardır. Ancak bir Mason, başka bir üyenin Mason olduğu yolunda bir açıklama yapma yetkisini kendinde görmez. Nasıl ki, herkes sadece kendi vicdan ve düşüncesinden sorumluysa, her Mason da sadece kendi vicdan ve düşüncesinden sorumludur. Dolayısıyla, her Mason, başkalarının vicdan ve düşünce hürriyeti alanına giren konularda açıklamada bulunmayı Mason ahlakının dışında görür ve benimsemez.<br /><br /><strong>Masonluk uluslararası bir kuruluş mudur ?</strong></p>
<p><br />Hayır, Masonluk uluslararası bir kuruluş değildir. Masonluğun dünyada tek bir yönetim merkezi yoktur ve dünyanın dört bir köşesindeki Masonlar bir merkez tarafından yönetilmezler.<br />Ancak, Masonluğun ilkeleri evrenseldir. Masonluk, bulunduğu ülkelerde ulusal bir kuruluştur. Masonluk o ülkede faaliyet gösteren bir Büyük Loca tarafından yönetilir. Hiçbir ülkenin Büyük Locası, başka ülkenin Büyük Locasından üstün değildir ve işlerine karışamaz. Uluslararası hukuktaki bağımsız devletler gibi, Büyük Localar birbirleriyle eşittir ve aynı haklara sahiptir. Her ülkenin Büyük Locası bağımsızdır. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası da, dışta ve içte kendisinden üstün veya eşit hiçbir masonik kuruluşa bağlı değildir.<br /><br /><strong>Masonlukta uluslararası ilişkiler var mıdır ?</strong></p>
<p><br />Evet, Büyük Localar, tıpkı devletlerin birbirlerini tanımaları ve diplomatik ilişki kurmaları gibi, başka ülkelerde faaliyet gösteren muntazam Büyük Localarla tanışarak, Masonluk konularında bilgi ve görüş alışverişinde bulunurlar. Büyük Locaların birbirleriyle ilişkileri bunun ötesine geçmez.<br />Aralarında idari veya mali bağlantı veya ast-üst ilişkisi yoktur. Eğer bir Büyük Loca, başka ülkedeki bir Büyük Locayla aynı Masonluk anlayışını benimsiyorsa, iki Büyük Loca’nın karşılıklı iradesi ile tanışırlar. Bu tanışma birinin ötekine egemen olması ve emri altına girmesi anlamını taşımaz. Tanışma, eş ve eşit düzeyde gerçekleşir. Üyeleri birbirlerinin toplantılarına katılma hakkı kazanırlar.<br /><br /><strong>Masonluk bir din midir ?</strong></p>
<p><br />Masonluk, ne bir dindir, ne de dinsel bir topluluktur. Ancak, dinlerin ortak paydası olan tüm insanlığa yönelik, sevgi, adalet, yardım, şefkat, özveri, inanç, barış gibi erdemleri benimsediğinden dinlerle çelişmez. Masonluk, üyelerinin dinsel inançlarına, kanaat ve fikirlerine saygı göstererek hiç karışmaz. Üyelerinin bir araya gelip çalıştığı localarda hiçbir surette dinsel tartışma yapılmasına müsaade etmez. Çünkü dinsel tartışmaların farklı dinsel inançları olan Kardeşler arasındaki sevgi birliğini ve ahengi bozacağına inanır.<br /><br /><strong>Masonluk, dine karşı mıdır ?</strong></p>
<p><br />Hayır. Masonluk, karşıtları tarafından gösterilmek istendiğinin aksine, dine karşı değildir. Masonluk, üyelerinin Evrenin Ulu Mimarı adını verdiği Tanrı’ya ve ruhun ölümsüzlüğüne inanmalarını şart koşar. Tanrı’ya inanmayan ateistleri (tanrı tanımazları) hiçbir surette Muntazam Masonlar arasına alınmaz. Çünkü Masonluğun Hakikat’in aranması için temel işlevi olan vicdanın arındırılması ve saflığının korunması için, Tanrı’ya ve ruhun ölümsüzlüğüne<br />inanmanın şart olduğu ilkesini benimser. Masonlukta Tanrı inancının kanıtı olarak, Kutsal Kitaplar çalışmalar sırasında açık tutulur; yeminler onların üzerine el basılarak yapılır; çalışmalara ve yazışmalara Evrenin Ulu Mimarı’nın adı anılarak başlanır. Üyelerini birbirine bağlayan, Tanrı’ya inanç<br />ilkesi, Masonluğu evrensel düzeyde bir sevgi ve hoşgörü kurumu yapar.<br /><br /><strong>Masonluk neden dine karşıymış gibi gösterilmek istenmektedir ?</strong></p>
<p>Masonluğun iyi tanınmamasından kaynaklanan yanlış bir görüştür. Tanrı inancı olmayan hiç kimse Muntazam Mason olamaz.<br /><br /><br /><strong>“Evrenin Ulu Mimarı” teriminin anlamı nedir ?</strong></p>
<p><br />Masonluktaki Evrenin Ulu Mimarı terimi, Masonluğun ayrı bir “tanrısı” olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, Evrenin Ulu Mimarı, bir Masonun inandığı dinde Tanrı nasıl adlandırılıyorsa O’nun ortak sıfatıdır. Dolayısıyla, Evrenin Ulu Mimarı, farklı dinlere mensup Masonları, çeşitli dinlerdeki özel tanrı adları karmaşası olmadan, tek bir isimle inançsal olarak birbirlerine bağlayan ortak bir masonik terimdir.<br /><br /><strong><span style="color: #ff0000">Masonluk Siyonist veya Yahudi kaynaklı bir kuruluş</span> mudur ?</strong></p>
<p><br />Hayır. Masonluk asla Siyonist bir kuruluş değildir. Yahudilikle ve Yahudilerle hiçbir ilgisi yoktur. Siyonizm, Masonluğun kuruluşundan çok sonra ortaya çıkmış bir yapılanmadır. Masonik semboller ve alegoriler, yani menkıbeler, Hz. Süleyman tarafından Kudüs’te inşa edilen Mabet’in yapımına ilişkin efsanelere dayandığından, Masonluğa yanlış olarak Yahudi kuruluşu yakıştırması yapılmaktadır. Hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim Hıristiyan dünyasında piskoposlar ve rahipler; Yahudi dünyasında hahamlar ve rabbiler, İslam dünyasında şeyhülislam, imam ve diğer ünlü din önderleri arasında Masonlar da vardır.<br /><br /><br /><strong>Masonluk sizden ne beklemektedir ?</strong></p>
<p><br />Kardeşlik kuruluşumuzun bir üyesi olarak edineceğiniz yükümlülükler, modern bir toplumun üyesi olarak daha önce edindiğiniz yükümlülükler ve üstlenmiş olduğunuz ülkesel, ailesel ve bireysel sorumluluklarınız ile asla çelişmeyecek ve çatışmayacaktır. Aksine Masonluk, çağdaş toplumun bir üyesi olarak taşımakta olduğunuz sosyal ve bireysel yükümlülükleri tekrar etmekte ve vurgulayarak perçinlemektedir. Bu nedenle, Masonluktan geçmişini, bugününü ve geleceğini ve Mason Kardeşliğinin bütün imtiyazlarını sizinle paylaşmasını isterken; ilişkilerin karşılıklı olduğunu ve sizden yükümlülük ve sorumluluklarınızı daha bilinçli bir görev anlayışı ile yerine getirmenizin beklendiğini unutmamalısınız. Daima hatırlamalısınız ki;<br />- Mason olmak için şu anda gönlünüzde duyduğunuz çağrı bir manevi davettir; kendinizi bu çağrıyı cevapsız bırakma üzüntüsüne düşürmemelisiniz.<br />- Sizden, ailenize, ülkenize ve Kardeşlik kuruluşumuza daima bağlı olmanız beklenmektedir.<br />- Vatanseverlik vazgeçilemez bir görevdir. İyi bir yurttaş olarak, ulusunuza, ülkenize ve devletinize karşı hiçbir sadakatsizliğe ve başkaldırıya katılmamalısınız.<br />- Masonluğun, yalnız Masonlar için değil, bütün insanlık için “Hürriyet, Eşitlik ve Kardeşlik” istediğini unutmayınız. <br />- Başkalarının aynı hakları ve hürriyetleri ile çatışmadığı sürece, yaşamak hakkı ve çalışmak hakkı ile düşünce hürriyeti ve vicdan hürriyeti Masonluğun temel ilkeleridir.<br />- Her Mason, cehaletin, taassubun, zulmün, boş inançların, batılın, tüm akli ve ruhi karanlıkların düşmanıdır.<br />- Her Mason, dulların, yetimlerin, zayıfların, düşkünlerin yanındadır. Herhangi bir grubun ya da kişinin inançlarına ve yazgılarına keyfi olarak müdahale edilmesi zorbalığının herhangi bir kişi veya kurum tarafından kullanılmasına karşı çıkar.<br />- Masonlar arasında geliştirilmiş olan alçak gönüllülük, sabır, yardımseverlik, adalet, dayanışma ve nezaket gibi faziletler temiz ve sağlam bir karakterin işaretleridir.<br /><br /><br /></p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/masonluk/masonlukla-ilgilenenler-icin-masonluga-dair-temel-bilgiler-ve-en-sik-sorulan-sorularin-cevaplari/#post-18</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Masonlukla İlgilenenler için Masonluğa Dair Temel Bilgiler ve En Sık Sorulan Soruların Cevapları</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/masonluk/masonlukla-ilgilenenler-icin-masonluga-dair-temel-bilgiler-ve-en-sik-sorulan-sorularin-cevaplari/#post-17</link>
                        <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 20:10:25 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Masonluğun başlangıcı nedir ?
Masonluğun, tam olarak nerede ve nasıl başladığı ile ilgili kesin bilgi yoktur; çeşitli görüşler vardır. Ancak, insanın düşünsel gelişmesine paralel olarak tar...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Masonluğun başlangıcı nedir ?</strong></p>
<p><br />Masonluğun, tam olarak nerede ve nasıl başladığı ile ilgili kesin bilgi yoktur; çeşitli görüşler vardır. Ancak, insanın düşünsel gelişmesine paralel olarak tarihin eski dönemlerinde ortaya çıktığı sanılır. Masonluğun büyümesi ve gelişmesinde çeşitli kültürel, sosyal ve ekonomik öğelerin katkısı olmuştur.<br />Tanrı’nın insanlara bahşettiği dostluk, birlik ve beraberlik içinde mutlu ve huzurlu bir dünyayı paylaşmak duygusu ve arzusu Masonluğun başlamasındaki önemli etkenlerdendir.<br />Ortaçağ’da, büyük katedralleri inşa etmek için Avrupa’da localar hâlinde dolaşan Operatif (Amelî) Mason toplulukları vardır. Masonluktaki kardeşlik düşüncesinin ilk plan ve malzemesinin bu işçiler arasında oluştuğu; Masonluğun, Ortaçağ’da taşçı ve duvarcıların kurdukları mesleki dayanışma<br />birliklerinden doğduğu söylenebilir. Fakat 1717 yılından bu yana, Masonluğun inşa sanatıyla doğrudan bir ilişkisi kalmamıştır. Masonluğun fikrî oluşum ve gelişiminde, Operatif Masonluk yanında, başta Mısır olmak üzere, eski misterlerin ve ezoterik-inisiyatik kuruluşların etkileri olmuştur.<br />İlk mesleki kardeşlik kuruluşu, Ortaçağ’da Norman istilasından sonra kurulan loncalar zamanından itibaren Britanya’da ortaya çıkmış gibi gözükmektedir. Fakat taşçılar ve duvarcılar genellikle kasabaların dışında iş bulduklarından; bunlar loncalar kurmayıp, belirli bir taş ocağına veya bir yapıya bağlı “loca”lar meydana getirmişlerdir. Bununla beraber, bu locaların maksat ve gayeleri de, loncalarınkine çok benzemekteydi. Bu hedef ve gayeler, işi ve mesleği düzenlemek, mensuplarına yüksek ahlak ve iyi davranış standartları aşılamak ve yeni üyelere meslek bilgileri vermekte toplanıyordu. Beri yandan, meslek ve sanatlarının o zamanki koşulları, bir yerde sürekli çalışmamayı, çeşitli yerlerde iş aramayı gerektirdiğinden,<br />birbirlerini tanımak için gizli, dâhilî, bâtıni usuller konulmuş bulunuyordu. Bunlar, sadece üyeler arasında bilinen tanışma işaretleri ve kelimelerinden oluşmaktaydı.<br />Localar, taşçı ve duvarcılara atölye vazifesi görmekteydi ve Masonların yaşadıkları evlerden ayrıydı. Bununla birlikte, loca sadece atölye olmakla kalmıyor, önemli bir sosyal yönü de bulunuyordu. Taşçılar ve duvarcılar öğle yemeklerini burada yiyip; istirahat ediyordu. Locadaki çalışmaların gizli tutulması, mesleki sırlar olarak eskiden beri şart koşulmuştur. Locadaki eğitim ve öğretim de, yazılı olarak kesin ve açık bir şekilde açıklanmayıp, sözlü olarak yapılmıştır. Mevcut olan eski el yazması masonik belgeler, yaklaşık 1400 tarihini taşımaktadır.<br />Bu belgelerde, loca meselelerinde gizlilik ve sır tutmak ilkeleri yer almaktadır. El yazmalarından, erken dönemlerde bile, localara taşçı ve duvarcı olmayanların da üye alındıkları, zaman geçtikçe, inşa mesleği dışındaki (kabul edilmiş) Masonların arttığı görülmektedir. 17. yüzyılın başlarına kadar çok güçlü olan bu kuruluşlar, inşaat meslek eğitiminin localardan okullara kaymasının yanında, ekonomik nedenlerle inşaatların yavaşlaması ve durması ile eski güçlerini devam ettiremez olmuşlardır. Bunun üzerine kurallarını değiştirerek aralarına meslekten olmayanları da kabul etmeye başlamışlardır.<br />Böylece kuruluşlar, Spekülatif (Düşünsel) Masonluk denilen fikrî sisteme dönüşmeye başlamıştır. 17. yüzyılın ikinci yarısında localardaki amelî unsurun gittikçe zayıfladığı, düşünsel unsurun kuvvetlendiği, asrın sonlarına doğru da birçok locanın düşünsel bir nitelik kazandığı görülmektedir.<br /><br /><strong>Loca ve Büyük Loca nedir ?</strong></p>
<p><br />Loca, Operatif (Amelî) Masonlukta, inşaat sahası içinde şantiye binası türü bir mekândı. Loca, planların yapılması, görev ve yetkiler belirlenmesi, aletlerin saklanması ve mesleki eğitim öğretim sosyal amaçlı kullanılırdı. Loca, aynı zamanda, istirahat ve sohbet edilen, yemek yenilen bir sosyal kulüp niteliği de taşıyordu. Fakat Localar sabit ve sürekli değildi; inşaat tamamlanıp şantiye ortadan kalkınca, ya Loca da yok oluyor ya da yeni işyerine taşınıyordu. Günümüzde Loca kelimesi masonik açıdan üç anlamda kullanılmaktadır:</p>
<p><br />1. Masonların toplandıkları yer, bina, salon;<br />2. Mason topluluğu, Mason Derneği, Derneğin kolu;<br />3. Bu topluluğun, derneğin, kolun yaptığı toplantılar.</p>
<p><br />İkinci ve gerçek anlamıyla Loca, bütün masonik çalışmaların çekirdeğidir. Masonlar Localar hâlinde toplanıp çalışırlar. Locasız Mason ve Masonluk olmaz. Locaların masonik çalışma yaptıkları özel masonik mekânlara Mabet denir. Mabet denilmesinin nedeni, Masonların tüm insanlığın yararı için<br />inşa etmeye uğraştıkları Ülkü Mabedi için harcadıkları emek ve çalışmalarının kutsal olmasındandır. Masonlukta, düşünce veya el emeğinin ikisi de kutsaldır. Bu bakımdan, Masonlar localar hâlinde Mabetlerde çalışırlar. Locaların başkanlarına Üstad-ı Muhterem, görevlilerine Loca Görevlileri denir.<br />1717’den bu yana Localar ayrı ayrı ve bağımsız çalışmak yerine, Büyük Loca adıyla, aralarında federatif olarak örgütlenerek merkezî bir otorite kurmak suretiyle bu Büyük Loca’ya bağlanmışlardır. Masonluğun geleneksel uygulamasında, belirli sayıda Muntazam Loca bir araya gelerek Büyük Loca’yı oluşturur. Bu oluşumdan sonra, Masonlar ve Localar, kurdukları Büyük Loca’nın idari, mali ve kazaî yönetim ve denetimi altına girerler. Büyük Locaların Yasama organı Loca delegelerinden oluşan Genel Kurul; Yürütme organı Yönetim Kurulu eşdeğeri Büyük Görevliler Kurulu; Yargı organı Haysiyet Kurullarıdır.<br />Büyük Locanın seçimle gelen ve geniş masonik yetkilerle donatılan başkanı Büyük Üstat; Büyük Görevliler Kurulu’nun üyeleri Büyük Görevlilerdir. Dünya uygulamasında her ülkede bir muntazam Büyük Loca vardır. Masonluğun yaygın olduğu siyasal federatif idari yapıya sahip geniş ülkelerdeki (ABD, Kanada, Avustralya, vb.) her devlet veya eyalette ayrı birer Büyük Loca veya Bölge Büyük Locası faaliyet gösterir.<br /><br /><br /><strong>İlk Büyük Loca ne zaman ve nerede kurulmuştur? </strong></p>
<p><br />1717’de Londra’da kurulmuştur. Londra’da çalışmakta olan dört loca, mesleğin daha iyi bir biçimde düzenlenmesi için merkezî makam ve otorite kurmak konusunda aralarında anlaşmışlar ve kurdukları federatif oluşuma “Büyük Loca” adını vermişlerdir. Önceleri adı Londra Büyük Locası olan<br />bu yönetim merkezi, daha sonra İngiltere Birleşik Büyük Locası’na dönüşmüştür.<br />İlk Büyük Loca’nın kuruluşundaki inançsal açıdan çok önemli olan temel ilke, o tarihe kadar İngiltere inanç sistemini temsil eden milli kiliseye sıkıca bağlanmış olan Masonluk mesleğini, belirli bir mezhep ve inanç biçiminden uzak tutmak olmuştur. O zaman konulan bu yasa, bugün de geçerlidir. Masonluk, din farkı gözetmeksizin, Tanrı’ya inanan erkeklere açık bir ahlak ve fazilet öğretisi okulu hâline gelmiştir. Dünyadaki bütün Büyük Locaların ilki olan bu kurum, kuruluşu sırasında sadece Londra ve çevresini kapsamaktan daha fazla bir yetkiye sahip olmamakla birlikte, locaları yönetmekteki sağduyulu kararları ve laik yöntemleri sayesinde İngiltere genelinde söz sahibi olmuş, Masonluk daha sonra bu modele benzer şekilde bütün<br />dünyaya yayılmıştır.<br />İlk Büyük Loca’nın kuruluşundan hemen sonra, localar bütünüyle düşünsel bir hüviyet almışlardır. Günümüzde dünyada çalışan Operatif Mason Locaları, İngiltere’deki birkaç istisnai örnek dışında kalmamıştır. İşte, böylece mütevazı bir şekilde 1717’de Londra’da kurulmuş olan Büyük Loca, yalnız bütün İngiltere’de değil; aynı zamanda başka ülkelerde de kısa bir zamanda etkisini duyurmuştur. 1725’te İrlanda, 1736’da İskoçya gibi ülkeler, bu örneğe uyarak, kendi Büyük Localarını kurmuşlar ve bu yeni oluşum kısa zamanda Avrupa, Amerika ve bütün dünyaya hızla yayılmıştır. Bugün, dünyada 190 kadar Büyük Loca bulunmaktadır.<br /><br /><strong>Türkiye’de Masonluk nasıl kurulmuştur ve şimdiki durumu nedir ?</strong></p>
<p><br />Türkiye’de Masonluğun 250 yılı aşkın, yani dünya Masonluk tarihini yakından izleyen bir geçmişi vardır. İngiltere’de, bugünkü Masonluğun kurulduğu 1717’nin hemen sonrasından, 1721’den itibaren, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde ilk Mason Locaları açılmaya başlamıştır. Bu tarihte İstanbul’da Fransız Masonları tarafından loca kurulup çalıştığı yolunda bilgiler vardır. İlk Mason öncüler arasında Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin oğlu Sait Çelebi, Humbaracı Ahmet Paşa ve İbrahim Müteferrika gibi dönemin aydınlarının adları geçmektedir. 1738 tarihli bir Londra gazetesi “İstanbul, İzmir ve Halep’te Mason Localarının açıldığı ve bunlara çok sayıda Müslüman Türk’ün girdiğini” yazmaktadır. Osmanlı topraklarında adı bilinen ilk loca<br />1748 yılında Halep’te İngilizler tarafından kurulan “İskenderun Locası”dır. Bu tarihten itibaren, kısa aralıklı yasaklama dönemlerinin dışında, İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, İskoç, İrlandalı, Polonyalı, Romen, Yunan ve İspanyolların İstanbul, İzmir, Manastır, Selanik, Edirne, Lübnan ve Suriye’de açtıkları localara Osmanlı topraklarında bulunan yabancılar ve etnik grupların yanı sıra çok sayıda Müslüman Osmanlı tebaası da üye olmuştur. Tanzimat ve Meşrutiyet kadrolarının önemli bir bölümü Masondur. Üyelerin arasında, padişah (V.Murad), şehzadeler, sadrazamlar, vezirler, şeyhülislamlar, devlet adamları, paşalar, edebiyatçılar, gazeteciler ve diğer aydınlar bulunmaktaydı.<br />1909 yılında ilk ulusal Büyük Loca kurulmuştur. İlk Büyük Üstat Talat Bey’dir. (Büyük Üstatlığı sona erdikten sonra, Sadrazamlığa getirildiği 3 Şubat 1917’de Paşa unvanını almıştır.) Osmanlı Büyük Locası Cumhuriyet ile birlikte Türkiye Büyük Locası adını almıştır. Osmanlı ve Cumhuriyet<br />dönemlerinde dünyada ve ülkede yaşanan çalkantılardan etkilenmekle birlikte, günümüze kadar üye sayısını arttıran ve çalışma alanını genişleten Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası; sayısı 250’yi geçen locaları ve 18.000 kadar üyesi ile İstanbul merkez olmak üzere Türkiye’de İstanbul<br />(Merkez, Kadıköy), Ankara, İzmir (Merkez, Karşıyaka), Bursa, Çorlu, Kocaeli, Çanakkale, Adana, Antalya, Eskişehir, Mersin, Ürgüp, Antakya, Gaziantep, Bodrum, Marmaris, Fethiye, Çeşme, Kuşadası, Ayvalık gibi il ve ilçelerdeki lokallerde çalışmalarını sürdürmektedir. Dünya genelinde 160 kadar Muntazam Büyük Loca ile karşılıklı tanışan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası dünya çapında saygın bir konuma sahiptir.<br /><br /><br /><strong>Kimler Mason olabilir ?</strong></p>
<p><br />Masonluğa; hür irade ve rızaları ile Mason olmak isteyen, medeni haklara sahip, yirmi bir yaşını doldurmuş, hür, iyi ahlaklı, namuslu, şerefli, aydın ve Dernekler Yasası’na göre derneğe üye olmaya engeli bulunmayan erkekler üye olabilir.<br />Bu niteliklerden birini kaybedenler Masonluktan çıkarılır. Ahlaki karakter sağlamlığı en önemli şart olduğundan, toplumdaki şöhreti iyi olmayan, iyi tanınmayan, karakteri sorgulanan kişiler Mason olamazlar. Mason olmaya niyet eden kişinin, öncelikle kendisini yetkinleştirmeye ihtiyaç duyması ve<br />masonik öğretileri anlayacak düzeyde yetenekli ve kültürlü bir aydın olması gerekir. Ayrıca toplantılara muntazaman devam etme niyeti, isteği, merakı ve zamanı olmalıdır. Mason olmak isteyenler, kendisini ve ailesini geçindirebilecek; ödenti yükümlülüğünü yerine getirebilecek mali güce sahip olmalıdır. <br /><br />Mason olmak için hür irade ve rıza neden önemlidir ? Masonik anlayışa göre, bir insanın düşüncede ve eylemde hür iradesi ve rızası bireysel hürriyetinin ölçüsüdür. Masonların, özel anlamlı adı olan Hür Mason kelimesinin günümüzdeki anlamı da zekâ, akıl, irade ve ruh hürriyetidir. Bu nedenle, bir Masonun, Mason olmak için verdiği karar da dahil olmak üzere, tüm hayatı boyunca Mason olarak her türlü düşüncesi ve yaptığı<br />her hareket onun hür iradesine ve rızasına bağlıdır. Aday, hür düşünen ve davranan hür bir insandır. Bu nedenle, adayın Masonluğa başvurusu gönül rızası ve hür isteği ile olmalıdır.<br />Hiç kimsenin baskısından etkilenmemiş, gönüllü ve içten bir istekle yapılmış başvuru olmalıdır. Aday, ancak böyle olduğu takdirde, çevresinden yansıyan önyargılardan veya değersiz ve çıkarcı beklentilerden hiç etkilenmeksizin, sadece kendi hür iradesi ve rızasına bağlı olarak Kuruluşumuzun olumlu kararına göre Mason olma arzusuna kavuşabilecektir. Mason olunca, fikir ve vicdan hürriyetinin en aziz imtiyazlarından olduğunu daha iyi anlayacaktır.<br /><br /><br /></p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/masonluk/masonlukla-ilgilenenler-icin-masonluga-dair-temel-bilgiler-ve-en-sik-sorulan-sorularin-cevaplari/#post-17</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Masonluğun Temel İlkeleri</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/masonluk/masonlugun-temel-ilkeleri/#post-16</link>
                        <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 19:56:30 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Masonluğun Temel İlkeleri 
M. Remzi Sanver 
Masonluğun operatif halden spekülatif hale dönüşmesinin dönüm noktalarından biri, 24 Temmuz 1717 tarihinde, Londra’da çalışmakta olan dört locan...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Masonluğun Temel İlkeleri </strong></p>
<p><strong>M. Remzi Sanver </strong></p>
<p>Masonluğun operatif halden spekülatif hale dönüşmesinin dönüm noktalarından biri, 24 Temmuz 1717 tarihinde, Londra’da çalışmakta olan dört locanın bir araya gelmesi ve merkezî bir otorite altında örgütlenerek dünyada ilk defa bir büyük locayı kurmasıdır. Kurulan örgüte Londra Büyük Locası adı verilmiş ve büyük üstatlığa Anthony Sayer seçilmiştir.</p>
<p>Akla gelen ilk soru bu yeni örgütün ne gibi kurallara tabi olacağıydı. Operatif Masonluk döneminde her loca bağımsız olarak çalışırdı ama tüm locaların ortaklaşa benimsedikleri bir takım geleneksel kurallar vardı. İngiltere Büyük Locası kurulduktan sonra, oturup yeni bir tüzük hazırlamaktansa, Operatif Masonluk dönemine ait belgelere ulaşıp eski gelenek ve kuralların tespitine ve bu sayede bu yeni oluşumun kaide ve tüzüklerinin kaleme alınmasına çalışılmıştır.</p>
<p>Londra Büyük Locası kuruluşundan kısa bir süre sonra adını değiştirmiş ve İngiltere Büyük Locası ismini almıştır. Bu kurum, ele alacağımız tarihî gelişmeler sonucunda bugün, İngiltere Birleşik Büyük Locası ismini taşımaktadır.  Zaten Masonik terminolojide İngiltere Büyük Locası’nın kurulması yeni bir oluşum olarak görülmez ve “revival” yani yeniden canlandırma olarak adlandırılır.  Bu işle görevlendirilen James Anderson, bugün Masonluğun Anderson Anayasası olarak da bilinen “Hür ve Kabul Edilmiş Masonların Eski ve Muhterem Kardeşlik Cemiyetinin Nizamları” başlıklı metni kaleme almıştır. Bu metin üç ana bölümden oluşur. İlk bölüm Masonluk tarihine ayrılmıştır. İkinci bölümün iki kısmı vardır. Bunlardan ilki Hürmasonların yükümlülüklerini düzenler, ikincisi bir localar genel tüzüğüdür. Üçüncü bölümde ise birtakım Masonik şarkılar ve bunların notaları vardır. 1723 senesinde ilk baskısı yapılan Anderson Anayasası’nın ikinci bölümünde yer alan ve Masonun inancına dair şartları ortaya koyan, “Tanrı ve Dine dair” başlıklı birinci madde, kısa bir süre sonra tartışmaların odağı olmuştur.</p>
<p>Evvelâ metnin ne dediğini görelim: “I. Tanrı ve Dine dair Bir Mason, sıfatının gereği, ahlâk yasasına uymak zorundadır; ve eğer Sanat’ı doğru anlıyorsa, hiçbir zaman budala bir tanrıtanımaz ya da dinsiz bir liberten olmaz. Fakat eski zamanlarda Masonlar, her ülkede, o ülkenin ya da ulusun dininden, bu her ne idiyse, olmak yükümlülüğündeydiler; şimdi ise, özel kanıları kendilerine bırakılarak, bütün insanların mutabık oldukları dinden olmaları yeterli görülmektedir; bu da, onları ayırdeden sıfat ve kanaatleri ne olursa olsun, iyi ve doğru, veya onurlu ve dürüst insanlar olmaktır. Böylece Masonluk, aksi takdirde birbirlerinden ebediyen uzakta kalacak kişilerin arasında bir birlik merkezi, hakiki dostluğun kazandırılmasında bir vesile olur.”</p>
<p>Masonluğun kapılarını tanrıya inanmak kaydıyla her dinden insana açan bu ifadeler, Masonluğun içinde ciddi tartışmalara yol açmıştır. Bir taraftan mesleği Hıristiyan geleneğinin bir parçası olarak gören Masonların rahatsızlığı, diğer taraftan Katolik Kilisesi’nin 1738 senesinde yayınladığı “In Eminenti” fermanıyla Masonluğu aforoz etmesi, İngiltere Büyük Locası üzerinde baskı oluşturmuştur. Bu baskının ağırlığı gözardı edilemeyecek bir ölçüye ulaşmış olmalı ki, 1738 senesinde Anderson tarafından yapılan düzeltmelerle bu Anayasa’nın ikinci baskısı yapılmıştır.</p>
<p>Söz konusu madde 1738 Anayasası’nda aşağıdaki biçimde kaleme alınmıştır: “I. Tanrı ve Dine dair Bir Mason, sıfatının gereği, gerçek bir Noaşit olarak ahlâk yasasına uymak zorundadır; ve eğer zenaati doğru anlıyorsa, hiçbir zaman budala bir tanrıtanımaz ya da dinsiz bir liberten olmaz ve vicdanına karşı hareket etmez. Eski zamanlarda Hıristiyan Masonlar, seyahat ettikleri veya çalıştıkları ülkedeki Hıristiyan âdetlerine uymak zorundaydılar. Fakat Masonluk bütün milletlerde, hattâ değişik dinlerde bile bulunduğundan, bugün sadece, (özel kanıları her kardeşin kendisine bırakılarak), bütün insanların mutabık oldukları dine mensup olmakla yükümlüdürler. Bu da, onları ayırdeden isimleri, dinleri veya kanaatleri ne olursa olsun, iyi ve doğru, onurlu ve dürüst insanlar olmaktır. Zira herkesin Nuh’un 3 büyük buyruğunda mutabık olması, locanın harcını korumak için yeterlidir. Böylece Masonluk, onların birliklerinin merkezi ve aksi takdirde birbirlerinden ebediyen uzakta kalacak kişileri uzlaştırmada mutlu bir vasıta olur.” Mesleği Hıristiyan geleneğinin bir parçası olarak görenler, 1738 senesinde yapılan değişiklikle de tatmin olmamışlardır. Bunlar, İngiltere Büyük Locası’nın kuruluşundan sonra bu örgüte katılmayan bir takım localarla birlikte, 1751 senesinde Eski Masonların Büyük Locası –ya da kısaca Eskiler- adı altında kendi büyük localarını kurmuşlar ve 1764 tarihinde, 1738 Anayasası’ndan yararlanarak, Ahiman Rezon adını verdikleri kendi anayasalarını kaleme almışlardır.</p>
<p>Ahiman Rezon koyu Hıristiyani bir metindir ve “Tanrıya ibadet, kilisenin kutsal pederlerine itaat ve onlar tarafından derlenmiş kutsal yazılara inanç” benzeri şartlar içermektedir. Esasen Eskiler, Masonluğun gerçek adetlerini sürdürme iddiasında olup, “Modernler” adını verdikleri İngiltere Büyük Locası’nın yaklaşımlarını geleneksel Masonluktan bir sapma olarak görüyorlardı. İngiliz Masonluğundaki Eskiler-Modernler ayrılığı kalıcı olmamış, iki büyük loca 1813 senesinde birleşerek İngiltere Birleşik Büyük Locası’nı oluşturmuşlardır. Birleşme öncesinde yapılan anlaşma sonucunda, Modernlerin benimsemiş oldukları Anderson Anayasası, bazı maddelerinin gözden geçirilmesi kaydıyla, İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın anayasası olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>Anderson Anayasası’nın “Tanrı ve Dine dair” maddesi bu çerçevede yeni bir düzeltmeye tabi tutulmuş ve Noaşit olma şartı metinden çıkartılmıştır. 1815 tarihinde kaleme alınan bu metin şöyledir: “I. Tanrı ve Dine dair Bir Mason, sıfatının gereği, ahlâk yasasına uymak zorundadır; ve eğer Sanat’ı doğru anlıyorsa, hiçbir zaman budala bir tanrıtanımaz ya da dinsiz bir liberten olmaz. O, Tanrı’nın insanlar gibi görmediğini, tüm insanlardan daha iyi  Birleşme şartlarından bir diğeri de İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın, Eskilerin uygulamakta oldukları ritüelleri kullanmasıydı. Böylece, Eskiler’in kendilerini Modernler’den ayırmak için benimsemiş oldukları Royal Arch derecesi de İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın ritüellerine dahil edilmiş oldu. Bugün Royal Arch Nizamı’nın İngiltere Büyük Locası’nın bünyesi içinde üstat derecesinin tamamlayıcısı olarak mevcudiyeti bu tarihî gelişmenin sonucudur. Bu konuya dair daha fazla bilgiyi Ayan (2000) ve Sanver (2001)’de bulmak mümkündür.  anlamak zorundadır. Zira insan dış görünüşe, Tanrı ise kalbe bakar. Bir Mason, bundan dolayı, asla vicdanının emirlerine karşı hareket etmemeye özellikle mecburdur. Bir insanın dini ve ibadet biçimi ne olursa olsun, Masonluktan çıkartılamaz. Yeter ki yerin ve göğün şanlı mimarına inansın ve ahlakın kutsal ödevlerini yerine getirsin. Masonlar, kardeşlik sevgisinin sağlam ve güzel bağı içinde, her inançtan erdemli insanlarla birleşirler; onlara, insanların kusurlarına merhametle bakmaları ve sahip oldukları inancın üstün mükemmelliğini kendi hareketlerinin safiyetiyle göstermeleri öğretilir. Böylece Masonluk, iyi ve doğru insanlar arasında bir birlik merkezi, aksi takdirde birbirlerinden ebediyen uzakta kalacak olanlar arasında dostluğun kurulmasında mutlu bir vasıta olur.” Üzerinde yaşanmış olan bütün tartışmalara rağmen, Anderson Anayasası’nın Hürmasonların yükümlülüklerini düzenleyen kısmı, Masonluğun geleneksel değerlerini tespit eden bir metin olarak, Masonlukta özel bir yere sahiptir. Spekülatif Masonluğun doğuş yıllarında, yeryüzündeki bütün büyük localar, hepsi, ifadesini Anderson Anayasası’na riayette bulan geleneksel Masonluk anlayışı çerçevesinde çalışmışlardır. Gerçi “Anderson Anayasası’na riayet” ifadesiyle neyin kastedildiği çok açık değildir ama bütün bu büyük locaların yaklaşımları birbirine yakın olmuştur. En azından hiçbirinin Masonluğu uygulayış biçimi, bir diğerini rahatsız etmemiştir. Ta ki 1877 senesine kadar...</p>
<p>O yıl, Fransa’daki büyük loca olan Fransa Büyük Doğusu (Grand Orient de France), tanrıya inanç şartının vicdan özgürlüğüyle çeliştiği gerekçesiyle, Evrenin Ulu Mimarı kavramını ritüel ve tüzüklerinden çıkartır. İngiltere Birleşik Büyük Locası bu durumu kabul edilemez bulur ve Fransa Büyük Doğusu ile olan ilişkilerini keser. Geleneksel Masonluk anlayışını savunan diğer büyük localar da bu kararı takip ederler. Bu gelişme Masonluktaki ilk önemli kalıcı ayrılıktır. Fransa Büyük Doğusu’nun İngiltere Birleşik Büyük Locası tarafından dışlanmasıyla birlikte Fransa’da geleneksel ilkeleri benimseyen yeni bir büyük loca elbette ki kurulmuştur. Ne var ki bu olaydan sonra, “Masonluğun geleneksel ilkelerinin günün şartlarına göre yorumlanması” fikri yaygınlaşmış ve Masonluk varolduğu her yerde geleneksel ilkelere riayet eden ve etmeyen olarak ikiye ayrılmıştır. Bu ayrılık geleneksel Masonluğun inanca dair tavrıyla başlamışsa da, bununla sınırlı kalmamış ve kadınların Masonluğa alınmaması, Mason örgütlerinin din ve siyaset tartışmalarının dışında kalmaları gibi konulara da yayılmıştır. Burada dikkati çeken bir husus, geleneksel çizgiden ayrılan bazı büyük locaların bile Anderson Anayasası’nı benimseme iddiasını sürdürmeleridir. Sadece, bu metni artık başka biçimde –kendi ifadeleriyle günün şartlarına uygun olarak- yorumladıklarını söylemektedirler. Dolayısıyla, ister geleneksel çizgiyi benimsesin, isterse de bu çizgiden ayrılmış olsun, birçok büyük loca için “Anderson Anayasası’nı benimsemek” ortak bir tavırdır. Aralarındaki farkı yaratan, bu ifadeden ne anladıklarıdır. Anderson Anayasası’nın içerdiği mesaja dair farklı yorumların varlığı çok doğaldır. Zira, Hürmasonların yükümlülüklerini düzenleyen kısmı muğlak ifadeler içermektedir. Üstelik birbirinden çok farklı konuları ele aldığından, içerdiği ifadelerin önem sırası da açık değildir. Aynı metin, bir yandan Masonun sahip olması gereken inanç hakkında söz söylerken, diğer yandan loca toplantılarından sonra geç saatlere kadar içki içilmemesi gerektiği gibi konulara bile değinmektedir. Bu kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan, üstelik de muğlak ifadeler içeren bir metne, tarihin akışı içerisinde çok farklı yorumlar getirilmiş olmasında şaşılacak bir şey yoktur. Ne var ki bu farklı yorumlar birbiriyle uzlaşamayacak uygulamalara yol açmış ve neticede geleneksel Masonluğu benimseyen büyük localar, “Anderson Anayasası’nı benimsemek” ifadesinin ne manaya geldiğini, yoruma imkân tanımayan bir kesinlikle ortaya koyma yolunu seçmişlerdir. Bu yaklaşımın ilk ve en önemli örneği, İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın 4 Eylül 1929 tarihinde yayınladığı “Büyük Locaların Tanınması için Temel İlkeler” beyannamesidir. Bu beyanname, Masonluğun temel ilkelerinin İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın penceresinden ilanıdır. Esasen, İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın 1929 beyannamesiyle yaptığı, Anderson Anayasası’nın içerdiği çeşitli ifadeler arasında hangilerinin geleneksel Masonluğun temel değerlerini temsil ettiğini ön plana çıkartmak ve kurum olarak “Anderson Anayasası’na riayet etmek” ifadesinden ne anladığını açık biçimde ortaya koymaktır.</p>
<p>1929 Beyannamesi’nin maddeleri şunlardır:</p>
<p>1. Menşe intizamı, yani bir büyük locanın tanınmış bir büyük loca tarafından yahut en az üç kökeni muntazam locanın bir araya gelmesiyle, usulüne uygun biçimde kurulmuş olması.</p>
<p>2. Evrenin Ulu Mimarı’na ve onun vahyedilmiş iradesine inancın üyeliğe kabul için temel nitelik olması.</p>
<p>3. Tekris edilenlerin, yeminlerini açık olan “Kutsal Kanunun Kitabı” üzerine etmeleri ve böylece vicdanlarını yukarıdan gelen vahiyle bağladıklarını göstermeleri.</p>
<p>4. Büyük locanın ve locaların üyelerinin yalnızca erkeklerden oluşması ve kadınları üye kabul eden localar ya da oluşumlarla hiçbir şekilde Masonik ilişki kurulmaması.</p>
<p>5. Büyük locanın kendi kontrolü altındaki localar üzerinde hükümranlığa sahip olması, yani jüridiksiyonu altındaki sembolik dereceler (çırak, kalfa ve üstat) üzerinde tek ve tartışmasız bir otoriteye sahip olan sorumlu, bağımsız ve kendi kendini idare eden bir kurum olması; bu otoritenin bir Yüksek Şura’ya veya bu dereceleri kontrol etmek ya da gözetmek iddiasında olan herhangi bir güce bağlı olmaması ya da bunlarla paylaşılmaması.</p>
<p>6. Hürmasonluğun üç büyük nurunun (Kutsal Kanunun Kitabı, Gönye ve Pergel) büyük loca ya da ona bağlı locaların çalışmaları esnasında açık bulundurulmaları - bunlar arasında Kutsal Kanunun Kitabı başta gelir.</p>
<p>7. Loca içinde siyaset ve din tartışılmasının kesinlikle men edilmesi.</p>
<p>8. Mesleğin eski Landmarklarına, örf ve âdetlerine sıkı bir şekilde riayet edilmesi.</p>
<p>İngiltere Birleşik Büyük Locası, 1929 senesinden sonra, Masonluğun temel ilkelerine dair başka beyannameler de yayınlamıştır. Bunlardan başlıcaları, 1938 ve 1949 senelerinde yayınlanan “Mesleğin Hedef ve İlişkileri”, 1984 senesinde yayınlanan “Masonluk Nedir?”, 1985 senesinde yayınlanan “Masonluk ve Din”, 1989 senesinde yayınlanan “Hürmasonluğun Dış İlişkileri: İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın diğer Masonik örgütlerle olan ilişkileri” başlıklı beyannamelerdir. 1989 tarihli bu beyanname, 1929 tarihli beyannameyle aynı hususları ele almakta, diğer yandan Mason olacaklarda aranan inanç şartlarına ciddi değişiklikler getirmektedir. 1989 beyannamesi vahiy kavramını hiçbir surette dile getirmemekte; Mason olacakların bir yüce varlığa inanmaları ve yeminlerini de Kutsal Kanunun Kitabı üzerine etmeleri gerektiğini söylemekle yetinmektedir. Ayrıca, 1929 beyannamesinde var olan, “Kutsal Kanun Kitabı’nın gönye ve pergelin önünde geldiği” ifadesi de burada kaldırılmıştır.</p>
<p>1989 beyannamesinin sekiz maddesi aşağıdaki gibidir:</p>
<p>1. Bir büyük locanın muntazam bir büyük loca tarafından ya da intizamları muntazam bir büyük loca tarafından tespit edilmiş en az üç locanın bir araya gelmesiyle kurulmuş olması.</p>
<p>2. Büyük locanın bağımsız ve kendi kontrolü altındaki localar üzerinde mutlak otoriteye sahip olması; sembolik dereceleri idare etme yetkisine tek başına sahip olup, bunu herhangi bir diğer Masonik örgüt ile paylaşmaması.</p>
<p>3. Jüridiksiyonu altındaki Masonların erkek olmaları ve kadınları kabul eden localarla hiçbir Masonik temasta bulunulmaması.</p>
<p>4. Jüridiksiyonu altındaki Masonların bir yüce varlığa inanmaları.</p>
<p>5. Jüridiksiyonu altındaki Masonların yeminlerini Kutsal Kanunun Kitabı (yani İncil) ya da kendilerince kutsal addedilen kitap üzerine etmeleri.</p>
<p>6. Hürmasonluğun üç büyük nurunun (Kutsal Kanunun Kitabı, gönye ve pergel) büyük locaya bağlı locaların çalışmaları esnasında açık bulundurulması.</p>
<p>7. Localar içinde dinî ve siyasi tartışmalara yer verilmemesi.</p>
<p>8. Masonluğun eski nizamlarına (“eski Landmarklara”) ve mesleğin örf ve âdetlerine büyük loca ve kendisine bağlı localar tarafından riayet edilmesi.</p>
<p>İfadesini 1989 beyannamesinde bulan Masonluk ilkeleri, geleneksel Masonluğun değerlerini günümüze taşımaktadır. Bu beyannamenin İngiltere Birleşik Büyük Locası tarafından yayınlanmış olması, geleneksel Masonluğun değerlerini bu büyük locanın belirlediği anlamına gelmez. Neticede Spekülatif Masonluk, bir meslek örgütü olan Operatif Mason localarının, çeşitli inisiyatik kurumlardan gelen aydınlarla karşılaşmasının bir ürünüdür. Buna paralel olarak, Masonluğun kurumsal kimliği, değerleri, hedefleri ve yöntemleri, Masonluğun mesleki ve inisiyatik geleneğinin birlikteliğinden oluşmaktadır. 1989 beyannamesinde ifade edilen ilkeler, Masonluk kültürünün yapıtaşı olan bu iki geleneğin temel unsurlarının korunmasına yöneliktir. 1989 beyannamesinin atıfta bulunduğu ve Masonluk kültürünün temel unsurlarından bir tanesi olan Landmark kavramını da bu perspektiften görmekte fayda vardır. Landmark sözcüğü, bütün dünyada, Masonik literatüre İngilizce dilindeki biçimiyle girmiştir. Landmark, inşaatçılık mesleğinin en eski geçmişinden bu yana var olan bir kavram olup üzerine yapı yapılacak bir alanın sınırlarını belirlemek için yerleştirilmiş arazi işaretleri anlamına gelmektedir. Taşlar, kazıklar, kireçle çizilmiş çizgiler ya da doğal işaretler “landmark” olarak değerlendirilebilir. Sembolizmasını inşaatçılık mesleğinden alan Hürmasonluk da ilgi alanını, varlığının sınırlarını, kendisine ait olan ile olmayanın ara çizgisini belirleyici kavramları tanımlamak için inşaatçılık geleneğinden gelen “landmark” tabirini kullanmıştır. Landmark kavramının Spekülatif Masonluk’ta ortaya çıkışı Anderson Anayasası’yladır. Söz konusu Anayasanın Genel Kurallar’ı belirleyen bölümünün 34. maddesinde, Eski Yükümlülüklere bağlı olarak “The old landmarks will be carefully preserved” yani “eski landmarklar, dikkatle korunacak” ifadesi yer alır. Bu kavrama İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın 1929 ve 1989 tarihli beyannamelerinde de yer verilmiştir. Diğer yandan, ne Anderson Anayasası’nda ne de İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın herhangi bir beyannamesinde, Landmarklar’ı listelemek yoluna gidilmemiştir. Buna mukabil, Amerika Birleşik Devletleri’nde, bilhassa 19. yüzyılda, çeşitli Landmark listeleri üretilmiştir. Bunlar arasında en meşhuru Albert Mackey’in 25 maddelik listesi olmakla birlikte, elliyi aşkın madde içeren listeler de vardır. Bu listelerdeki bazı maddeler üzerinde mutabakat sağlanmadığı gibi, birçok Büyük Loca, Landmarkları, Masonluğun başlangıcı bilinmeyecek kadar eski ve değiştirilmeleri halinde Masonluğun Masonluk olmaktan çıkacağı uygulamalar olarak tanımlamış ama bunların açıklanması, listelenmesi fikrine kategorik olarak karşı çıkmıştır. Bu karşı çıkışı çok güzel özetleyen bir ifadeyi, Iowa Büyük Locası Kütüphanecisi C.C. Hunt dile getirmiştir: “Landmarklar, ilke olarak açık, ayrıntı olarak müphemdir. Bunları tanımlamak temel özelliklerini yok eder.” 55 Bu vesileyle, Anderson Anayasası’nın metni üzerindeki tartışmaların 1815 senesinde son bulduğunu, bundan sonra bir daha metin üzerinde kalem oynatılmadığını tespit etmekte fayda vardır. 1815’ten sonra geleneksel Masonluğun ilkeleri, Mason kuruluşlarının yayınladıkları beyannamelerle ortaya konmuştur. Bu beyannameler daima Anderson Anayasası’na atıfla kaleme alınmış ve Anayasa’nın bir nevi yorumu olma özelliğini taşımışlardır. Böylece Anderson Anayasası’nın kendisi bir Masonik hukuk metni olmaktan çıkmış, Masonik hukuk metinlerine mesnet oluşturan bir tarihi belge, bir temel kaynak haline dönüşmüştür. Bu sağlıklı bir durumdur. Zira bir taraftan Anayasa üzerindeki sancılı tartışmalar sona ermiş ve metne değişmez bir hüviyet kazandırılmış, diğer taraftan bu değişmez metne yeni yorumlar getirmek imkanına sahip olmakla Masonluğun donup kalmasının önü kesilmiştir. Böylece gelenek ve çağa uyum gibi ilk bakışta birbiriyle çelişen iki kavram, Masonluk kültürünün iki temel unsuru haline gelmiştir.</p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/masonluk/masonlugun-temel-ilkeleri/#post-16</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>EINSTEIN VE LEMAITRE</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/bilim/einstein-ve-lemaitre/#post-15</link>
                        <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 19:31:04 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[EINSTEIN VE LEMAITRE
Bilimin bağnazlığı üzerine bir örnekleme yapmazsam söylediklerim havada kalacak gibi. Üstelik bunu bildik bir isim üzerinden yapmalıyım.
Albert Einstein, Fizik konusun...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><b>EINSTEIN VE LEMAITRE</b></p>
<p><span>Bilimin bağnazlığı üzerine bir örnekleme yapmazsam söylediklerim havada kalacak gibi. Üstelik bunu bildik bir isim üzerinden yapmalıyım.</span></p>
<p><span>Albert Einstein, Fizik konusunda deha olarak kabul edilir. Bugün neredeyse deha ve bilim konularında simge haline gelmiştir. Nobel ödüllü bilim insanıdır. Peki size sorsam Nobel ödülünü hangi çalışmasıyla kazandı? </span></p>
<p><span>Hayır, Genel Görelilik Kuramı ile değil!</span></p>
<p><span>Einstein’ın Nobel alan çalışması Fotoelektrik Etki üzerinedir.</span></p>
<p><span>Benim anlatacağım ise başka bir durum. Bugün bize bilim adına örnek kişi olarak verilen Einstein’ın bu davranışı pek çok bilim insanında da belirmeye başladı. Buna göre Einstein matematik ve fizik dehasıydı. Evreni tamamıyla çözmüş, hatta formüle etmişti. Çalışması kesindi. İspatlamıştı. Evren sabitti. </span></p>
<p><span>Oysa bir rahip aynı zamanda astronom olan Georges Lemaître, Hubble’ın gözlemlerini inceleyerek kızıla kaymayı fark etmiş ve evrenin genişlediğini ileri sürmüştü. Üstelik 1927’de küçük bir dergide ve Fransızca bu buluşunu yayımlamıştı. </span></p>
<p><span>Bir bilimsel konferansta Einstein’a ulaşmaya çalıştı. Ne münasebet, bir rahip koca Einstein’a bilim anlatacak, fikirlerinin doğru olamayabileceğini söyleyecekti öyle mi? Einstein önce kabul etmedi. Lemaître onu bir parkta bankta otururken yakaladı, kısa bir sürede fikirlerini, sebeplerini açıkladı. </span></p>
<p><span>Haklıydı!</span></p>
<p><span>Einstein en azından yanlışında ısrar etmeyerek çalışmalarını gözden geçirdi. Bu seferde yine aynı matematik ve fizik formüllerini kullanarak evrenin genişlediğini ispatlamıştı!</span></p>
<p><span>O zaman her şeyi bilemeyebileceğimizi, bildiğimizi sandığımız kısmın belki de okyanusta bir damla olduğunu kabul ederek yeni fikir ve olasılıklara açık olmak gerekmez mi? </span></p>
<p><span>Bilim yapıyor olsak da, din üzerine çalışıyor ve imanımız tam olsa da…</span></p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/bilim/einstein-ve-lemaitre/#post-15</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>BİR AN - Voyager Vesilesiyle Dünya için Carl Sagan&#039;ın Sözleri</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/bilim/bir-an-voyager-vesilesiyle-dunya-icin-carl-saganin-sozleri/#post-14</link>
                        <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 19:28:57 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[BİR AN
14 Şubat 1990 yılında Güneş Sistemimizin uzak sınırlarını keşfetmek için gönderilen ve yıllardır yolculuk yapan Voyager uzay aracı 6 milyar kilometre uzakta Satürn’ü geçerken Dünya’y...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><b>BİR AN</b></p>
<p><span style="font-weight: 400">14 Şubat 1990 yılında Güneş Sistemimizin uzak sınırlarını keşfetmek için gönderilen ve yıllardır yolculuk yapan Voyager uzay aracı 6 milyar kilometre uzakta Satürn’ü geçerken Dünya’ya dönerek Satürn halkaları arasından Dünya’nın son bir fotoğrafını çekmiş, bu görüntü “Soluk mavi nokta” olarak adlandırılmıştır. Meşhur Astronom Carl Sagan bu görüntü üzerin şunları söylemiştir:</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400">“Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her “yüce önder”, her aziz ve günahkâr onun üzerinde – bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400">Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400">Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400">Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400">Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza…”</span></i></p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/bilim/bir-an-voyager-vesilesiyle-dunya-icin-carl-saganin-sozleri/#post-14</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Cevap: Türkiye&#039;de Masonluk</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/masonluk/turkiyede-masonluk/#post-12</link>
                        <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 20:09:00 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[TÜRKİYE’DE MASONLUĞUN BAŞLANGICI: ÖZET TARİHÇE
(HERMIT_AP&#039;nin BURSA&#039;DA MASONLUK KİTABINDAN ALINTI)
Dionysos İşçilerinden bahsetmiştik. Doğanın döngüsünü işleyen pek çok Mister (Gizem) anla...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TÜRKİYE’DE MASONLUĞUN BAŞLANGICI: ÖZET TARİHÇE</strong></p>
<p><em>(HERMIT_AP'nin BURSA'DA MASONLUK KİTABINDAN ALINTI)</em></p>
<p>Dionysos İşçilerinden bahsetmiştik. Doğanın döngüsünü işleyen pek çok Mister (Gizem) anlatısı Ezoterizm ve dahi Masonlukta da uzun yıllar çalışma konusu olmuştur. Attis’ten Mitra’ya, Apollon’dan Prometheus’a topraklarımızda da bir zamanlar inanılmış; bugünse sadece mitolojik olarak görülen sembolik anlatımlar halen ilginçliğini korumaktadır. İnsanlığın ortak bilincinin şekillenmesinde etken olan bu düşünsel gelişim aynı zamanda Operatif olarak da takip edilebilir. Avrupa’daki Kompanyonaj ya da Guild sistemlerinin benzeri Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ahi Teşkilatı ile bizim kültürümüzde de var olmuştur. Tasavvufi bir yaklaşımı olan bu Teşkilat, Hz. Ali ile Hz. Muhammed arasında yaşandığı düşünülen Kırklar Cemi alegorik anlatımından kök alan Musahiblik<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><span></span></a> ve Şed<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><span></span></a> Bağlama töreni ile kendisine sembolik anlatım noktaları seçmiştir. Ahi düzenine kabul için bir tören yapıldığı ve Şed Bağlandığı bilinmektedir. Aynı zamanda Ahiliğin üç kapı üçer de makamdan dokuz derecesi vardır. Yiğit, Yamak, Çırak; Kalfa, Usta, <strong>Ahi; </strong>Halife, Şeyh, Şeyhül Meşayıh.</p>
<p>Aynı zamanda On iki imamla ilişkilendirilen 12 ilkesi vardır: Dürüstlük, Dayanışma ve Kardeşlik, Yardımlaşma, Adalet ve Hakkaniyet, Çalışkanlık ve Üretkenlik, Hoşgörü ve Saygı, Ahde Vefa ve Sadakat.</p>
<p>Osmangazi’nin hocası ve kayınpederi Şeyh Edebali’de bir Ahi Şeyhidir. Tasavvuftaki Seyr-i Süluk’taki Süluk, Meslek ile aynı kökten gelir. Meslek erbabı, loncalar halinde teşkilatlanmış ve her bir mesleğin piri tarafından yönetilir vaziyettedir. Meslekle ilgili sırlar öğretilirken aynı zamanda tasavvufta yolculuğu da paralel yürümektedir.</p>
<p>Taş ustalarının piri Hacı Bayram-ı Veli 1300’lerin sonunda söylediği şu sözleri duymamız lazım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Şakirdleri taş yonarlar, yonup üstada sunarlar</strong></p>
<p><strong>Çalabın adın anarlar, ol taşın her paresinde”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benim inanç ve kültürlerin birbiri üzerine kurulduğu, birbirinin dönüşüm ürünü olduğu fikrimi doğrularcasına Ankara’daki Hacı Bayram Cami’de hemen yanında bulunan eski Agustus Tapınağının taşlarını devşirmiş ve kullanmıştır.</p>
<p>Uzun lafın kısası, topraklarımız düşünsel ve inançsal temeli sağlam bir Zanaat altyapısına zaten sahiptir.</p>
<p>Osmanlı topraklarında da 1721 gibi erken tarihlere kadar Mason localarının toplandığı söylenir. Galata civarında çalıştığı ifade edilen bir loca belgelenmemiş olsa da en erken örnek olarak karşımıza çıkar. Levant bölgesinde ticaret sebebiyle bulunan <strong>Alexander Drummond</strong> İskoçya Büyük Locası tarafından bölgede görevlendirilmiş, hatıratında 1738’de İstanbul, İzmir ve Halep’te çalışan locaların varlığını bildirmiştir. Belgeleriyle kayıtlı, beratıyla takip edilebilen ilk loca ise yine kendisi tarafından 3 Şubat 1748 tarihinde kurulan ve İstanbul’da çalışan bir loca olup İskoçya Büyük Locası kayıtlarında İskoçya dışında kurulmuş ilk loca olarak görünmektedir. Drummond zaten Bölge Büyük Locası Büyük Üstadı (1747) ilan edilmiş, bu faaliyetlere o sebeple girişmişti.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><span></span></a></p>
<p>Bu dönemde ağırlıklı olarak çalışan localar yabancı Obediyanslara (Büyük Loca) bağlı ve gayrimüslim Osmanlı tebaası veya ticaret için Levant denilen Akdeniz bölgesine gelen tüccarlardan matrikülü oluşan localardı. Osmanlı döneminde 1826’da II. Mahmut Yeniçeri Ocağı ile birlikte bağlı bulundukları Bektaşi Tekkelerini de kapatmış, bir görülen Mason Locaları da birlikte yasaklanmıştı. Bunda Bektaşi ve Mevlevi Tekkelerinin ayinlerine gayrimüslimlerin bile katılmasına izin vermesi sebebiyle aynı kitle üzerinde etkin olmalarının etkisi olduğu kanaatindeyim. Ancak Kırım Savaşı sonrası İstanbul’a gelenlerle yeniden çalışmaların hız kazandığı, Balkanlarda ise artık kapanmış olan Bektaşi Tekkelerinin bu sefer Mason Localarını buluşma amacıyla etkin kullandığını görmekteyiz. Bu sebeple sonradan oluşacak <strong>Maşrık-ı Azam (Büyük Doğu)</strong> ilk Büyük Üstadı <strong>Talat Paşa</strong>, İkinci Büyük Üstat <strong>Mehmet Ali Erel Baba</strong> ve Dördüncü Büyük Üstat <strong>Rıza Tevfik</strong> aynı zamanda Bektaşi kimlikleriyle de bilinen kişilerdi. Zaten bu sebeplerle sembolizmada ortaya çıkan benzerlikler pek çok çalışmaya konu olmuştur.</p>
<p>Bir adım geriye gidersek Paris’te Büyükelçi olarak görev yaparken Avrupa hayatı ile ilgili sefaretname notlarına yazdıklarıyla meşhur <strong>28 Mehmet Çelebi</strong> oğlu ile birlikte Fransa’da Masonluğa girdiği ve Mason olduğu bilinen ilk Osmanlı olmuştur. Birlikte Osmanlı ve İslam eserlerini basmak üzere kurdukları ilk matbaa ile meşhur olan <strong>İbrahim Müteferrika</strong>, Osmanlı ordusunun ıslahı için gelip <strong>Humbaracı Ahmet Paşa</strong> adını alan Claude Alexandre Comte de Bonneval yine Mason olduğu iddia olunan kişilerdir.</p>
<p>1856 yılında ilginç bir olay yaşanır. İngiliz ordusundan <strong>Yüzbaşı Atkinson</strong> isminde birisi İrlanda Büyük Locasından aldığını söylediği yetkiyle <strong>Ionia, Anatolia</strong> ve <strong>Bizansio</strong> isimli üç loca kurar, para toplayarak buraya çok sayıda kişiyi tekris eder. Hatta bu locaları birleştirerek 1857 yılında Türkiye Büyük Locası ve hatta felsefi dereceler için bir de Şapitr kurar. Ancak 28 Şubat 1859 yılında <strong>Louis Mayer</strong> tarafından bu locaların düzensizliği ve Yüzbaşı Atkinson’un maddi fayda sağladığı ortaya çıkınca bu adımlar erken son bulur.</p>
<p>Sonraki adım olarak 1861 yılında Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti Yüksek Şûrası, <strong>Kadim ve Makbul İskoç Riti Şûray-ı Âlî-i Osmanî</strong> Osmanlı ve bağlı devletlerini kapsamak üzere oluşturulur. Kurucuları hakkında çok detaylı bilgi olmamakla birlikte ilk <strong>Hâkim Büyük Amirin Mısırlı Prens Halim Paşa</strong> olduğu ve 1869’da Charleston’da toplanan Yüksek Şûralar tarafından kabul edilip onaylandığı mevcut bilgilerdendir. Ancak pek faal olamamış ve uzun süre uykuda kalmıştır.</p>
<p>Uzun aradan sonra 3 Mart 1909’da Yüksek Şûra’nın uyandırılma çalışmaları hayata geçerek <strong>Prens Aziz Hasan Paşa </strong>usule uygun olarak sırasıyla<strong> Mehmet Talat, Cavit Bey, Rahmi bey, Midhat Şükrü, Dr. Rıza Tevfik, Nesim Mazliah, Michel Noradoungyan, David J. Kohen, Osman Adil, Asım bey, Mehmed Arif, Mehmet Fuat Hulusi ve Galip beyleri</strong> 33 dereceye yükselttiler. 18 Mart 1909’da <strong>Hüseyin Cahit Yalçın, Osman Talat, Galip Paşa</strong>; 20 Mart 1909’da <strong>Sarım Kibar, Sabri Kâtipzade, Emanuelle Carosso</strong>; 3 Eylül 1909’da <strong>Dr. Miralay Mehmet Ali</strong> ve 3 Kasım 1909’da <strong>Faik Süleyman Paşa</strong> Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin 33. Derecesine yükseltildiler.</p>
<p>13 Temmuz 1909 günü David J. Kohen’in Galata <strong>Noradounghyan Han</strong>daki iş yerinde Maşrık-ı Azam’ın kurulabilmesi için kardeşlere çağrı yapıldı. Yeter sayı oluşmayınca 1 Ağustos 1909 Tarihinde <strong>Haçopulos Pasajı</strong>nda yeni bir buluşma için tüm obediyanslardan kardeşlere çağrı yapıldı. Yüksek Şûra’nın kurduğu <strong>Vatan, Muhiban-ı Hürriyet, Vefâ </strong>ve<strong> Şafak </strong>Localarıyla birlikte Mısır Obediyansından <strong>Resne </strong>ve <strong>Uhuvvet-i Osmâniyye</strong> ile Fransız Obediyansı bağlısı La Renaissance’dan ayrılan bazı kardeşlerin oluşturduğu <strong>Terakki ve İttihat Muhipleri</strong> adlı locada beratını Yüksek Şûradan almış olarak yerini almış, loca sayısı yediye çıkmıştı. 29 kardeş toplantıda hazır bulundu ve <strong>Maşrık-ı Âzam-ı Osmânî</strong> kurulmuş oldu.</p>
<p>Bu toplantıda hazır bulunanlar şöyleydi:</p>
<table width="614">
<tbody>
<tr>
<td width="170">
<p><strong>Aziz Hasan Paşa</strong></p>
<p><strong>Ahmet Nesimi</strong></p>
<p><strong>J. Sakakini</strong></p>
<p>Dr. Mehmet Ali Baba</p>
<p><strong>Nail Reşit</strong></p>
<p><strong>Av. Osman Saip</strong></p>
<p><strong>Gazeteci Tevfik</strong></p>
<p><strong>Posta Md. Sadık</strong></p>
<p><strong>Dr. İlyas Mondiano</strong></p>
<p><strong>Dr. Jak Suhami</strong></p>
<p><strong>Ecz. Osman Fehmi</strong></p>
<p><strong>Mutasarrıf Hilmi</strong></p>
<p><strong>Nadra Moudron</strong></p>
<p><strong>David J. Kohen</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Michel Noradounghian</strong></p>
<p><strong>Solon </strong>E.<strong> Casanova</strong></p>
<p><strong>Victor Algrante</strong></p>
<p><strong>Eduardo Denari</strong></p>
<p><strong>Fevzi Menahem</strong></p>
<p><strong>Jaque Kalderon</strong></p>
<p><strong>Victor Mordo</strong></p>
<p><strong>Faik </strong>Süleyman<strong> Paşa</strong></p>
<p><strong>Dr. Bohur Kamhi</strong></p>
<p>Raffaello Ricci</p>
<p><strong>Av. Osman Talât</strong></p>
<p><strong>Herkül Diyamandopulo</strong></p>
<p><strong>Errera Dario</strong></p>
<p><strong>Av. A. </strong>Salem</p>
</td>
<td width="236">
<p><strong>Vatan Locası</strong></p>
<p><strong>Vatan Locası</strong></p>
<p><strong>Vatan Locası</strong></p>
<p><strong>Muhibbân-ı Hürriyet Locası</strong></p>
<p><strong>Vefâ Locası</strong></p>
<p><strong>Vefâ Locası</strong></p>
<p><strong>Vefâ Locası</strong></p>
<p><strong>Vefâ Locası</strong></p>
<p><strong>Şafak Locası</strong></p>
<p><strong>Şafak Locası</strong></p>
<p><strong>Resne Locası</strong></p>
<p><strong>Resne Locası</strong></p>
<p><strong>Uhuvvet-i Osmâniyye</strong></p>
<p><strong>Terakki ve İttihat Hakiki Muhipleri</strong></p>
<p><strong>Terakki ve İttihat Hakiki Muhipleri</strong></p>
<p><strong>Terakki ve İttihat Hakiki Muhipleri</strong></p>
<p><strong>Bisanzio Risorta Locası</strong></p>
<p><strong>Bisanzio Risorta Locası</strong></p>
<p><strong>Bisanzio Risorta Locası</strong></p>
<p><strong>Bisanzio Risorta Locası</strong></p>
<p><strong>Bisanzio Risorta Locası</strong></p>
<p><strong>Macedonia Risorta Locası</strong></p>
<p><strong>Macedonia Risorta Locası</strong></p>
<p><strong>Italia Risorta Locası</strong></p>
<p><strong>LaConstitution Locası</strong></p>
<p><strong>LaConstitution Locası</strong></p>
<p><strong>LaConstitution Locası</strong></p>
<p>Veritas<strong> Locası</strong></p>
</td>
<td width="208">
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>Osmanlı Y. Şûrâsı</p>
<p>İtalya Obediyansı</p>
<p>İtalya Obediyansı</p>
<p>İtalya Obediyansı</p>
<p>İtalya Obediyansı</p>
<p>İtalya Obediyansı</p>
<p>İtalya Obediyansı</p>
<p>İtalya Obediyansı</p>
<p>İtalya Obediyansı</p>
<p>İspanya Obediyansı</p>
<p>İspanya Obediyansı</p>
<p>İspanya Obediyansı</p>
<p>Fransa Obediyansı</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>Seçilen görevliler ise şu listede verildiği şekildeydi:</p>
<p>Büyük Üstad<strong> (Üstad-ı Azam)                             Mehmet Talât (</strong>Talât Paşa<strong>)</strong></p>
<p><strong>Üstad Yardımcısı                                              Miralay Galip</strong></p>
<p><strong>Birinci </strong>Nazır<strong>                                                      Dr. Mehmet Ali</strong></p>
<p><strong>Birinci Nazır Yardımcısı                                   Eduardo Denari</strong></p>
<p><strong>İkinci Nazır                                                      Ecz. Osman Fehmi</strong></p>
<p><strong>İkinci Nazır Yardımcısı                                    Nadra Moudron</strong></p>
<p><strong>Hatip                                                                Dr. Rıza Tevfik</strong></p>
<p><strong>Hatip Yardımcısı                                              Michel Noradounghyan</strong></p>
<p><strong>Kâtip                                                                Av. Osman Talât</strong></p>
<p><strong>Kâtip Yardımcıları                                           Solon E. Casanova, Fevzi</strong></p>
<p><strong>                                                                        Menahem, Errera Dario</strong></p>
<p>Hasenat<strong>                                                            Sarım Kibar</strong></p>
<p><strong>Hasenat. Yardımcısı                                       Dr. İlyas Mondiano</strong></p>
<p><strong>Hazine                                                            Dr. Jak Suhami</strong></p>
<p>Birinci Muhakkik<strong>                                               Nail Reşit</strong></p>
<p>İkinci Muhakkik<strong>                                                Dr. Bohur Kamhi</strong></p>
<p><strong>Üçüncü </strong>Muhakkik<strong>                                            Victor Algrante</strong></p>
<p><strong>Dördüncü Muhakkik                                      Tevfik Bey (Gazeteci)</strong></p>
<p><strong>Birinci Teşrifatçı                                            Raffaello Ricci</strong></p>
<p><strong>İkinci Teşrifatçı                                             Diran Kelekyan</strong></p>
<p><strong>Üçüncü Teşrifatçı                                          Av. Osman Saip</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1909 yılından günümüze kadar Büyük Üstatlar ise aşağıda verildiği gibidir:</p>
<ol>
<li>Mehmet Talat Paşa (1909-1910)</li>
<li>Faik Süleyman Paşa (1910-1912) (1915-1916)</li>
<li>Mehmet Ali Erel Baba (1912-1915)</li>
<li>Mehmet Cavid Bey (1916-1918)</li>
<li>Rıza Tevfik Bölükbaşı (1918-1919)</li>
<li>Fuat Halis Demirelli (1918-1921)</li>
<li>Besim Ömer Akalın (1921-1924)</li>
<li>Mehmet Servet Yesari (1924-1927)</li>
<li>Fikret Takiyeddin Onuralp (1925-1927)</li>
<li>Mustafa Edip Servet Tör (1927-1930)</li>
<li>Mim Kemal Öke (1930-1932)</li>
<li>Mustafa Hakkı Nalçacı (1932-1933) (1951-1953)</li>
<li>Muhittin Osman Omay (1933-1936)</li>
<li>Fethi Erden (1953-1955)</li>
<li>Ahmet Salih Korur (1955-1960)</li>
<li>Kemalettin Apak (1960-1962)</li>
<li>Ekrem Tok (1962-1965)</li>
<li>Enver Necdet Egeran (1965)</li>
<li>Hayrullah Örs (1965-1973)</li>
<li>Nafiz Z. Ekemen (1973-1979)</li>
<li>Halit İ. Arpaç (1980-1981)</li>
<li>Şekûr Ökten (1981-1986)</li>
<li>Cavit Yenicioğlu (1986-1988)</li>
<li>Orhan Alsaç (1988-1991)</li>
<li>Suha Tuğrul Aksoy (1991)</li>
<li>Can Arpaç (1992-1996)</li>
<li>Tunç Timurkan (1996-1998)</li>
<li>Sahir Talat Akev (1998-2000)</li>
<li>Demir Savaşçın (2000-2003)</li>
<li>Kaya Paşakay (2003-2005)</li>
<li>Asım Akin (2005-2007)</li>
<li>Salih Evcilerli (2007-2010)</li>
<li>Remzi Sanver (2010-2013)</li>
<li>Ömer Köker (2013-2017)</li>
<li>Bülent Akkan (2017-2021)</li>
<li>Rint Akyüz (2021-2023)</li>
<li>Remzi Sanver (2023- <strong>Devam Ediyor</strong>)</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye Büyük Locası eski adı Polonya Sokak olarak bilinen Nûr-u Ziya Sokak 25 numaradaki binasına 1929 yılında taşınarak o günden bu yana çalışmalarını geliştirerek ve ülke çapına Nûru yayarak devam etmektedir.</p>
<p>Aslında özet tarihçemizin önemli başlıklarını vermiş oldum, detaylı halleri Büyük Locamız dokümanları ve kaynakçada verilen eserlerde incelenebilir. Ancak bahsetmeden geçilmemesi gereken iki olay daha kaldı. Bunlardan biri, 1930’lu yıllarda Dünya’da Faşizm rüzgarları esmeye başlamış; şovenist milliyetçi söylemler gündelik hayata ve politikalara hâkim olmuştu. Bu kapsamda kendisi de Mason olmak isteyen ancak kabul görmeyen Mahmut Esat Bozkurt (eski bakan) ve arkadaşlarının başı çektiği bir grup Masonluğu beynelmilel (uluslararası) bir yapı olarak lanse ederek, kökü dışarıda bir yapı olarak antimasonik propagandanın konusu etti.  Atatürk’e yoğun baskılar yapmakta ve Mason Localarının kapatılmasını istemekteydiler. Gelişmeleri yakinen takip eden ve İçişleri Bakanlığı da yapan Şükrü Kaya kardeşin de yönlendirmeleriyle, Masonluk kapatılma tehditlerini bertaraf etmek için mal varlığını Halkevlerine devrederek kendini kapattığını ilan etmiş ve Masonlukta <strong>Uyku</strong> olarak tanımlanan aktif olmama dönemine girmiştir. Yeniden uyandırılma faaliyetleri Atölyeleri ile aktivitelerini devam ettiren Yüksek Şûranın çağrılarıyla 1948 yılını bulan Büyük Loca’nın tam anlamıyla aktif çalışmalara başlaması 1951’i bulmuştur.</p>
<p>Bir başka önemli hadise ise Dünya’da başta Tanrı inancı şartı ve yalnızca erkeklerin tekrisi konularında farklı görüşlerden dolayı zaten var olan Liberal Masonluk ve Geleneksel/Muntazam Masonluk bölünmesi Türkiye’de de kendini görünürde Süleyman Demirel’e verildiği iddia edilen “Mason değildir” minvalindeki belge ile alevlenen tartışmalarla göstermiştir. 1965-1966 olayları olarak bilinen dönem Hayrullah Örs ve diğer kardeşlerin döneme ait anlattıklarıyla detaylı olarak araştırılabilir. Ancak bu olaylar sonrası Türkiye Büyük Locası, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası olarak yoluna devam etmiş ve Muntazam Masonluk dünyasına katılmıştır. Ayrılışın etkisi ile Meşrutiyet Caddesi eski 111 numarada mukim şu an Türkiye Süprem Konseyi olarak bilinen yapı ise Büyük Mason Mahfili Derneği altında Büyük Loca örgütlenmesine ön ayak olmuş, günümüzde de Özgür Masonlar Büyük Locası ismiyle, Liberal Masonluk olarak bilinen <strong>Gayrimuntazam</strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><span></span></a> camiada çalışmalarına devam etmektedir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><span></span></a> Yol kardeşliği</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><span></span></a> Kuşak</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><span></span></a> Meşrutiyetten Önce Türkiye’de Masonluk I, Suha Umur, Şakul Gibi, Sayı 6 s.11 Eylül 1988</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><span></span></a> Geleneksel Masonluk bakışıyla teknik terim olarak.</p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/masonluk/turkiyede-masonluk/#post-12</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Cevap: Masonluğun Tarihçesi</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/masonluk/masonlugun-tarihcesi/#post-11</link>
                        <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 20:05:41 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[GENEL MASONLUK: ÖZET TARİHÇE
(HERMIT_AP&#039;nin BURSA&#039;DA MASONLUK KİTABINDAN ALINTI)
Masonluk, bilindiği üzere “taş veya duvar ustalığı” anlamına gelir. Nitekim yabancı dillerde bu kelime doğr...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>GENEL MASONLUK: ÖZET TARİHÇE</strong></p>
<p><em>(HERMIT_AP'nin BURSA'DA MASONLUK KİTABINDAN ALINTI)</em></p>
<p>Masonluk, bilindiği üzere <strong>“taş veya duvar ustalığı”</strong> anlamına gelir. Nitekim yabancı dillerde bu kelime doğrudan bir zanaat ehlini anlatır. Bizim anladığımız anlamda <strong>Spekülatif </strong>yani <strong>Düşünsel</strong> çalışmalar yapan Masonluk ise yabancı dillerde Freemason (İngilizce), FreiMaurer (Almanca), Franc-Maçon (Fransızca) şeklinde bizdeki tam karşılığı <strong>“Hür Mason” </strong>şeklinde ayrıca bildirilir.</p>
<p>Bu sebeple Masonluk tanımlaması ve tarihçesinde bu iki durum, <strong>Operatif,</strong> yani gerçekten Taş yontu ve inşaat işiyle çalışan Masonlukla; <strong>Spekülatif,</strong> yani üyelerinin kendini inşası ve topluluk olarak insanlığın aydınlanması ülküsünde buluşan Düşünsel çalışma ve üretim yapan Masonluk olarak ayrı değerlendirilebilir.</p>
<p>Çoğu araştırmacı bu iki dönemi tamamen ayrı değerlendirse de ben bu görüşte olanlardan değilim. Masonluğu kadime dayandırma çalışmaları Regius, Cooke, Leland gibi Gotik elyazmaları olarak isimlendirilen eski belgelerde Nemrut’tan Öklid’e kadar farklı kökenlere vardırılmaya çalışılmıştır. Lübnan’dan Batı Anadolu’ya varan bölgede Dionysos İşçileri incelemeye değer bir gruptur. Üyelerinin mesleki bilgiler dışında da Kardeşlerin eğitimine önem verdikleri ve yer yer Agap’a köken olduğu düşünülen şenliklere temel sayıldıkları olmuştur. Numa Pompilius döneminde kurulan Roma Kolejyaları içerisinde bulunan Mimari ile ilgili olanları da meşhurdur. Nitekim İmparator Julius Ceasar ve Agustus’un Mimarbaşı <strong>Marcus Vitruvius Pollio</strong> (MÖ 80 - MÖ 15) Mimarinin temel kaynaklarından sayılan kitabında <strong>Firmitas (Dayanıklılık)</strong>, <strong>Utilitas (Faydalılık) </strong>ve<strong> Venustas (Güzellik)</strong>’ı mimarinin dayanması gereken üç güç olarak tanımlarken bunları da<strong> Dorik, İyonik </strong>ve<strong> Korint </strong>Sütunlarla sembolize etmiştir.</p>
<p>İyi bir Mimarı ise şöyle tarif etmiştir: <em>“İyi bir yazar, Geometriye hâkim, müzikten anlayan, tarih bilen, filozofları dikkatle takip eden, ilaçlar ve tıp konusunda bilgiye sahip ve astronomi ile tanışık olması gereken Mimar, ancak böylece kalıcı eserler verebilecektir.” </em></p>
<p>Buradan 2000 yıl önce de mesleğin hiçbir zaman sadece yapıcılık olarak görülmediğini anlamak kanımca mümkündür.</p>
<p>Yapılanması ve çalışma yöntemleri bugünkü usullerimize çok benzer olan Roma Kolejleri, Batı Roma’nın düşüşü ile nasıl yaşadı pek takip edilemiyor ama Como Ustaları öyle sanıyorum ki meslek Orta çağ Kompanyonajlarına doğru evrilirken arada geçişi sağlayan zincir halkası olabilir.</p>
<p>Zamanla Şövalye Tarikatlarında din adamları yanı sıra değişik meslek üyelerinden oluşan hizmetliler grupları da oluşmuştur. Masonların da bunlardan olduğu bilinmektedir. Tapınak Şövalyeleri Fransa Kralı IV. (Güzel) Philippe ve Papa V. Clement tarafından 13 Ekim 1307 tarihinde baskılara uğrayıp, 22 Mart 1312 tarihli papalık <strong>“Vox in excelso”</strong> isimli kararnamesi ile lağvedilince pek çok kurtulan Şövalyenin, Avrupa’da yayılmış Mason Localarına bu sefer <strong>“Kabul Edilmiş”</strong> üyeler olarak katıldığı da iddia olunur.</p>
<p>Masonluğun bizler açısından dönüm noktası İskoçya Kralı VI. James’in Baş Mimarı ve İmar Nazırı<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><span></span></a> denebilecek <strong>William Schaw</strong>’un 1598 ve 1599’da yayımlanan iki Nizamnamesi<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><span></span></a> ile İskoçya’daki Mason Localarına yazılı tersimat tutmayı şart koşmasıdır. Böylece bu tarihten sonra belgeli olarak mesleğin takibi mümkün olmuştur. William Schaw’un Avrupa Hermetik Devrimi’nin takipçilerinden ve Giordano Bruno’nun çıraklarından olduğuna dair iddialar vardır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><span></span></a> Kendisi döneminde “Hatırlama Sanatı”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><span></span></a> gibi Rozkrua yöntemleri localarda çalışılmaya başlanmış; ilk belgeli Spekülatif Mason olan John Boswell<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><span></span></a> gibi şeytana tapmak, büyücülük gibi suçlamalardan yargılanmış (bu o dönem Rozkrua ve Simyacıların sıklıkla kaldığı suçlamalardan) bir aristokrat, yani Operatif Mason olmadığı bariz kişiler de Loca üyelerinden olarak görülmüştür.</p>
<p>Avrupa’da Rönesans ve Reform ateşi yanmaya başlarken Katolik Protestan çatışması yaşanıyordu. I. Elizabeth’in varis bırakmadan vefatı sonrası soy bağı ile İngiltere tahtına da çıkan ve I. James adını alarak Stuart hanedanını başlatan VI. James’in soyundan <strong>Elizabeth</strong>, Prusya bölgesinde etkin ve Protestan Alman Devletleri İttifakı lideri <strong>Palatin V. Frederick</strong> ile 1612 yılında nişanı beklenen altın çağın işareti ve Simya Düğünü idi. Ancak beklenen olmadı, Protestanlar galip gelemedi. II. Rudolph’tan beri Hermetiklere ev sahipliği yapan bölgeden kaçan heteredoks inançlılar, Hermetikler İngiltere’ye sığındılar. Burada yoğunlaşan Rozkrua ve Simya çalışmaları, <strong>Robert Boyle</strong>’dan <strong>Elias Ashmole</strong>’e kadar pek çok meşhur kişinin kurucularından olduğu ve II. James’in himayesinde görünür hale gelen ‘Invisible College’<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><span></span></a> yani Royal Society’e dönüştü. Kuruculardan olan <strong>Robert Moray</strong>’ın kardeşi ise İngiltere’deki Mason Localarının Büyük Üstadı <strong>William Moray</strong>’dı. Mezhep ve taht savaşları tüm hızıyla devam ediyordu. Stuartlar tahtı kaybetmiş, komutanları Robert Moray olan İskoç Şövalyelerin korumasında Fransa’ya kaçmışlardı. Kralî himaye kaybolunca Gentlemen Club gibi değişik çatılar entelektüel ve Hermetiklerin arayışına durak oldular. Ama kapalı toplantı haklarıyla Masonlar o dönem cazipti. Çoğunluğu entelektüel ve aristokratlardan oluşan dört loca, o dönem adet olduğu üzere toplandıkları tavernaların isimleriyle anılıyorlardı, bu toplantılarından birinde Londra ve Westminister Büyük Locasını oluşturdular. 1717’deki bu kurumsallaşma sonrasında 1723’te Anderson Nizamnamesi ile Landmarklar ve Old Charges adı verilen Eski Yükümlülükleri derleyerek yürürlüğe alıp, 1725 yılında ise ismini İngiltere Büyük Locası olarak değiştirdiler. Bu süreç kolay olmadı, eski kimi localardan bu yeni girişimlere tepkiler vardı. Moderns adını verdikleri bu yapıyı tanımayıp Antients (Kadimler) ismiyle eski usullerinde çalışmaya devam ettiler ve Ahiman Rezon ismi verilen ayrı bir yasa kitabını takip ettiler. Bu iki grup 1813’te anlaşarak birleşme yoluna gitti ve İngiltere Birleşik Büyük Locası (UGLE) adını aldı.</p>
<p>Elbette 1717 sonrası İrlanda (1725), Fransa (1728), İskoçya (1736) gibi değişik ülkelerde de meslek bu dönüşüme ayak uydurdu. Geleneksel olarak bir Kalfa Kardeşliği olduğunu düşündüğüm meslek, Localar ömürlük Üstad seçimi yerine dönemlik seçmeye başlayınca çok sayıda Üstada sahip olmaya başladı. Böylece Üstad derecesindekilerin çalıştığı farklı konular gelişmeye başladı. 1737 ve 1738 yıllarında iki defa okuduğu düşünülen meşhur söylevi ile Fransız Büyük Doğusu Büyük Hatibi Şövalye Ramsay, ilk defa Masonluğu operatif yapıcılık kökenleri yerine Şövalyelik anlatılarıyla birleştirmiştir. Ayrıca geleneksel Çırak, Kalfa ve Üstad derecelerine Acemi, İskoçyalı ve Tapınak Şövalyesi derecelerini de ekleyerek ismiyle de anılan ilk İskoç Riti olarak da bilinen dizgeyi oluşturmuştur. Sonrasında Avrupa’da pek çok İleri ve Felsefi Dereceler ortaya çıkmıştır. 1758’de 25 Dereceli Yetkinleşme Riti, 1786’da ise Prusya Kralı Büyük Frederick himayesinde 33. ve Sonuncu Derece oluşturularak Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti teşekkül etmiştir.</p>
<p>Dünyada 1875 Lozan Konvanı’nda son noktasına gelen, Fransız Devrim etkisi ile ağırlık kazanan seküler yaklaşımla Evrenin Ulu Mimarı kavramının Masonlukta şart olması sorgulanmıştır. Gelişen süreçte 1929 yılında UGLE, geleneksel Masonluk anlayışını çerçeveleyen <strong>“Menşein İntizamı Bildirgesi”</strong>ni yayımlamıştır. Böylece Dünya’da Tanrı İnancını şart koşan <strong>Muntazam Masonluk</strong> ve bu şartı aramayan <strong>Liberal Masonluk</strong>; temelini inanç kaynaklarından alan ve “İyi insanı daha iyi insan yapma” mottosuna sahip <strong>Anglosakson Masonluğu</strong> ile “Hakikat Arayışı” çalışmalarında temel alınan <strong>Avrupa Masonluğu</strong> gibi değişik yorumlar oluşmuştur.</p>
<p>Bugün dünya çapında Milyonlarca Mason, Büyük Loca veya Büyük Doğu adı verilen yapılanmalar bünyesinde; Loca ismi verilen en küçük çalışma birimlerinde Ülkü Mabedi ideali yolunda çalışmaya kendi bildikleri yöntem ve usullerle devam etmektedirler.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><span></span></a> Master of Works</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><span></span></a> Statutes</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><span></span></a> Philippa Faulks ve Robert L. D. Cooper, “The Masonic magician: The life and death of Count Cagliostro and his Egyptian rite”</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><span></span></a> Art of Memory, Frances Yates, 1966 by Routledge &amp; Kcgan Paul</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><span></span></a> İlk Spekülatif Masonlar ve John Boswell Üzerine, A. P. , Makale, 2020</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><span></span></a> Görünmez(ler) Kolej(i)</p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/masonluk/masonlugun-tarihcesi/#post-11</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Fama Fraternitatis</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/rozkrua-gulhac/fama-fraternitatis/#post-10</link>
                        <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 20:01:08 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Fama Fraternitatis
Bu, Gül Haç fenomeninin dayandığı temel belgedir. İlk olarak 1614&#039;te Almanca ve 1615&#039;te Latince olarak yayınlanmıştır; her ne kadar 1611 civarına tarihlenen bazı el yazma...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<div id="model-response-message-contentr_cfcff0fb8b30db8d" class="markdown markdown-main-panel md-content enable-luminous-fast-follows enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite">
<div><b data-path-to-node="0" data-index-in-node="0">Fama Fraternitatis</b></div>
<div>Bu, Gül Haç fenomeninin dayandığı temel belgedir. İlk olarak 1614'te Almanca ve 1615'te Latince olarak yayınlanmıştır; her ne kadar 1611 civarına tarihlenen bazı el yazması kopyaları mevcut olsa da.</div>
<br /><br />
<div><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Bilge ve Anlayışlı Okura.</b></div>
<br />
<div>Bilgelik (Süleyman böyle der) bir insan için sonsuz bir Hazinedir; çünkü o, Tanrı'nın Gücünün Soluğu ve Yüce Olan'ın İhtişamından akan saf bir Etkidir; o, Ebedi Işığın Parlaklığı, Tanrı'nın Majestelerinin lekesiz bir Aynası ve O'nun İyiliğinin bir Suretidir; bize ölçülülük ve basireti, doğruluğu ve gücü öğretir; kelimelerin inceliğini ve karanlık cümlelerin çözümünü anlar; işaretleri, harikaları ve gelecek zamanda ne olacağını önceden bilir; ilk Atamız Adem bu hazineyle tamamen donatılmıştı: Buradan da anlaşılmaktadır ki, Tanrı kırın bütün Yaratıklarını ve göğün Altındaki Kuşları onun önüne getirdikten sonra, her birine kendi doğalarına göre uygun isimlerini vermiştir.</div>
<br />
<div>Şimdi her ne kadar günaha düşüşün getirdiği hüzünlü düşüş yoluyla bu mükemmel Mücevher Bilgelik yitirilmiş ve dünyaya saf bir Karanlık ve Cehalet gelmiş olsa da, yine de Rab Tanrı zaman zaman şimdiye kadar bunu bazı Dostlarına bahşetmiş ve aşikar etmiştir: Zira bilge Kral Süleyman kendisi hakkında tanıklık etmektedir ki, o samimi dua ve arzu üzerine Tanrı'dan öyle bir Bilgelik edinmiş ve elde etmiştir ki, bunun sayesinde Dünyanın nasıl yaratıldığını bilmiş, Elementlerin Doğasını, ayrıca zamanı, başlangıcı, ortayı ve sonu, artışı ve azalışı, Bütün Yıl boyunca zamanların değişimini, Yılın Devrini ve Yıldızların Düzenini anlamıştır; ayrıca evcil ve vahşi Canavarların özelliklerini, rüzgarların hüküm sürme nedenini ve insanların akıl ve niyetlerini anlamış, her tür ve doğada Bitki, Köklerin erdemleri ve diğerleri ona yabancı kalmamıştı. Şimdi sanmıyorum ki, bu asil Hazinenin Paydaşı olmayı bütün kalbiyle arzu etmeyecek ve istemeyecek biri bulunabilsin; ancak aynı Mutluluk, Tanrı'nın kendisi Bilgelik vermedikçe ve kutsal Ruhunu yukarıdan göndermedikçe kimsenin başına gelemeyeceği için, biz bu nedenle herkes tarafından okunsun diye bu küçük İcmali, yani Övgüye Değer Gül Haç Kardeşliği'nin <i data-path-to-node="4" data-index-in-node="1202">Famam &amp; Confessionem</i>'ini (Fikir ve İtirafını) baskıda ortaya koyduk, çünkü bunlarda dünyanın bu konuda ne beklemek zorunda olduğu açıkça gösterilmiş ve ortaya konmuştur.</div>
<br />
<div>Her ne kadar bu şeyler biraz tuhaf görünebilse ve birçoğu bunu Gül Haç Kardeşliği hakkında yayınlanan ve konuşulan felsefi bir gösteriden ibaret sayıp gerçek bir Tarih olarak görmese de; İtirafımızda açıkça görüleceği üzere, <i data-path-to-node="5" data-index-in-node="225">recessu</i>'da (gizlilikte) hayal edilenden daha fazlası vardır; ve bugünlerde ve bu zamanlarda bununla ne kastedildiği, (eğer tamamen anlayıştan yoksun değilse) herkes tarafından kolayca anlaşılacak ve gözlemlenecektir.</div>
<br />
<div>Bilgeliğin gerçek Öğrencileri ve Küresel Sanatın gerçek Takipçileri, bu şeyleri daha iyi değerlendirecek ve bunlara daha büyük bir değer vereceklerdir, tıpkı bazı asıl Kişilerin, özellikle de Arşidük Maximilian'ın <i data-path-to-node="6" data-index-in-node="214">Notarius Publicus</i>'u (Kamu Noteri) olan Adam Haselmeyer'in yaptığı gibi, onlar hakkında çok farklı bir hüküm vereceklerdir; o da Theophrastus'un <i data-path-to-node="6" data-index-in-node="358">scriptis Theologicis</i>'inden bir Özet yapmış ve <i data-path-to-node="6" data-index-in-node="404">Jesuiter</i> Başlığı altında bir İcmal yazmıştır; burada her Hristiyan'ın gerçek bir Cizvit olması gerektiğini, yani İsa'da yürümesini, yaşamasını, olmasını ve kalmasını istemektedir: O, Cizvitler tarafından pek az ödüllendirilmiştir, çünkü <i data-path-to-node="6" data-index-in-node="641">Fama</i> üzerine yazdığı cevapta Gül Haç Kardeşliği üyelerini "Yüksek derecede aydınlanmış insanlar ve aldatmayan Cizvitler" olarak adlandırmıştır; çünkü onlar bunu kaldıramayarak ellerini üzerine koymuşlar ve onu Kadırgalara (kürek mahkûmluğuna) göndermişlerdir, bunun için onlar da kendi ödüllerini beklemek durumundadırlar.</div>
<br />
<div>Kutsal Aurora (Şafak) artık bundan böyle görünmeye başlayacaktır; o (Karanlık Satürn Gecesinin geçip gitmesinden sonra) parlaklığıyla birlikte Ay'ın parıltısını ya da hâlâ insanlarda kalan ve hoş Phebus'un öncüsü olan o küçük Cennet Bilgelik Kıvılcımlarını tamamen söndürür; Phebus ki, açık ve ateşli parıldayan Işınlarıyla, birçok saf yüreklinin uzun süredir arzuladığı o kutlu Günü getirir; o Gün Işığı sayesinde o zaman gerçekten bilinecek ve dünyadaki ilahi Bilgiliğin bütün cennet Hazineleri, aynı zamanda atalarımızın ve eski Bilgelerin Öğretisine göre dünyadaki bütün gizli ve görünmez şeylerin Sırları görülecektir.</div>
<br />
<div>Bu, sağdaki kraliyet Yakutu ve hakkında "Karanlıkta parlar ve ışık verir, bütün kusurlu Bedenlerin kusursuz bir İlacıdır ve onları en iyi Altına dönüştürür, insanların bütün Hastalıklarını iyileştirir, onları her türlü acı ve sıkıntıdan kurtarır" denilen en mükemmel parlayan Karbunkül olacaktır.</div>
<br />
<div>Öyleyse nazik Okur, uyarılmış ol ki, benimle birlikte Tanrı'ya içtenlikle dua edesin; ta ki O'nun kulakları ve kalpleri sağır olan bütün insanların kalp ve kulaklarını açması, doğanın hayranlık uyandıran tefekkürü ile O'nu Kendi Kudretinde tanıyabilmeleri, O'nun onuruna ve övgüsüne, komşularımızın sevgisine, yardımlarına, rahatına ve güçlendirilmesine ve hastaların iyileştirilmesine vesile olması için onlara lütfunu bahşetsin.</div>
<br />
<div><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Fama Fraternitatis,</b></div>
<br />
<div>veya,</div>
<br />
<div>Gül Haç</div>
<br />
<div>En Övgüye Değer Tarikatının</div>
<br />
<div>Bir Keşfi.</div>
<br />
<div>Yalnızca Bilge ve Merhametli Tanrı, son günlerde insanlığa merhametini ve iyiliğini o kadar zengin bir şekilde akıttı ki, bunun sayesinde O'nun Oğlu İsa Mesih'in ve Doğanın kusurlu bilgisine giderek daha fazla ulaşıyoruz; öyle ki, bize yalnızca bugüne kadar bilinmeyen ve gizli olan Dünyanın yarısının keşfedildiği mutlu zamanla haklı olarak övünebiliriz, aynı zamanda O bize Doğanın daha önce hiç görülmemiş harika Eserlerini ve Yaratıklarını da aşikar kılmıştır, ve dahası, sanatların çoğunu (bu bizim Asrımızda lekelenmiş ve kusurlu olanları) kısmen yenileyip mükemmelliğe indirgeyebilecek büyük Bilgelikle donatılmış insanları yükseltmiştir; ta ki nihayet İnsan bununla kendi Soyluluğunu ve Değerini anlayabilsin ve neden Mikrokozmos (Küçük Dünya) olarak adlandırıldığını ve bilgisinin Doğada ne kadar uzandığını kavrasın.</div>
<br />
<div>Her ne kadar kaba Dünya bundan pek memnun olmayacak, aksine bununla alay edip gülecek olsa da; ayrıca Alimlerin Kibri ve Açgözlülüğü o kadar büyüktür ki, onların birbirleriyle anlaşmasına izin vermez; lakin eğer birlik olsalardı, bu Asrımızda Tanrı'nın bize çok zengin bir şekilde bahşettiği bütün o şeylerden <i data-path-to-node="17" data-index-in-node="310">Librum Naturae</i>'yi (Doğa Kitabını) ya da bütün Sanatların kusursuz bir Metodunu derleyebilirlerdi; fakat onların muhalefeti öyledir ki, onlar hala eski yolu tutarlar ve bırakmaya pek isteksizdirler; Porphyrius'u, Aristoteles'i ve Galen'i, hatta bilimin sadece bir görüntüsüne sahip olan şeyi bile açık ve tezahür etmiş Işık ve Hakikatten daha üstün tutarlar; eğer onlar şimdi yaşıyor olsalardı, hatalı Öğretilerini büyük bir sevinçle terk ederlerdi. Fakat burada böylesine büyük bir Eser için çok büyük zayıflıklar vardır; ve her ne kadar Teoloji, Fizik ve Matematikte Hakikat kendine karşı koysa da; yine de eski Düşman kendi inceliği ve hüneriyle, her iyi amacı kendi Araçları ve tartışmacı kararsız insanlarıyla engellemede kendini göstermektedir. Genel bir Reformasyonun böylesine bir amacı için, en tanrısal ve yüksek derecede aydınlanmış Baba, Kardeşimiz, bir Alman olan ve Kardeşliğimizin başı ve aslı olan C.R., uzun süre çok emek vermiştir; ki o (Soylu Ebeveynlerden gelmesine rağmen) fakirliği nedeniyle beş yaşında bir Manastıra yerleştirilmiş, orada orta derecede Yunanca ve Latince dillerini öğrenmişti; o (samimi arzu ve isteği üzerine) henüz gelişme çağındayken, Kudüs'e gitmeye karar vermiş olan bir Kardeş olan P.A.L. ile ilişkilendirilmişti.</div>
<br />
<div>Her ne kadar bu Kardeş Kıbrıs'ta ölmüş ve böylece asla Kudüs'e varmamış olsa da, yine de Kardeşimiz C.R. geri dönmemiş, gemiye binip Şam'a gitmiş, oradan Kudüs'e gitmeyi niyet etmişti; fakat bedeninin zayıflığı nedeniyle hâlâ orada kalmış ve tıp alanındaki mahareti sayesinde Türklerin büyük lütufunu kazanmıştı; bu arada tesadüfen Arabistan'daki Şam'ın Bilgeleriyle tanışmış ve onların ne büyük Harikalar yarattıklarını ve Doğanın onlara nasıl keşfedildiğini görmüştü; bununla Kardeş C.R.'nin o yüksek ve asil Ruhu o kadar harekete geçirildi ki, Kudüs artık onun zihninde Şam kadar yer etmiyordu; ayrıca arzularını artık dizginleyemedi ve Araplarla, belirli bir miktar para karşılığında onu Şam'a götürmeleri konusunda pazarlık yaptı; oraya geldiğinde henüz on altı yaşındaydı, ancak güçlü bir Felemenk bünyesine sahipti; Bilgeler onu orada (kendisinin de tanıklık ettiği gibi) bir yabancı olarak değil, uzun süredir bekledikleri biri olarak kabul ettiler, adıyla çağırdılar ve ona Manastırından diğer sırları gösterdiler ki bundan dolayı hayret etmekten kendisini alamadı. Orada Arapça dilini daha iyi öğrendi; öyle ki ertesi yıl M. Kitabını daha sonra yanında getirdiği iyi bir Latinceye çevirdi. Burası, eğer daha fazla Sevgi ve daha az Kıskançlık olsaydı dünyanın haklı olarak sevinmek için nedeni olacağı tıp ve matematiği öğrendiği yerdir. Üç yıl sonra iyi bir rıza ile tekrar geri döndü, <i data-path-to-node="18" data-index-in-node="1396">Sinus Arabicus</i> üzerinden gemiyle Mısır'a geçti, orada uzun süre kalmadı, sadece bitkileri ve yaratıkları orada daha iyi inceledi; yönlendirildiği Fez'e varmak için tüm Akdeniz'i yıldı. Birbirinden bu kadar uzakta olan bilge kişilerin, sadece içerikli yazılardan nefret ederek tek bir fikirde olmaları değil, aynı zamanda gizlilik mührü altında sırlarını başkalarına vermeye o kadar istekli ve hazır olmaları bize büyük bir utanç vermektedir.</div>
<br />
<div>Her yıl Araplar ve Afrikalılar, sanatları hakkında eğer daha iyi bir şey buldularsa veya Deneyim nedenlerini zayıflattıysa birbirlerini sorgulayarak birbirlerine birilerini gönderirler. Yıllık olarak, Mathematica, Physic ve Magic'in (çünkü Fez'dekiler bunlarda en mahirdir) düzeltildiği bir şey ortaya çıkardı; günümüzdeki Almanya'da öğrenilmiş İnsanların, Büyücülerin, Kabalistlerin, Hekimlerin ve Filozofların eksikliği olmadığı gibi, eğer aralarında daha fazla sevgi ve nezaket olsaydı veya çoğunluk sırlarını sadece kendilerine saklamasaydı. Fez'de, yaygın olarak Element Sakinleri olarak adlandırılan ve kendisine sırlarının çoğunu açığa vuran kişilerle tanışıklık kurdu; bizim aramızda da benzer bir birlik ve sırları araştırma arzusu olsaydı Almanlar olarak biz de pek çok şeyi derleyebilirdik.</div>
<br />
<div>Fez'dekiler hakkında, büyücülüklerinin tamamen saf olmadığını ve ayrıca Kabbalalarının dinleriyle kirletilmiş olduğunu sık sık itiraf etmiştir; ancak buna rağmen bunlardan iyi bir şekilde nasıl yararlanacağını biliyordu ve İnancının, bütün Dünyanın Uyumu ile tamamen uyumlu olan ve bütün Zaman Dilimlerinde harika bir şekilde kazınmış olan daha da iyi temellerini buldu; ve oradan şu adil Ahenk kaynaklanır: Nasıl ki her bir çekirdekte bütün iyi bir ağaç veya meyve bulunuyorsa, aynı şekilde İnsanın küçük bedeninde de dini, politikası, sağlığı, uzuvları, doğası, dili, sözleri ve işleri Tanrı, Cennet ve Yeryüzü ile uyum içinde, sempati duyarak ve eşit ton ve melodide olan bütün büyük Dünya dahildir; ve bunlarla uyumsuz olan şey, hatadır, sahteciliktir ve dünyadaki çekişmenin, körlüğün ve karanlığın ilk, orta ve son nedeni olan Şeytan'dandır; ayrıca dünyadaki bütün ve ayrı ayrı kişileri inceleyecek olursanız, iyi ve doğru olanın her zaman kendi kendisiyle uyumlu olduğunu görürsünüz; fakat geri kalanların hepsi binlerce hatalı düşünceyle lekelenmiştir.</div>
<br />
<div>İki yıl sonra Kardeş R.C. Fez şehrinden ayrıldı ve birçok değerli eşyayla birlikte İspanya'ya yelken açtı; zamanını seyahatinde o kadar iyi ve karlı bir şekilde harcadığını umuyordu ki, Avrupa'daki alimler onunla büyük bir sevinç duyacak ve tüm Çalışmalarını bu sağlam ve kesin Temellere göre yönetmeye ve düzenlemeye başlayacaklardı. Bu nedenle İspanya'daki Alimlerle görüştü, onlara Sanatlarımızın Hatalarını ve bunların nasıl düzeltilebileceğini ve gelecek Zamanların gerçek Enditia'sını nereden toplamaları gerektiğini ve geçmiş şeylerle nerede uyumlu olmaları gerektiğini gösterdi; ayrıca Kilisenin ve bütün <i data-path-to-node="21" data-index-in-node="613">Philosophia Moralis</i>'in hatalarının nasıl düzeltileceğini gösterdi: Onlara eski Felsefe ile uyuşan yeni Filizler, yeni Meyveler ve Canavarlar gösterdi ve her şeyin tamamen eski haline getirilebileceği yeni <i data-path-to-node="21" data-index-in-node="818">Axiomata</i> reçete etti; fakat bu onlar için alay konusu oldu; ve bu onlar için yeni bir şey olduğundan, eğer şimdi yeniden öğrenmeye başlayacaklarsa büyük İsimlerinin küçüleceğinden ve alıştıkları ve bununla yeterince kazandıkları uzun yıllara dayanan Hatalarını kabul etmekten korktular. Kim huzursuzluğu seviyorsa, ıslah olsun.</div>
<br />
<div>Aynı Şarkı diğer Milletler tarafından da ona söylendi; ki bu onu daha çok harekete geçirdi (çünkü bu beklentisinin aksine gerçekleşti), oysa alimler eğer bütün Fakültelerden, Bilimlerden ve Sanatlardan ve bütün Doğadan gerçek ve yanılmaz <i data-path-to-node="22" data-index-in-node="238">Axiomata</i>'yı yazmayı üstlenselerdi, tüm Sanatlarını ve Sırlarını onlara cömertçe vermeye hazırdı; öyle ki o bunu onları bir Küre veya Çember gibi yalnızca orta Noktaya ve <i data-path-to-node="22" data-index-in-node="408">Centrum</i>'a yönlendireceğini biliyordu ve (Araplar arasında olağan olduğu gibi) yalnızca bilge ve alimler için bir Kural olarak hizmet etmeliydi; öyle ki Avrupa'da krallara gerekli kullanımları ve yasal amaçları için tahsis edecekleri kadar Altın, Gümüş ve değerli Taşlara sahip olabilecek bir Topluluk da olabilirdi; bununla yöneticiler, Tanrı'nın İnsanın bilmesine izin verdiği her şeyi öğrenmek ve böylece her türlü ihtiyaç zamanında arayanlara pagan Kehanetleri gibi kendi tavsiyelerini vermeye yetkili kılınmak için yetiştirilebilirdi; Gerçekten itiraf etmeliyiz ki o günlerde dünya bu büyük Çalkantılarla zaten hamileydi, bunlardan kurtulmak için sancı çekiyordu; ve Karanlık ve Barbarlığı tüm gücüyle yararak geçen ve bizi takip edenlere bırakan acı verici, değerli insanları ortaya çıkardı; ve şüphesiz onlar <i data-path-to-node="22" data-index-in-node="1223">Trygono igneo</i>'daki en üst nokta olmuşlardır, ki onların alevi şimdi daha da parlak olmalı ve şüphesiz Dünyaya son Işığı verecektir.</div>
<br />
<div>Böyle biri aynı zamanda meslek ve çağrıda Theophrastus olmuştur, her ne kadar Kardeşliğimizden biri olmasa da, yine de M Kitabını gayretle okumuştur; bununla onun keskin zekası yüceltilmiştir; ancak bu adam da kalabalık alim ve bilgincimsi insanlar tarafından yolunda engellenmiştir, öyle ki doğadan sahip olduğu Bilgi ve Anlayışı asla barışçıl bir şekilde başkalarıyla müzakere edememiştir. Ve bu nedenle yazılarında bu meşgul insanlarla alay etmiş ve onlara ne olduğunu tamamen göstermemiştir: yine de onunla birlikte, şüphesiz Alimlere aktarmış olacağı, eğer onları daha büyük Sanat ve Bilimlerde eğitilmekten ziyade ince sıkıntıya layık bulmasaydı, yukarıda belirtilen <i data-path-to-node="23" data-index-in-node="673">Harmonia</i> iyi temellendirilmiş olarak bulunur; o zaman özgür ve kaygısız bir yaşamla zamanını kaybetti ve Dünyaya aptalca zevklerini bıraktı.</div>
<br />
<div>Lakin sevici Babamız Kardeş C.R.'yi unutmamak için, o pek çok acılı Seyahatten ve meyvesiz gerçek Öğretilerinden sonra tekrar Almanya'ya döndü; Almanya'yı (yakında gelecek olan değişimler ve garip ve tehlikeli çekişmeler nedeniyle) yürekten seviyordu: Orada, sanatı ile böbürlenebilirse de, özellikle Metallerin dönüşümleri konusunda; ancak o Cenneti ve onun Vatandaşlarını, İnsanı, her türlü boş şan ve ihtişamdan daha çok değer verdi.</div>
<br />
<div>Yine de seyahatini ve felsefesini üzerinde düşündüğü ve onları gerçek bir Anıtta bir araya getirdiği uygun ve düzenli bir mesken inşa etti. Bu evde Matematiğe büyük bir zaman harcadı ve <i data-path-to-node="25" data-index-in-node="186">ex omnibus hujus artis partibus</i> birçok güzel Alet yaptı; bunlardan bize ileride anlayacağınız gibi çok az şey kalmıştır. Beş yıl sonra arzulanan Reformasyon tekrar aklına geldi; ve başkalarının yardımından ve desteğinden kuşku duyduğundan, kendisi acı çektiği, dinç ve yorulmak bilmez olmasına rağmen, yanına birkaç kişi alarak bunu denemeye girişti; bu nedenle o amaçla, ilk Manastırından (büyük bir sevgi beslediği) üç Kardeşi, Kardeş G.V., Kardeş J.A. ve Kardeş J.O.'yu yanına almayı arzuladı; onlar o sırada birçok diğer kişinin sahip olduğundan biraz daha fazla sanata sahip olmalarının yanı sıra, o üçünü sadık, özenli ve gizli olmaya bağladı; ayrıca ileride bu Kardeşliğe özel Vahiy yoluyla kabul edilecek olanların en küçük heceden ve kelimeden aldatılmaması için, kendisine yönlendireceği ve öğreteceği her şeyi dikkatle yazıya geçirmelerini şart koştu.</div>
<br />
<div>Bu şekilde Gül Haç Kardeşliği başladı; ilk olarak sadece dört kişi tarafından ve onlar tarafından, Tanrı'nın övgüsü ve yüceliği için hâlâ günlük olarak kullandığımız ve içinde büyük bilgelik bulduğumuz büyük bir Sözlük ile Büyülü Dil ve yazı yapıldı; ayrıca M Kitabının ilk kısmını yaptılar; ancak emeğin çok ağır olması ve hastaların tarif edilemez kalabalığının onları engellemesi ve ayrıca yeni binası (Kutsal ruhlar olarak adlandırılan <i data-path-to-node="26" data-index-in-node="440">Sancti spiritus</i>) şimdi tamamlandığı için, başkalarını da Kardeşliklerine çekmeye ve almaya karar verdiler; bu amaçla R.C.'nin ölen babasının kardeşinin oğlu Kardeş B., yetenekli bir Ressam olan G., ve Sekreterleri P.D. seçildi, J.A. hariç hepsi Almandı, yani toplamda sekiz kişiydiler, hepsi bekâr ve yeminli bekârlık sahiplerindendi, onlar tarafından insanın arzu edebileceği, isteyebileceği veya umabileceği her şeyin bir kitabı veya cilt derlendi.</div>
<br />
<div>Her ne kadar şimdi dünyanın yüz yıl içinde çok iyileştiğini özgürce itiraf etsek de, <i data-path-to-node="27" data-index-in-node="85">Axiomata</i>'mızın Dünyanın Sonuna kadar sarsılmadan kalacağından ve ayrıca dünyanın en yüksek ve son Yaşında başka hiçbir şey görmeye erişemeyeceğinden eminiz; çünkü <i data-path-to-node="27" data-index-in-node="248">Rota</i>mız Tanrı'nın <i data-path-to-node="27" data-index-in-node="266">Fiat</i> dediği günden başlar ve <i data-path-to-node="27" data-index-in-node="295">Pereat</i> diyeceği zaman biter; ancak Tanrı'nın Saati her dakika vurur, bizimki ise tam saatleri zor vurur. Ayrıca kardeşlerimiz ve babalarımız bu mevcut ve berrak ışığımızda yaşasalardı, Papa'yı, Muhammed'i, Yazıcıları, Sanatçıları ve Sofistleri daha sert ele alacaklarını ve sonlarının ve tamamlanmalarının özlemi ve iç çekişleriyle basitçe değil, daha yararlı olacaklarını kesinlikle inanıyoruz.</div>
<br />
<div>Şimdi bu sekiz Kardeş her şeyi başka büyük bir emeğe gerek kalmayacak şekilde düzenleyip sıraya koyduklarında ve ayrıca herkes yeterince talim gördüğünde ve gizli ve tezahür etmiş Felsefe hakkında mükemmel bir şekilde konuşabildiğinde, artık birlikte kalmak istemediler; aksine başlangıçta kabul ettikleri gibi, farklı Ülkelere ayrıldılar; çünkü sadece <i data-path-to-node="28" data-index-in-node="353">Axiomata</i>'larının alimler tarafından gizlilik içinde daha derinlemesine incelenmesi için değil, aynı zamanda kendilerinin de şu veya bu Ülkede bir şey gözlemlediklerinde veya bir Hata fark ettiklerinde bunu birbirlerine bildirebilmeleri için.</div>
<br />
<div>Anlaşmaları şuydu: Birincisi, hiçbirinin hastaları iyileştirmekten ve bunu ücretsiz yapmaktan başka bir meslek icra etmemesi. 2. Hiçbir Sonraki neslin belirli bir kıyafet türü giymeye zorlanmaması, bunun yerine ülkenin gelenegine uyması. 3. Her yıl C. gününde <i data-path-to-node="29" data-index-in-node="260">S. Spiritus</i> evinde bir araya gelmeleri veya yokluğunun nedenini yazmaları. 4. Her Kardeşin ölümünden sonra kendisine halef olabilecek değerli bir kişi araması. 5. C.R. kelimesinin Mühürleri, İşaretleri ve Karakterleri olması. 6. Kardeşliğin yüz yıl gizli kalması. Bu altı Maddeyi birbirlerine tutmak için söz verdiler; ve Kardeşlerden beşi ayrıldı, yalnızca Kardeş B. ve D. Baba <i data-path-to-node="29" data-index-in-node="639">Fra: R.C.</i> ile bütün bir yıl kaldılar; bunlar da ayrıldığında, onun yanında kuzeni ve Kardeşi J.O. kaldı, öyle ki hayatının tüm günlerinde yanında iki Kardeşi vardı. Ve her ne kadar Kilise henüz temizlenmemiş olsa da, yine de onun hakkında düşündüklerini ve ne kadar büyük bir arzuyla onu beklediklerini biliyoruz; Her yıl sevinçle bir araya geldiler ve yaptıklarının tam bir kararını verdiler; Tanrı'nın dünyanın her yerinde buraya ve oraya akıttığı bütün Harikaları gerçeğe uygun olarak ve icat olmadan dinlemek kesinlikle büyük bir zevk olmalıydı. Herkes kesin olarak bilebilir ki, Tanrı ve Gökler tarafından gönderilen ve birleştirilen ve birçok Asırda yaşamış en bilge insanlardan seçilen bu tür kişiler, en yüksek Birlik, en büyük Gizlilik ve birbirlerine karşı en büyük nezaket içinde diğer herkesin üstünde yaşadılar.</div>
<br />
<div>Böyle en övgüye değer bir şekilde hayatlarını geçirdiler; ve her ne kadar bütün hastalıklardan ve acılardan özgür olsalara, yine de Tanrı tarafından atanan zamanı yaşayıp geçiremediler. Bu Kardeşliğin ölen ve bunu İngiltere'de yapan ilk üyesi J.O. idi, tıpkı Kardeş C.'nin çok önceden kendisine önceden bildirdiği gibi; o, <i data-path-to-node="30" data-index-in-node="323">H.</i> adlı kitabının tanıklık ettiği gibi Kabala konusunda çok uzmandı ve iyi öğrenmişti; İngiltere'de hakkında çok konuşulur ve özellikle Norfolk'lu genç bir Kontu Cüzzamdan iyileştirdiği için. Mümkün olduğunca gömü yerlerinin gizli tutulmasına karar vermişlerdi, tıpkı bugün bazılarının başına ne geldiğini bilmediğimiz gibi, yine de herkesin yeri uygun bir halefle dolduruldu; fakat bunu Tanrı'nın onuru için şu hediyelerle halka açıkça itiraf edeceğiz: M Kitabından öğrendiğimiz her ne sır varsa (gözlerimizin önünde bütün dünyanın imajını ve modelini görsek bile) bize talihsizliklerimiz ve ölüm saatimiz gösterilmemiştir; ki bu yalnızca Tanrı'nın kendisi tarafından bilinir ve O bununla bizi sürekli bir hazırlık halinde tutmak ister; ancak bunun hakkında daha fazlası, Kardeşliğimizi şimdi neden duyurduğumuz ve böylesine yüksek Gizemleri özgürce, zorlamasız ve ödülsüz sunduğumuz 37 Nedeni ortaya koyduğumuz İtirafımızda yer almaktadır; ayrıca İspanya Kralına her iki Hindistan'ın getirdiğinden daha fazla altın vaat ediyoruz; çünkü Avrupa hamiledir ve büyük bir vaftiz babasının hediyesine ihtiyaç duyacak güçlü bir çocuk doğuracaktır.</div>
<br />
<div>I.O.'nun ölümünden sonra Kardeş R.C. dinlenmedi, ancak yapabildiği en kısa sürede diğerlerini bir araya getirdi (ve sandığımız gibi) o zaman mezarı yapıldı; her ne kadar şimdiye kadar biz (en sonuncular olanlar) sevgi dolu babamız R.C.'nin ne zaman öldüğünü bilmiyorsak ve başlangıçtakilerin ve tüm haleflerinin çıplak isimlerinden başka bir şeyimiz yoksa da; zihnimize, yüz yıllık karanlık ve gizli kelimeler ve konuşmalar yoluyla, son ve ikinci sıranın ve halefiyetin bir üyesi olan ve birçoğumuz arasında yaşamış olan halef Kardeş A.'nın bize üçüncü sıra ve halefiyetten aktardığı bir sır geldi; aksi takdirde itiraf etmeliyiz ki söz konusu A.'nın ölümünden sonra hiçbirimizin Kardeş R.C. ve onun ilk yoldaş kardeşleri hakkında Felsefi <i data-path-to-node="31" data-index-in-node="739">Bibliotheca</i>'mızda onlardan var olan şeylerden başka hiçbir şekilde hiçbir şey bilmediğimiz; ki bunların arasında <i data-path-to-node="31" data-index-in-node="852">Axiomata</i>'mız <i data-path-to-node="31" data-index-in-node="865">Rota Mundi</i>'nin en ulusu, en yapay olanı ve en faydalı <i data-path-to-node="31" data-index-in-node="919">Protheus</i> olarak kabul edilirdi. Aynı şekilde ikinci sıradakilerin birinciler gibi bilgelikte olup olmadıklarını ve her şeye kabul edilip edilmediklerini kesin olarak bilmiyoruz. Nazik Okura ileride sadece R.C.'nin gömülmesi hakkında duyduklarımızı değil, aynı zamanda en sadık şekilde itaat ettiğimiz Tanrı'nın öngörüsü, tahammülü ve emriyle halka açıkça aşikar kılınacaktır ki, eğer bize ihtiyatlı ve Hristiyan gibi cevap verilirse, isimlerimizi ve soyadlarımızı, toplantılarımızı veya elimizden istenebilecek başka herhangi bir şeyi halka açık bir şekilde basında yayınlamaktan korkmayacağız.</div>
<br />
<div>Şimdi Tanrı'nın yüksek derecede aydınlatılmış adamı Fra: C.R.C.'nin bulunmasının gerçek ve temel ilişkisi şöyledir; <i data-path-to-node="32" data-index-in-node="116">Gallia Narbonensi</i>'de A. vefat ettikten sonra, yerine sevgili Kardeşimiz N.N. geçti; bu adam sadakat ve gizlilik kutsal yeminini etmek için yanımıza geldikten sonra bize <i data-path-to-node="32" data-index-in-node="285">bona fide</i> (iyi niyetle) bilgi verdi ki A. ona bu Kardeşliğin kısa süre sonra o kadar gizli kalmayacağını, bütün Alman Milleti için yararlı, gerekli ve övgüye değer olacağını söyleyerek onu rahatlatmıştı; ki bundan hiçbir şekilde durumundan utanç duymuyordu. Okul hakkını yerine getirdikten ve şimdi seyahat etmeyi düşündüğü sonraki yıl, bu amaçla <i data-path-to-node="32" data-index-in-node="632">Fortunatus</i>'un kesesiyle yeterince donatılmış olarak (iyi bir Mimar olduğundan) binasının bir kısmını değiştirmeyi ve onu daha uygun hale getirmeyi düşündü; bu yenileme sırasında pirinçten dökülmüş ve bazı başka şeylerle birlikte kardeşlerin tüm adlarını içeren anı Tablosuna rastladı; bunu daha uygun başka bir kasaya aktaracaktı; çünkü Fra: R.C.'nin nerede veya ne zaman öldüğü veya hangi ülkede gömüldüğü öncekiler tarafından gizlenmiş ve bizim tarafımızca bilinmiyordu. Bu Tabloda biraz güçlü büyük bir çivi saplıydı, öyle ki kuvvetle dışarı çekildiğinde ince duvardan veya gizli kapının sıvasından oldukça büyük bir taşı beraberinde aldı ve böylece beklenmedik bir şekilde kapıyı açtı; bu nedenle duvarın geri kalanını sevinç ve özlemle aşağı indirdik ve üzerinde büyük harflerle altında Rab'bin yılıyla birlikte <i data-path-to-node="32" data-index-in-node="1449">Post 120 annos patebo</i> yazılı olan kapıyı temizledik; bu nedenle Tanrı'ya şükrettik ve o gece öyle bırakmaya karar verdik, çünkü önce <i data-path-to-node="32" data-index-in-node="1582">Rota</i>'mızı gözden geçirecektik; fakat kendimizi tekrar itirafa havale ediyoruz, çünkü burada yayınladığımız şey değerli olanların yardımı için yapılır, ancak değersiz olanlara (Tanrı dilerse) çok az karı olacaktır: Zira kapımız çok uzun yıllardan sonra harika bir şekilde keşfedildiği gibi, Avrupa'ya da bir kapı açılacaktır (duvar kaldırıldığında) ki bu zaten görünmeye başlamıştır ve birçok kişi tarafından büyük bir arzuyla beklenmektedir.</div>
<br />
<div>Ertesi sabah kapıyı açtık ve gözlerimizin önüne her tarafı beş ayak genişliğinde ve sekiz ayak yüksekliğinde yedi kenarlı ve köşeli bir Kasa çıktı; Bu Kasada Hiç Güneş parlamamış olsa da, yine de bunu Güneş'ten öğrenmiş olan ve tavanın Merkezinin üst kısmında yer alan başka bir güneşle aydınlatılmıştı; ortasında bir Mezar taşı yerine pirinç bir plakayla kaplanmış yuvarlak bir Sunak vardı ve üzerinde şunlar kazınmıştı:</div>
<br />
<div><i data-path-to-node="34" data-index-in-node="0">A.C. R.C. Hoc universi compendium unius mihi sepulchrum feci.</i></div>
<br />
<div>İlk Çemberin veya Kenarın etrafında şunlar yazıyordu:</div>
<br />
<div><i data-path-to-node="36" data-index-in-node="0">Jesus mihi omnia.</i></div>
<br />
<div>Ortada çemberler içine alınmış dört figür vardı ve bunların yazısı şuydu:</div>
<br />
<ol start="1" data-path-to-node="38">
<li>
<div><i data-path-to-node="38,0,0" data-index-in-node="0">Nequaquam vacuum.</i></div>
</li>
<li>
<div><i data-path-to-node="38,1,0" data-index-in-node="0">Legis Jugum.</i></div>
</li>
<li>
<div><i data-path-to-node="38,2,0" data-index-in-node="0">Libertas Evangelij.</i></div>
</li>
<li>
<div><i data-path-to-node="38,3,0" data-index-in-node="0">Dei gloria intacta.</i></div>
</li>
</ol>
<div>Bu çok açık ve parlaktır, yedinci kenar ve iki Heptagon da öyledir; böylece hep birlikte diz çöküp, insan aklının bulabileceğinden daha fazlasını bize öğreten tek bilge, tek kudretli ve tek ebedi Tanrı'ya şükrettik, kutsal adı övülsün. Bu Kasayı üç parçaya ayırdık: üst kısım veya tavan, duvar veya kenar, zemin veya taban.</div>
<br />
<div>Üst kısım hakkında şu anda bundan başka bir şey anlamayacaksınız; o da parlak merkezdeki üçgende yedi kenara göre bölünmüştü; ancak içinde ne olduğunu (topluluğumuzu arzulayanlar) Tanrı dilerse kendi gözlerinizle göreceksiniz; ancak her kenar veya duvar on kareye bölünmüştür, her biri burada kitabımızda gerçek gösterildiği ve <i data-path-to-node="40" data-index-in-node="328">Concentratum</i> olarak ortaya konduğu gibi kendi ayrı figürleri ve cümleleri ile birliktedir.</div>
<br />
<div>Taban yine üçgene bölünmüştür, ancak içinde alt yöneticilerin gücü ve kuralı tanımlandığı için, kötü ve tanrısız dünya tarafından kötüye kullanılmasından korktuğumuzdan bunu açıkça belirtmeyi bırakıyoruz. Fakat cennetten Antidot ile donatılmış ve saklanmış olanlar, bu çağımızın çok iyi uygun olduğu eski ve kötü yılanın başını korkmadan veya zarar görmeden ezip geçerler; her kenar veya duvarın içinde çeşitli şeylerin, özellikle de başka türlü sahip olduğumuz tüm kitaplarımızın yattığı bir sandık için bir kapısı vardı, <i data-path-to-node="41" data-index-in-node="523">Theoph. Par. Ho.</i> Sözlüğü hariç ve her gün yanlışlanmayanları paylaşıyoruz. Burada ayrıca bu ilişkinin çoğunlukla alındığı <i data-path-to-node="41" data-index-in-node="645">Itinerarium</i>'unu ve <i data-path-to-node="41" data-index-in-node="664">vitam</i>'ını bulduk. Başka bir sandıkta çeşitli erdemlere sahip aynalar vardı, diğer yerlerde küçük çanlar, yanan lambalar ve özellikle harika yapay Şarkılar vardı; genel olarak hepsi şu amaçla yapılmıştı: eğer nice yüz yıllardan sonra Tarikat veya Kardeşlik yok olursa, yalnızca bu Kasa sayesinde yeniden restore edilebilsinler.</div>
<br />
<div>Şimdi henüz dikkatli ve bilge babamızın ölü bedenini görmemiştik, bu nedenle Sunakta bir tarafı kaldırdık, orada güçlü bir pirinç plakayı kaldırdık ve burada canlı bir şekilde taklit edildiği gibi bütün süsleri ve giysileriyle birlikte bozulmamış ve tükenmemiş adil ve değerli bir beden bulduk; elinde İncil'den sonra dünyamıza sunulması gereken en büyük hazinemiz olan <i data-path-to-node="42" data-index-in-node="370">I.</i> adlı parşömen bir kitap tutuyordu. Bu kitabın sonunda aşağıdaki <i data-path-to-node="42" data-index-in-node="437">Elogium</i> yer almaktadır.</div>
<br />
<div><i data-path-to-node="43" data-index-in-node="0">Granum pectori Jesu insitum.</i></div>
<br />
<div>C. Ros. C. ex nobili atque splendida Germaniae R.C. familia oriundus, vir sui seculi divinis revelationibus subtilissimis imaginationibus, indefessis laboribus ad coelestia, atque humana mysteria ; arcanave admissus postquam suam (quam Arabico, &amp; Africano itineribus <span class="citation-3629"></span><span class="citation-3629 citation-3630">Collegerat) plusquam regiam, atque imperatoriam Gazam suo seculo nondum convenientem, posteritati eruendam custo divisset et jam suarum Artium, ut et nominis, fides acconjunctissimos herides </span><span class="citation-3627 citation-3629 citation-3630"></span><span class="citation-3627 citation-3628 citation-3629 citation-3630 citation-end-3630">instituisset, mundum minutum o</span><span class="citation-3627 citation-3628 citation-3629 citation-end-3629">mnibus motibus magno illi respondentem fabricasset hocque tandem preteritarum, praes</span><span class="citation-3627 citation-3628">entium, et futurarum, rerum compendio extracto, centenario major non morbo (quem ipse nunquam corpore expertus </span><span class="citation-3625 citation-3627 citation-3628"></span><span class="citation-3625 citation-3626 citation-3627 citation-3628 citation-end-3628">erat, nunquam alios infe</span><span class="citation-3625 citation-3626 citation-3627 citation-end-3627">stare sine</span><span class="citation-3625 citation-3626 citation-end-3626">bat) ullo pellente sed spiritu Dei evocante, illuminatam animam (inter Fratrum amplexus et ultima oscula) fidelissimo creatori Deo reddidisset, Pater dilectissimus, Fra: suavissimus, praeceptor fi</span><span class="citation-3625 citation-end-3625">delissimus amicus</span> integerimus, a suis ad 120 annos hic absconditus est.
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
<br />
<div>Altına kendileri imza atmışlardı:</div>
<br />
<ol start="1" data-path-to-node="46">
<li>
<div><i data-path-to-node="46,0,0" data-index-in-node="0"><span class="citation-3624"></span><span class="citation-3623 citation-3624"></span><span class="citation-3622 citation-3623 citation-3624 citation-end-3624">Fra: I.A. Fr.C.H. electione Fraternitatis caput.</span><span class="citation-3622 citation-3623 citation-end-3623"></span><span class="citation-3622 citation-end-3622"></span></i>
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
</li>
<li>
<div><i data-path-to-node="46,1,0" data-index-in-node="0"><span class="citation-3621"></span><span class="citation-3620 citation-3621"></span><span class="citation-3619 citation-3620 citation-3621 citation-end-3621">Fr: G.V. M.P.C.</span><span class="citation-3619 citation-3620 citation-end-3620"></span><span class="citation-3619 citation-end-3619"></span></i>
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
</li>
<li>
<div><i data-path-to-node="46,2,0" data-index-in-node="0"><span class="citation-3618"></span><span class="citation-3617 citation-3618"></span><span class="citation-3616 citation-3617 citation-3618 citation-end-3618">Fra: R.C. Iunior haeres S. spiritus.</span><span class="citation-3616 citation-3617 citation-end-3617"></span><span class="citation-3616 citation-end-3616"></span></i>
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
</li>
<li>
<div><i data-path-to-node="46,3,0" data-index-in-node="0"><span class="citation-3615"></span><span class="citation-3614 citation-3615"></span><span class="citation-3613 citation-3614 citation-3615 citation-end-3615">Fra: B.M. P.A. Pictor et Architectus.</span><span class="citation-3613 citation-3614 citation-end-3614"></span><span class="citation-3613 citation-end-3613"></span></i>
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
</li>
<li>
<div><i data-path-to-node="46,4,0" data-index-in-node="0"><span class="citation-3612"></span><span class="citation-3611 citation-3612"></span><span class="citation-3610 citation-3611 citation-3612 citation-end-3612">Fr: G.G. M.P.I. Cabalista.</span><span class="citation-3610 citation-3611 citation-end-3611"></span><span class="citation-3610 citation-end-3610"></span></i>
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
</li>
</ol>
<div><i data-path-to-node="47" data-index-in-node="0"><span class="citation-3609"></span><span class="citation-3608 citation-3609"></span><span class="citation-3607 citation-3608 citation-3609 citation-end-3609">Secundi Circuli.</span><span class="citation-3607 citation-3608 citation-end-3608"></span><span class="citation-3607 citation-end-3607"></span></i>
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
<br />
<ol start="1" data-path-to-node="48">
<li>
<div><i data-path-to-node="48,0,0" data-index-in-node="0"><span class="citation-3605"></span><span class="citation-3604 citation-3605"></span><span class="citation-3604 citation-3605 citation-3606 citation-end-3606">Fra: P.A. Successor, Fr: I.O. Mathema</span><span class="citation-3604 citation-3605 citation-end-3605">ticus.</span><span class="citation-3604 citation-end-3604"></span></i>
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
</li>
<li>
<div><i data-path-to-node="48,1,0" data-index-in-node="0"><span class="citation-3603"></span><span class="citation-3602 citation-3603 citation-end-3603">Fra: A. Successor, Fra. P.D.</span><span class="citation-3602 citation-end-3602"></span></i>
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
</li>
<li>
<div><i data-path-to-node="48,2,0" data-index-in-node="0"><span class="citation-3601 citation-end-3601">Fra: R. Successor patris C.R.C. cum Christo triumphant.</span></i>
<div class="source-inline-chip-container luminous-sources ng-star-inserted"> </div>
</div>
</li>
</ol>
<div>Sonunda yazıyordu:</div>
<br />
<div><i data-path-to-node="50" data-index-in-node="0">Ex Deo Nascimur, in Jesu morimur, per spiritum sanctum reviviscimus.</i></div>
<br />
<div>O zamanlar Kardeş I.O. ve Fra: D. zaten ölmüştü ama gömü yerleri nerede bulunacaktı? Kuşku duymuyoruz ki Senior Fra'mız buna sahiptir ve Toprağa özel bir şey konulmuştur ve belki de aynı şekilde gizlenmiştir; ayrıca umuyoruz ki bu Örneğimiz isimlerini araştırmak için (bu nedenle yayınladık) ve gömülme yerini aramak için başkalarını daha gayretli bir şekilde harekete geçirecektir; çünkü birçoğu uygulama ve tıp nedeniyle çok yaşlı insanlar arasında hala bilinmekte ve övülmektedir; böylece belki de Gazamız genişletilebilir veya en azından daha iyi temizlenebilirdi.</div>
<br />
<div><i data-path-to-node="52" data-index-in-node="0">Minitum Mundum</i>'a gelince, onu başka bir küçük Sunak içinde tutulduğunu bulduk, herhangi bir anlayışlı insan tarafından hayal edilebileceğinden gerçekten daha inceydi; ancak gerçek kalpli <i data-path-to-node="52" data-index-in-node="187">Fama</i>mıza gerçekten cevap verilene kadar onu tasvir edilmemiş bırakacağız; ve böylece plakalarla tekrar örtün ve sunak üzerine koyduk, kapıyı kapattık ve tüm mühürlerimizle sağlama aldık; <i data-path-to-node="52" data-index-in-node="374">Rota</i>mızın talimatı ve emri dışında, aralarında (övülmeye değer M.P. tarafından ev bakımının yerine yapılmış olan) M'nin yer aldığı bazı kitaplar ortaya çıktı. Sonunda birbirinden ayrıldık ve doğal mirasçıları Mücevherlerimizin mülkiyetinde bıraktık. Ve böylece alimlerin veya alim olmayanların cevabını ve kararını bekliyoruz.</div>
<br />
<div>Yine de arzusuna ve başkalarının beklentisine göre bir süre sonra hem ilahi hem de insani şeylerin genel bir reformasyonunun olacağını biliyoruz; çünkü Güneş'in doğuşundan önce Aurora'nın veya gökyüzünde bazı berraklığın veya ilahi ışığın görünmesi ve patlak vermesi uygundur; ve böylece bu arada isimlerini verecek olan birkaç kişi bir araya gelebilir, böylece Kardeşliğimizin sayısını ve saygınlığını artırabilir ve kardeşimiz R.C. tarafından bize reçete edilen Felsefi Kanonlarımızın mutlu ve arzulanan bir başlangıcını yapabilir ve (hiçbir zaman başarısız olamayacak veya boşa harcanamayacak) hazinelerimizin paydaşı olabilir, tüm alçakgönüllülük ve sevgiyle bu dünyanın emeğinden kurtulabilir ve Tanrı'nın harika işlerinin bilgisinde o kadar körce yürümeyebilirler.</div>
<br />
<div>Lakin her Hristiyan'ın hangi Din ve inançtan olduğumuzu bilmesi için de, (şimdi bu son günlerde ve özellikle Almanya'da, en açık ve saf şekilde ilan edildiği ve artık her türlü sapan kişilerden, Heretiklerden ve sahte Peygamberlerden arındırılmış ve temizlenmiş olduğu gibi) İsa Mesih'in bilgisini kesin ve bilinen Ülkelerde sürdürüldüğünü, savunulduğunu ve yayıldığını itiraf ediyoruz; Ayrıca ilk yenilenen Kilisenin tüm Biçimleri ve Törenleri ile kurduğu gibi iki Sakrament kullanıyoruz. <i data-path-to-node="54" data-index-in-node="490">Politia</i>'da Roma İmparatorluğunu ve <i data-path-to-node="54" data-index-in-node="525">Quartam Monarchiam</i>'ı Hristiyan başımız olarak kabul ediyoruz; her ne kadar yakın olan değişimleri bilsek de ve bunu diğer tanrısal alim insanlarla tüm kalbimizle memnuniyetle paylaşmak istesek de; yine de elimizde olan el yazımız (Tanrı'nın kendisi hariç) kimse tarafından yaygınlaştırılamaz ve hiçbir değersiz kişi onu bizim elimizden alamaz. Fakat biz Tanrı'nın izin vereceği veya engelleyeceği ölçüde bu kadar iyi bir davaya gizli yardımla yardım edeceğiz; Çünkü Tanrımız Paganların <i data-path-to-node="54" data-index-in-node="1011">Fortuna</i>'sı gibi kör değildir, aksine Kilisenin Süsü ve Tapınağın onurudur. Felsefemiz de yeni bir İcat değildir, aksine Adem'in düşüşünden sonra aldığı ve Musa ile Süleyman'ın kullandığı gibidir; ayrıca diğer görüşler veya anlamlar tarafından pek şüphe edilmemeli veya çelişilmemelidir; lakin hakikat barışçıl, kısa ve her şeyde her zaman kendine benzediğinden ve özellikle <i data-path-to-node="54" data-index-in-node="1385">in omni parte</i> ve tüm üyelerde İsa ile uyumlu olduğundan. Ve O Babanın gerçek Sureti olduğu gibi, o da O'nun Suretidir; Bu Felsefeye göre doğrudur, Teolojiye göre doğrudur denilmeyecektir; Ve Platon, Aristoteles, Pisagor ve diğerlerinin hedefi vurduğu ve Hanok, İbrahim, Musa, Süleyman'ın üstün olduğu yer; fakat özellikle o harika kitap İncil'in uyumlu olduğu yer. Bütün bunların hepsi birleşir ve toplam parçaları Merkezden eşit uzaklıkta olan bir Küre veya Çögre oluşturur, bunun hakkında Hristiyanlık Konferansında daha uzun ve daha açık konuşulacaktır.</div>
<br />
<div>Lakin şimdi (ve özellikle bu asrımızda) çok fazla üstünlük elde eden, onun rengi altında birçok kaçak ve serseri insanın büyük kötülükler kullandığı ve verilen krediyi aldattığı ve kötüye kullandığı tanrısız ve lanetlenmiş Altın yapımı hakkındadır; evet şimdiye kadar takdir sahibi insanlar metallerin dönüşümünü Felsefedeki en yüksek nokta ve <i data-path-to-node="55" data-index-in-node="344">fastigium</i> olarak kabul ederler, bütün niyetleri ve arzuları budur ve Tanrı'nın kendileri tarafından en çok değer verileceği ve onurlandırılacağı, çok fazla ve bol miktarda Altın yapabileceği kimselerdir; bunu düşüncesiz dualarla her şeyi bilen Tanrı'dan elde etmeyi umarlar ve bütün kalplerin arayıcısıdır: bu nedenle bu vesileyle halka açıkça şevk ediyoruz ki, gerçek Filozoflar tamamen başka bir zihindedirler ve sadece bir <i data-path-to-node="55" data-index-in-node="770">parergon</i> olan Altın yapımına çok az değer verirler; çünkü binlerce daha iyi şeyleri vardır.</div>
<br />
<div>Ve sevgi dolu Babamız R.C.C. ile diyoruz ki: <i data-path-to-node="56" data-index-in-node="45">Phy: aureum nisi quantum aurum</i>, çünkü bütün doğa onlara aşikardır: Altın yapabildiği için sevinmez ve İsa'nın söylediği gibi şeytanların kendisine itaat ettiği için değil; aksine Cennetin açıldığını, Tanrı'nın meleklerinin inip çıktığını ve adının yaşam kitabına yazıldığını gördüğü için sevinir. Ayrıca <i data-path-to-node="56" data-index-in-node="349">Chymia</i> adı altında birçok kitap ve resmin <i data-path-to-node="56" data-index-in-node="391">in contumeliam gloriae Dei</i> yayınlandığını tasdik ediyoruz, bunları zamanı geldiğinde adlandıracağız ve saf yüreklilere bunlardan bir Katalog veya Kayıt vereceğiz; ve tüm alim insanları bu tür Kitaplardan sakınmaya rica ediyoruz; çünkü düşman asla dinlenmez, daha güçlü biri onu söküp atana kadar otlarını eker. Öyle ki Fra: C.R.C.'nin isteğine ve anlamına göre biz onun kardeşleri, (beş dilde yayınlanan) bu <i data-path-to-node="56" data-index-in-node="799">Famam</i>ımızı ve <i data-path-to-node="56" data-index-in-node="813">Confessionem</i>'imizi okuyacak olan Avrupa'daki tüm alimlerden rica ediyoruz ki, bu teklifimizi iyi bir değerlendirmeyle tartanlar ve Sanatlarını en yakından ve en keskin şekilde inceleyenler ve mevcut zamanı tüm gayretle görenler ve zihinlerini ister <i data-path-to-node="56" data-index-in-node="1062">Communicate consilio</i> veya <i data-path-to-node="56" data-index-in-node="1088">singulatim</i> Basım yoluyla beyan etsinler.</div>
<br />
<div>Ve her ne kadar bu sırada ne isimlerimizden ne de toplantılarımızdan bahsetmesek de, yine de her birinin görüşü hangi dilde olursa olsun kesinlikle ellerimize ulaşacaktır; ve adını kim verirse versin, bazılarıyla konuşmak için ne sözlü olarak ne de eğer bir engel varsa yazılı olarak kimse başarısız olmayacaktır. Ve bunu gerçek olarak söylüyoruz ki, kim içtenlikle ve kalbinden bize sevgi beslerse, bu ona mal, beden ve ruhta faydalı olacaktır; fakat kalbi sahte olan veya sadece zenginlik açgözlüsü olan, her şeyden önce hiçbir şekilde bize zarar veremeyecek, ancak onu tam bir yıkım ve mahvına getirecektir. Ayrıca binamız (her ne kadar yüz bin kişi onu çok yakından görmüş ve seyretmiş olsa da) kötü dünya için sonsuza dek dokunulmamış, yok edilmemiş ve gizli kalacaktır, <i data-path-to-node="57" data-index-in-node="776">sub umbra alarum tuarum Jehova</i>.</div>
</div>
<div id="wpfa-549" class="wpforo-attached-file"><a class="wpforo-default-attachment" href="//hrmt.online/wp-content/uploads/wpforo/default_attachments/1790971268-Fama_fraternitatis.jpg" target="_blank" title="Fama_fraternitatis.jpg"><i class="fas fa-paperclip"></i>&nbsp;Fama_fraternitatis.jpg</a></div>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/rozkrua-gulhac/fama-fraternitatis/#post-10</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Ceviz Sembolizması</title>
                        <link>https://hrmt.online/community/tasavvuf/ceviz-sembolizmasi/#post-9</link>
                        <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 19:24:10 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Ceviz sembolünde, zâhirden bâtına; bâtının da, aklımız elverdiğince, bâtınına inmeye çalışalım. Hayatında hiç ceviz görmemiş birine taze cevizi göstersen, sadece dışındaki yeşil kabuktan iba...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><span>Ceviz sembolünde, zâhirden bâtına; bâtının da, aklımız elverdiğince, bâtınına inmeye çalışalım. Hayatında hiç ceviz görmemiş birine taze cevizi göstersen, sadece dışındaki yeşil kabuktan ibaret olduğunu sanır; ısırmaya kalksa, acı tadından ağzı yüzü birbirine girer; içini kırıp bakmadan aklı yatmaz ve gözünün gördüğüne inanıp, birisi sorsa, yeşil renkli top gibi bir şey der! Çünkü, yeşil kabuğun altındaki gizli hikmetler kendisi için kafa gözüyle baktığında yoktur; ama, gönül gözüyle baktığında yeşil kabuğun bâtını hikmettir. Aslında yeşil kabuğun bizatihî kendisi bile, hatta üzerindeki pürtükler bile başlı başına gizli hikmettir; ama, şimdilik geçelim. Öyleyse, bilen için yeşil renkli kabuk, içinde hikmet gizleyen bir semboldür. Bilmeyenin dediği gerçek kendince doğrudur; ama, sadece zâhirdir. Bu nedenle, yeşil kabuklu cevizi görünce içindekini idrak edemeyip, sırf dışını söyleyene Avam denir. Avam, eğer cevizin yeşil zâhir kabuğunu elinin boyanması bahasına zahmet edip açarsa, içindeki iki çenekli pürtüklü tahta gibi sert kabuğu bulur. Yeşil kabuğu soyması Hakikat’i arama yolunda atılmış ilk adımdır. Artık, cevizi tanımayan biri için, ceviz denilen şey böyle sert tahta kabuklu bir yuvarlak toptur. Artık, sert kabuk zâhirdir. Tahta kabuğun içindeki bâtın bilen için hikmettir. Bu nedenle, sert kabuğu görüp tanıyan, bundan böyle taze yeşil kabuklu cevizi gördüğünde altında bir de sert kabuk olduğunu gözüyle görmese bile bilir. Bu nedenle, bilgisi sadece yeşil kabuğu bilene oranla bir derece daha ileridir. Çünkü, aklî bilgisi ilerlediğinden, artık sadece bir sembol olan yeşil kabuğun altındakini, yani bâtınını, bilmektedir. Eğer sert kabuğun da içindeki hikmeti merak edip kabuğu kırarsa, hele ezmeden düzgün kırarsa; içinde çift çenek içinde ikişerden dört loplu, bir insan beynine benzer, cevize ulaşır. Ceviz artık zâhir olmuştur; yani, cevizi hiç bilmeyen için bilgi iki kat ilerlemiştir. Bundan sonra, her taze ceviz gördüğünde, yeşil kabuğun altında sert kabuk, onun da altında asıl ceviz içi olduğunu bilecektir. Artık, yeşil kabuklu ceviz de, sert kuru kabuklu ceviz de birer semboldür; içinde ceviz denilen bâtınî hikmeti gizleyen semboller. İsterse yer ve bu zihnî tekamül biter. Ama, Hakikat’i arayan için iş bitmemiş; yeni başlamıştır. Buna bakalım: Ceviz içinin dört lopu birbirinden ince kahverengi odunsu perdeyle ayrılmıştır. Ceviz içini tümüyle lop çıkarmak için bu kahverengi perdeyi özenle ayıklamak, hatta hiç kırmadan içindeki ceviz içini bütün gerekir. Eğer başarılı olunursa, ceviz içi insan beyni gibi kıvrımcıklı dört loptan oluşan bir bütün hâlinde ortaya çıkar. Eğer, gerekli özen gösterilmezse ceviz içinin iki veya dört parçaya bölünerek koz niteliğini kaybeder. Bu önemli işlevi okuyanın yorumuna bırakalım. Dolayısıyla tahta gibi sert ceviz kabuğu nasıl ki yeşil kabuk sembolünün altındaki hikmetse; aynı şekilde, lopları birbirinden hem ayıran, hem de ceviz içinin koz olarak tek bir bütün şeklinde kalmasını sağlayan odunsu ince perde de, sert tahta kabuk sembolün altında bir hikmettir. Ceviz içi denilen kozun üzeri, sarımsı kahve renkli ve üzeri damar damar yaprak kıvamında ince mat bir zarla sarılıdır. Asıl ceviz içine ulaşmak için bu zarın soyulması gerekir. Dolayısı ile bu zar; en üstteki yeşil kabuk ve altındaki sert tahta kabuğa göre üçüncü aşamadaki hikmettir. Eğer bu ince kabuk dikkatle soyulursa, hemen altında sarımsı beyaz saydam ince bir zar daha olduğu görülür. Saydam zar, üstündekilere oranla dördüncü aşama sembol ve artık içindeki ceviz içi hikmettir. Asıl ceviz içini örten bu ince saydam zardır. Zar soyularak yenilirse ceviz lezzetli, soyulmadan yenilirse acımtırak olur. Bunun için, soyulması biraz zor olmasına rağmen, soyularak yenmesi tercih edilir. Hatta, kolay soyulabilmesi için ceviz içi bir süre suda bırakılır. İşte bu saydam ince zar, yeşil kabuğun, sert kabuğun ve kahverengi ince kabuğun altında kalan dördüncü aşamadır. Zarın soyulması daha zor olduğundan hüner ve sabır gerektirir. Aynı, Hakikat’e ulaştıkça atılacak adımların daha dikkatli ve gösterilecek özenin çok daha nefasetli olması gibi ! Bu zar da marifetle soyulduktan sonra beşinci aşamada artık ceviz içine ulaşılır ve afiyetle yenir. Tabiî bu hikmeti bilmek ilk dördüne oranla daha büyük bilgi ister. Öyle ki, cevizin kozunu saran saydam zarın altında bile ceviz içi ayan beyan görünmesine rağmen, yine de tadı ve kimyası tam belli değildir. Özetle, ceviz kesiti üstten aşağı incelenirse, en üstte yeşil kabuk, altında tahta kabuk, altında kahverengi odunsu ince saydam kabuk, altında saydam ince zar ve nihayet onun içinde de ceviz içi! Böylece, her üstteki bir altındaki için sembol, her alttaki de bir üstündeki sembolün içindeki gizli hikmettir. Özellikle, ceviz içini saran ince saydam zar, Nur’la zulmetten kurtulduktan sonra, Hakikat’le arada kalan hicap, denilen tül perdeye benzer; araladıkça bir yenisi çıkar ve fluluk süregider. Zarı soyup, cevizin içini bulan kimse için zâhiren bâtın bulunmuştur. Çünkü, hedef bütün kabuklardan soyulmuş ceviz içidir. Yani, cevize adını veren ceviz içi artık sembol olmaktan çıkmıştır! Acaba, Hakikat’en çıkmış mıdır ? Cevizin içi, bir anlamda, aranan, Hakikat midir ? Tabiî değildir; ama şimdilik, daha ötesi var deyip, duralım. Bundan böyle, her akıllı insan, yeşil kabuklu taze cevizi gördüğünde; semboller perdesini üstte yeşil kabuk, altında sert kabuk, altında ince kabuk ve altında zar olmak üzere dört aşamadan sonra, en ortada ceviz içi hikmeti olduğunu bilecek ve söyleyecektir. Öyleyse, bir anlamda, yeşil kabuklu ceviz sembolünün içindeki gizli hikmet cevizin kozudur. Kendince bâtını bulmuş olan bu akıllı talihli de tabiî avama göre Seçkin’dir. Bu mertebenin adı Havas’tır... Ama, akluhikmet sahipleri, ceviz içini eline aldığında hemen lüp diye yutmadan önce düşünür: “Acaba, cevizin içinde ne var? ” diye!.. Çünkü, aslında Hikmet saydığı, Hakikat değildir. Çünkü, üzerindeki ince saydam zarı soyduğu andan itibaren, sanki Hakikat sandığı ceviz içi zâhir olmuş ve onun da içinde başka bir Hakikat’in var olduğu veya olabileceği idraki sarmıştır kâmil insan olmaya yönelen liyâkatli ve kifayetli insanı! İşte, tekâmülde istenilen de budur! Kâmil insan, böylece, bâtının da bâtını olabileceğini idrak edip, Hakikat arayışını sürgit devam ettirir; Hakikat’in içindeki Hakikat, Hakikat’ül Hakâyık, yani Hakikatler Hakikati’ni aramayı sürdürür. Zaten, gizli hikmetler olarak tesmiye edilen, sembollerin ezoterik anlam derinliği bu aşamadan itibaren başlar. Sembolün gizlediği hikmet; ama, hikmetin de gizlediği hikmet, daha doğrusu hikmetler... Çünkü hikmet demek, bir insanın aklî kuvvetinin itidal noktası demektir. İtidalin üstü olan ifratta aklî güçler tehevvür; itidalin altı demek olan tefritte hamakat hâlindedir. Öyleyse, ifrattan ve tefritten uzak aklın pâyesi ve unvanı hikmettir. Bu anlamda, Akıl ve Hikmet veya yazara göre yapışık hâliyle daha anlamlı olan Akluhikmet; cevizin içinde neler vardır diye düşündürür insanı!.. Cevizin içinin içinde neler vardır? Meselâ, en önemlisi cevizin yağı ile ve azotlu maddeler vardır. Bunların çeşitli kimyasal bileşimleri vardır; molekülleri vardır; moleküllerin içinde atomları vardır; atomların içindeki elektronlar, nötronlar vb vardır. İşte, bu atomlar ve elementler, farklı miktar ve bileşimlerde olmak üzere, aynı cevizde olduğu gibi, sende de bende de vardır; tüm evrende de vardır. Ayni, Evrenin Ulu Yaradanı dediğimiz Yüce Yaradan’ın Zatı’nın evrende ve insanda tecellisi olan sıfatları gibi!.. Çünkü, artık cevize ismini ceviz içi geçmişte kalmış ve onun yerini şekil olarak aslında cevize hiç benzemeyen bir sıvı, yani ceviz yağı almıştır. Daha da aşağı doğru inilirse, moleküller ve atomlar öyle bir genelleşir ki, sıfattan artık eyleme yani sadece ef’al birliğine geçilir. Öyleyse, ceviz içi bir sembol ve ceviz içinin gizlediği altıncı aşamadaki hikmet ceviz yağı ve terkibi olur. Ceviz yağının sembol ve gizlediğinin hikmet olduğu nihaî yedinci aşamada var olan, cevizin sebebi hikmeti ve sebebi vücudu kuvvet, yani enerjidir. Enerji, ceviz yağı sembolünün içindeki gizli hikmettir. Yenilen cevizde potansiyel olarak bulunan ve yenildikten sonra kinetiğe dönüşen enerji! Ancak, idrak edilebilen Yüce Kudret’in odağı Kâdiri Mutlak enerji! İnsanın ve var olan her şeyin Öz’ü olan enerji! Yoktan var olmayan ve kaybolmayan; ancak, hâlden hâle dönüşen tek kudret olan enerji! Doğmayan ve doğurmayan, her an başka bir şeen de bulunan enerji! Özetle, doğmayıp doğurmadığı için var olmayan, yegânelik sıfatı ile idrak edilebilen hiçlik ve yokluk.... Yeşil kabuklu taze ceviz sembolünün kemâl sahiplerine derece derece idrak ve iz’an ettirdiği işte bu gizli hikmetlerdir. Bu hikmetleri izan eden; ama, Hakikat’ül Hakayık’a asla ulaşamayacağının aczini idrak edebilenlere Seçkinler Seçkinleri, yani, Havas’ül Havas adı verilir. Bu zümre, insan-ı kâmil sıfatında olanlar, yani sembollerin en derin mânâsına inebilerek gizli hikmetin varlığını sezebilenler; fakat asıl Hakikat’ül Hakâyık olan Zat’ın değil görülmek, tefekkür bile edilemeyeceğini; ancak tecelliyatı mertebesinde, Varlık’ta Yokluk, yani Ahad, menziline vasıl olabilen Hüviyyet sahipleridir. Bunun da evveli âhiri, ceviz sembolünün yokluğa misal olduğunu fehm etmekle başlar ve biter. Cevizi insana dönüştürürsek; aynı, âlemlerin içinde milyar galaksiden biri Samanyolu, Samanyolunun içinde milyarlarca yıldız içinde Güneş, Güneş sisteminin içinde Dünya gezegeni, Dünyanın içinde Asya ile Avrupa arasında Anadolu, Anadolu’nun içinde İstanbul, İstanbul’un içinde bir insan, insan bedeninin içinde göğsü, göğsünün içinde kalbi, maddi kalbinin içindeyse nokta-i suveyda denilen basîret, yani gönül gözü! Gönül gözü, yani saydam bir küre; bir yanından sen Hakk’ı görürsün; öte yanından Hak seni görür; şah damarından daha yakın olduğu için! Aynaya bakan insanın “Yarattığın eseri beğendin mi?” sorusuna cevap vermesinin, abes sayılması da bundandır! Çünkü, adam “Ben sûretimde sîret” gördüm nasıl der; idrak etse bile, dili döner mi, sözü yeter mi ? Eğer yeterse, Hallac olur, Nesimî olur, Yunus olur! Doğrusu, YOK olduğunun acizini idrak eder! Eğer gözü açıksa, ÖZ’ünü sezebilir; aynı, cevizin özünde de kendisiyle aynı özü sezebileceği gibi ! Üsküdarlı Aziz Mahmut Hüdaî, insanın gönlündeki ÖZ’ün sırrını, gönül gözüyle görene gönül diliyle şöyle fısıldar: Bir bak insanın gönlünde Beytullah var Niçin görmezsin ki, o evde Allah var. Her ne varsa insanda var; insanda ara Hakk’ ı sen Sakın olma gafil, insanda Sırrullah var. Bu itibarla, sembollerin içindeki gizli hikmetlerin tefekkürü çok derin olduğu gibi; bu tefekküre mesnet olabilecek maddî ve manevî kanıtların sadece akılla değil; ama, aynı zamanda gönül gözü olan basîretle gözlenip değerlendirilmesi gerekir. Çünkü, akıl ancak iman sınırına kadar en güvenilir rehber olduğu hâlde; bu sınırın ötesinde gücünü yitireceğinden basîrete mutlaka ihtiyaç vardır. Basîret olmadığı takdirde, zahirden bâtına nüfuz etmek mümkün olmaz ve sadece aklın etkinliği oranında bilinçlenme gerçekleşir. Ama, basîretle görülenin akılla denetlenmesi ve gerçeğe dönüşmesi hâlinde de, gerçeğe dayanan bilgi ve bilim alanında sadece akıl gücü geçerli olacağından basîretin hiç bir fonksiyonu olamaz. Basîretin gücü, artık daha ileriye, aklın ötesinde imanın başlangıç sınırının diğer tarafına kayar. İşte kemâlatın, dolayısı ile bir anlamda insanlığın sebebi vücudu hassas dengeyi kurabilmesidir. Aynı ceviz gibi, birer teşbih ve birer mecaz vesilesi olan sembolleri de bu anlayış altında değerlendirmek ve içindeki gizli hikmetleri aramak doğru olur. Aksi takdirde, sembolü sadece zâhiren değerlendirmek ve bâtınen yorumlamaktan kaçınmak veya sembolün sadece şu anlamı doğru, diğerleri yanlıştır demek onu tabulaştırmak, yani put yapmak demektir ki; bu da akla ve hür düşünceye aykırıdır. Doğrusu, sembolü kutsallaştırmadan içindeki gizli hikmetleri araştırmaktır. Bâtına inmek için de, şart olan zâhiri aşabilmektir!.. Zâhiri hiç yok saymadan; akılla zâhir, basîretle bâtın!..</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tamer Ayan</p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://hrmt.online/community/"></category>                        <dc:creator>HERMIT</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://hrmt.online/community/tasavvuf/ceviz-sembolizmasi/#post-9</guid>
                    </item>
							        </channel>
        </rss>
		