BEYAZ LOTUS – AVATAR – EZOTERİZM ÜZERİNE BİR İLİŞKİLENDİRME
Yazı HERMIT’in özgün çalışmasıdır, her hakkı saklıdır. Kopyalanamaz…
Hayat, garip tesadüflerle dolu. Yıllar önce, oğlumla birlikte izlediğimiz bir çizgi film, dikkatimi çeken enteresan bir dizi mistik ögelerle doluydu. Bu çizgi filmin ismi : ‘’AVATAR-The Last Airbender’’ (Avatar – Son Hava Bükücü). Burada gördüğüm bir gizli örgüt/tarikat, ‘’Beyaz Lotus’’ (The Order of White Lotus) ismindeydi. İlgimi çeken bu konuyu, yıllar sonra yeniden ele alarak, incelemek istedim. Ancak, çizgi dizinin detayına inerek size aktarmadan önce, ‘’Lotus’’ teriminin izini sürerek başlamak isterim. Birbirinden değişik kaynaklardan derlenen lotus bilgileri aşağıda verilmiştir.

Bir Beyaz Lotus
Lotus, Nelumbonaceae ailesinden, çift çenekli, genellikle 12 taç yapraklı, Latincede ‘’Lotus’’ olarak bilinse de, dilimizde ‘’Zambak’’ veya su zambağı isimleriyle bilinen bir bitkidir.
Antik döneme ait çeşitli kültürlerde, bazı bitkilerden söz edildiği, bunlara kutsal anlam yüklendiği ve sembolleştirildiği görülmektedir. Binlerce yıl öncesinden, bazı anlamlar taşıyan sembollerin, hayatın her alanında ve özellikle sanatın her dalında kullanıldığını görürüz. Belli bir kültürden köken alarak gelişen bazı semboller, hem coğrafi hem de zaman içinde yayılarak, başka toplumlarda da kullanılmıştır ve bu önemli bitkilerden biri “lotus” tur. 5000 yıldan fazla zamandır, insanlar için kutsal sayılmış; günlük hayatta ve sanatta yaygın şekilde kullanılmıştır.
Çoğunlukla on iki taç yapraktan oluşan lotus çiçeği kutsal sayılmıştır. On üç yapraklı olanları çok nadir olduğundan, şanssızlık getirdiği düşünülmüştür. Koyu renkli sularda yetişir ve güneş ışığı ile çiçekleri büyür. Çamurlu sularda yetişmekle birlikte lotus bitkisi temizdir. Üzerine en ufak toz parçası geldiğinde hemen yapraklarını sallar ve tozu belli bölgeye doğru iter. Yağmur yağmaya başladığında, yaprağının üzerine düşen yağmur damlalarını, üzerindeki kirli bölgelere aktarmaktadır. Bu konuda çeşitli bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Bonn Üniversitesi’nden yapılan açıklamada temizlik gerektiren yaprakların pürüzlü yüzeyleri olduğunu açıklamıştır. En temiz bitki olan lotus bitkisinin üzerinde bir çivi yatağı şeklinde küçük noktalar bulunmaktadır. Bu küçük noktalara arasında sallanan toz zerrecikleri tutunamaz ve en ufak bir yağmur damlasında temizlenir. Bu nedenle, temizliğin (özellikle ruhsal temizliğin) simgesidir. Lotus ile nilüfer çiçeğinin birçok özelliği benzemekle birlikte, nilüfer çiçeği en fazla 20 cm’dir, lotus bitkisinin boyu ise 3 m’ye dek ulaşmaktadır.
Mısır’da lotus bitkisinin, hayatın her alanında ön plana çıktığı ve önemli bir sembol olarak kullanıldığı dikkati çekmektedir. Mısır’da iki yerel lotus cinsi yetişmektedir. Beyaz lotus ve mavi lotus. Üçüncü tip ise, Persler’den daha sonraları alınan ve Helenistik dönem sanatında sıklıkla rastlanan pembe lotus’tur. Bununla birlikte, sanatta ve hiyerogliflerde en yaygın kullanılan tür mavi lotus’tur.

Nymphaea lotus

Nymphaea cerulea

Nelumbo nucifera

Güneş Tanrısı Nun
Lotus, geceleri kapanıp su altına batan, gündüzleri ise su üstüne çıkıp yeniden çiçek açan bir bitkidir ve bu nedenle çiçeği, güneşin ve doğal yaratılışın simgesi haline gelmiştir. Hermepolis’te dev lotus çiçeğinin ilk olarak, dışa doğru çıkan güneş tanrısı Nun’un başlangıçta var olan sularından çıktığına inanılır.
Yeniden doğuşun sembolü olan lotus, cenaze kültü ve Osiris kültü ile yakından ilişkilidir. Horus’un dört oğlu, bir lotus üzerinde oturur şekilde gösterilir. Ölüler Kitabı’nda “kendisini lotusa dönüştürmek” ten söz edilir. Mavi lotus, tanrıça Hathor ile de ilişkilendirilir. Hathor, inek kulaklı güzel bir kadın biçiminde ya da lotus çiçekleri ile çevrelenmiş bir inek biçiminde gösterilir.
Lotus, Yukarı Mısır sanatının sembolü haline gelmiştir. Genellikle papirüs yaprakları ile birlikte kullanılır. Papirüs yaprakları, Aşağı Mısır’ın sembolüdür. Lotus ve papirüs’ün birlikte kullanılması, her iki toprağın birlikteliğini göstermektedir.
Mavi Lotus, genellikle ‘’Yeni Krallık’’ resimlerinde kutlamalarda betimlenir. Tanrı Nefertem (Nefertoum), başı üzerinde lotus taşır şekilde betimlenir ve sıfatlarından biri Parfümlerin Efendisi’dir. Mimaride, çatıyı destekleyen sütunlar, lotus demeti şeklindedir. Mavi lotus, tapınak sütun başlıklarında ve diğer objelerde, yaprakları olmadan kullanılmıştır.

Sütunlarda Lotus’un kullanımı
Antik dönem sanatında nadiren betimlenen beyaz lotus (Nymphaea lotus), mavi lotustan daha büyük ve daha sivri taç yapraklara sahiptir. Su yüzeyinde yaprakları yayılır ve beyaz çiçekleri, bunun üzerinde yükselir. Ilık sularda yetişen bitkinin yüksekliği neredeyse yarım metreye ulaşır. Genellikle, daha zengin Mısırlılar’ın küçük göletlerinde yetiştirilmiştir.
Çiçeği, aromatik / koku veren kimyasallar içermektedir. Tapınaklardaki en yaygın hediyelerden biridir. Spiritüel olarak ve hayat enerjisi olarak kullanılır. Tapınak kayıtları, Ramses III’ün tanrı Amon’a üç bin lotus buketi sunduğunu göstermektedir. Güzel kokusu nedeniyle, parfüm üretiminde yaygın şekilde kullanılmıştır. Kleopatra VII’nin her gün lotus banyosu yaptığı söylenmektedir.
Lotus, aynı zamanda ezoterik bir semboldür. Mısır’daki spiritüel geleneklerin yanı sıra, yeniden doğuş ve şifacılıkta çok kullanılır. Şifacıların yanı sıra, sanatçılar, müzisyenler, spiritüel öğreticiler, rahip ve rahibeler de kullanır.
Önemli bir sembol haline gelmiş ve sanatta çok sevilerek kullanılan lotus, Mısır’dan, Fenike’ye, Mezopotamya ve Persler’e, daha sonraları Grek ve Romalılar’a geçmiştir. Grek mitolojisinde, “lotus yiyenler” den söz edilmektedir. Homeros, Odysseia IX’da lotus yiyenleri anlatır. Lotophagi, lotophaguses ya da lotophages olarak verilir. Lotus bitkileriyle kaplanmış bir adada yaşayan insanlar yaşamaktadır. Lotus meyveleri, adada başlıca besindir ve narkotiktir (uyuşturucu). Sakin uyumalarını sağlar. Herodot, M.Ö. 5. yüzyılda lotus yiyenleri günümüzdeki kıyı Libya olduğundan emindir.
Yine bir başka kaynaktan aktarıldığı üzere, Odysseus’un Kalypso’dan kurtulduktan sonra Lotus – Yiyiciler adasına düşüyordu. Bu adada yaşayanlar lotus yapraklarını yiyerek yaşıyorlardı. Lotus yaprağı onları bağımlı hale getiriyor, uyuşturuyor ve akıllarını kullanmalarını engelliyordu. Anlatının sonunda, Odysseus, adamlarını bu tuzaktan zorlukla kurtarıyordu. Burada ‘’Aydınlanma’’ ile uyuşmaktan kurtarılan kişiler, bir metafor olarak sunulmuştur.
Lotus’un ‘’Aydınlanma’’ ile ilişkisi pek çok değişik kaynak yoluyla kurulmuştur. Örneğin Grigoriy Petrov’un unutulmaz eseri, Finlandiya’nın bir bataklık ülkesinden, günümüz gelişmişliğine nasıl geldiğinin anlatıldığı, ‘’Beyaz Zambaklar Ülkesinde’’, Johan Wilhelm Snelman ve onun oluşturduğu halk öğretmenleri ordusunun Aydınlanmayı nasıl yarattığı detaylıca verilmiştir. Bu kitaptaki şu mesaj kayda değerdir ; ‘’Aydın olmak, modaya uygun kıyafetler giymek veya kolalı yakalık ve modern şapka takmak demek değildir. Halk size, akşamları kağıt ve domino oynamanız için okutup terbiye vermedi. Bu durumda siz aydın değil de, küflenmiş aydın oluyorsunuz. Siz halkın aklını, iradesini, enerjisini ve vicdanını uyandırmalısınız.’’ Bu kitabın, ülkemizde, okullarda da okutulmasını Atatürk’ün istemesine şaşmamalı…
Lotus’un değişik kültürlerdeki kullanımı ve verilen anlamları biraz daha incelemek istersek :
Lotus, Hindu geleneğinde de tanrısal bir semboldür ve tanrılar, genellikle lotus çiçekleri ile birlikte betimlenirler. Budist tapınaklarında, lotus pozisyonunda oturmuş kendini Buda’lığa hizmet için adamış gülümseyen bodisatvalar görülmektedir. Merhamet tanrıçası olarak kabul edilen Guanyin, elinde Lotus çiçeğiyle betimlenir. Budist inanışına göre, “cennetin kralı” bin yapraklı bir altın Lotusun üzerinde oturmaktadır ve bu inanışta Lotus çiçeği üzerinde meydana gelen Hindu yaratılış tanrısı Brahma etkili olmuştur. Budizmde temizlik önemlidir ve en önemli hedef iyi bir Buda olmaktır. Buda, kendini sürekli temizleyen lotus çiçeğine benzetilmektedir. Lotus çiçeği, Buda’nın en yüksek öğretilerinden biri olan “Sekizli Yol”un ilkelerini oluşturur. Budizm’de saflığı, sadakatı ve ruhsal uyanışı temsil eder. Sembolik olarak manevi aydınlanmaya ulaşmanın anahtarı olarak kabul edilir. İnsanın ışığa doğru yükselmesine benzer bir şekilde çamurlu su üstünde yukarı doğru büyür. Ayrıca her bir renk için ayrı anlamlar verildiği de görülmektedir.
- Beyaz Lotus: Zihnin saflığını, dinginlik ve huzuru temsil eder.
- Pembe Lotus: Aydınlanma ve maneviyatı temsil eder.
- Kırmızı Lotus: Sevgi, tutku, merhamet ve şefkatin simgesidir.
- Mavi Lotus: Bilgi ve bilgelik anlamına gelir.
Sadece Mısır, Hint kültüründe değil antik Çin kültüründe de Lotus karşımıza çıkıyor. Ancak ana konumuz olan o noktaya geçmeden son olarak, Masonluk içerisinde de rastladığımız bu kavramı incelemekte fayda var.
Masonluk sembolizmasının önemli ögelerinden ‘’Süleyman Mabedi’’ tarif edilirken şu cümleleri görüyoruz :
‘’Giriş kapısının her iki yanında, 4’er parmak kalınlığında bronzdan dökme birer süsleme sütunu yer almaktaydı. Çevreleri 12’şer arşın, yükseklikleri 18’er arşın olan bu sütunların başlıklarına yakın olan bir yere 7 sıra dolanmış bir altın zincir asılmıştı. Bu İkiz Sütunlar‘ın başlıkları 5’er arşın yüksekliğinde olup, zambak yaprağı şeklinde işlemelerle zenginleştirilmiş birer taç şeklindeydi. Başlıkların üzerinde de birer Nar (kimine göre ise Küre (veya içinde tütsü yakılan yarım küre şeklinde taslar) bulunmaktaydı. Bu iki sütundan biri B diğeri J harfiyle işaretlenmişti.”
Masonlukta bazı bitkilere özel anlamlar atfedilmiştir. Sedir Ağacı (Sembolizma ve Felsefe) isimli eserinde Tamer Ayan, şu şekilde bildirmektedir :
‘’Masonik Flora, Masonluğun bazı derecelerinde sembolik veya alegorik olarak işlenen çeşitli bitkilerin ortak adıdır. Örnek olarak, …°’de önce buğday başağı, sonra nar ve zambak, …°de akasya, …°de defne ve zeytin dalı, …°de gül işlendikten sonra sıra 22°de sedir ağacına gelir.’’
Çırak Kalfa Usta isimli eserinde Tanju Koray ; ‘’Ritüellerin açıklamalarına göre, ağ işi, örgüsü dolayısıyla birliği; zambak beyazlığından dolayı safiyet, barış ve huzuru, narlar, tanelerinin çokluğundan bereketi, tanelerin birbirine yapışık olmasından da sorumluluk ve dayanışmayı ifade etmektedir.’’ diye belirtmektedir.
Lotus, özellikle sütun başlıklarında kullanılır. Hatta iyon sütunundaki kıvrımların aşağı doğru kıvrılan Lotus yaprakları olduğu söylenir. Eski Mısır mitolojisinde Lotus çiçeğinin sembolik açıdan önemli bir anlamı vardır. Mavi Lotus çiçeği, geceleri yapraklarını kapayıp suyun içerisine batar ve sabahları suyun içinden çıkıp yapraklarını yeniden açar. Eski Mısırlılar, Mavi Lotus çiçeğinin geceleri ölüp toprağın altına gittiği ve sabah tekrardan doğup yeryüzüne geldiği düşünmüşlerdir. Bu özelliğinden dolayı Mavi Lotus çiçeği yeniden doğuşu ve Güneşi sembolize etmektedir. Güneşle olan bu ilişkilendirme, hem güneş ışığı ve gündüzle çiçeğini yeniden açıyor olması, hem de 12 taç yaprak bulundurmasından kaynaklanır. Bir Zodyak döngüsünün 26.000 yıl sürdüğü ve her 2.150 yılda yeni bir burç/çağa geçildiği insanlarca uzun süredir bilinmektedir. Hatta öyle ki 12 burç ve Güneş, bazılarına göre pek çok öykü de sembolize edilmiştir. Mithra’dan İsa’ya kadar, Güneşle ilişkilendirilmeleri ve hepsinin 12 havari/takipçisinin olması da benzeşen senaryolardandır. Yine aynı sebeple 12 taç yapraklı bu bitkinin Güneş’i temel alan Antik Mısırda özellikle seçilmiş olduğunu düşünebiliriz.

Hurma ve Lotus Yapraklı Sütun Başlıkları
Masonlukta elbette Zambak / Lotus simgesi sadece sütun süslemelerinde yer almaz. Tamer Ayan’ın Mason Önlüğünü incelediği eserinde şu ibareler görülür :
‘’Büyük Üstad Önlüğü: Büyük Görevli önlüklerinin benzeridir. Önlüğün ortasında, çevresinde narlar ve Lotus bulunan motifin içine işlenmiş ışık saçan altın güneş amblemi bulunur. Kapağında ve köşelerinde yedişer adet başak vardır.’’
Bizler için oldukça önemli olan önlük üzerinde de bu sembolün yerini alması, önemlidir. Bu sembolü birazdan asal konumuz olan Beyaz Lotus Tarikatını incelerken benzer bir başka sembol ile kıyaslayacağız.
Lotus’un hem kendisini, hem değişik kültürlerdeki kullanımını, hem ona yüklenen anlamları hem de Masonluktaki yerini vermeye çalıştım. Buradan kısa bir özet yapmak gerekirse; Güneşle olan ilişkilendirmesi ve saflık, temizlik yanı sıra ‘’Bilgelik’’ kavramlarını sembolize etmesi altı çizilesi noktalardır.
Şimdi Asya kültürlerine iki olayı anlatarak geri dönüş yapabiliriz. Mitoloji ve Teolojinin karışan hikayelerinde onlarca farklı yerde bakire anneye, kutsal ruh veya Tanrıların dokunuşuyla doğan kişilere rastlanır. En bilineni, Kutsal Ruh – Meryem ve İsa’dır. Ne tesadüftür ki, Horus’ta bu şekildedir. Dionysos’ta. Uzak Asya’da Brahma (Hinduizmde, Yaratıcı Tanrı), suyun içinde bir Lotus çiçeğinden kendi kendine doğmuştur. Çin’de M.Ö. 3468 yılında doğan Fo-Hi’nin annesi bir nemfti (Peri). Bir nehirde yıkanırken elbiseleri mukaddes Lotus çiçeğine değmiş ve bunun üzerine hâmile kalmıştır. Soyunu bu şekilde bir kutsala dayama, buradan yola çıkarak hem kutsiyet, hem bilgelik, hem de günahsızlık üretme, pek sık rastlanan bir durumdur. Özellikle takipçilerinin şüphesiz ve kesin itaati için yöneticilerin pek çoğu bunu defalarca kullanmıştır.
Şimdi bu kadar bilginin verilmesine yol açan ve konuyu başlatırken söylediğim benzeştirmeleri daha detaylı ele almak isterim. Başta da belirttiğim gibi, aslında hepsi bir çizgi filmden çıktı. Avatar, sonrasında çıkan başka bir film ismi ile benzeşse de, esasen yıllar önce Çin kaynaklı bir hikayeyi anlatan, birkaç sezon süren, mistik bir yolculu konu alan bir çizgi film serisidir. Tam ismi : ‘’Avatar- The Last Airbender’’ (Avatar- Son Hava Bükücü)
Ben bu çizgi filmi izlerken ezoterizm, sembolizm ve daha pek çok konu ile ilgili bağlantılar kurdum. Sizinle paylaşmak isterim, umarım benim gördüklerim, tüm gözler için de dikkate değerdir.

Dört Element ve hepsine hakim AVATAR
Filmin konusu kısaca şöyledir : Dünya dört ulustan oluşmaktadır. Kutuplarda yaşayan su kabilesi, volkanlarla dolu adalar ülkesi- Ateş Krallığı, dağların tepelerine kurulu – Rüzgar Tapınakları ve orada yaşayan Rüzgar Kabilesi, Ana karada yaşayan Toprak Krallığı. Bu dört ulus, ölümsüz ruh olan Avatar’ın her dönem farklı bir kabilede reenkarne olup, Dünyaya gelişi ile ve dört elementte de ustalaşması ile getirdiği denge yoluyla, barış içerisinde yaşamaktadır. Reenkarne olan Avatarı, elementlerin ‘’Ustası’’ olan rahipler bulup, yetiştirmektedir. Son Avatar, küçük bir çocukken, eğitimin zorluğu ve elementler arasında oluşan dengesizlikten dolayı, henüz kendinin bilincine varmadan, yüksek beklentilerin oluşması ile kaçar (olgunlaşmamış bilinç, bilgeliği kaldıramamaktadır), kendini kutuplarda bir buzulun içerisine hapseder. Burada kaldığı 100 yılda Ateş ulusu durumu fırsat bilerek, üstelik yaklaşmakta olan Sozin Kuyruklu yıldızının Ateş gücünü arttırmasını da kullanarak, tüm uluslara hakimiyet kurar. Dünya, Ateş ulusunun işgali altındadır. 100 yıldır Ateş ulusu, yok etmek üzere Avatar’ı da aramaktadır. Saklandığı yerde, kutuplarda, su kabilesinden iki çocuk, Avatarı bulur.
Bu arada Ateş Krallığının gerçek taht sahibi, General Iroh, bu işgalcilik ve baskıyı istemediği için tahttan çekilip, tahtı kardeşine bırakmıştır. Kardeşinin sürgün ettiği yeğenini yetiştirmek üzere hayatını adamış, adeta bir ‘’SERSERİ’’ gibi gezgin olmuş, günlerini sanki sadece hayat ‘’Çay demlemek’’ ten ibaretmişçesine, çayhanelerde yaşamaktadır. Generalin yeğeni ise, Avatarı bulup, Kral babasına kendini kanıtlamayı bir takıntı haline getirmiştir.
Çizgi dizi, sezonlar boyunca, Avatar Aang’in kendini dört elementte usta haline getirebileceği eğitimi verebilecek Element Ustalarını aramak ve bu arada kendi içsel yolculuğunu yapmak üzere gelişir. Ancak, Ateş ulusu tüm Hava ulusunu yok etmiştir. Avatar, elementlerden birini kendisi keşfetmek ve ustalaşmak durumunda kalacaktır. Geçmiş Avatarlarla da spiritüel bağlar kurduğu yolculuğu nihayetinde onu olgunlaştırır ve serinin sonunda, Ateş Kralı en güçlü olduğu anda bile Avatar onu yenerek, Dünya’ya ve uluslara dengeyi getirir.
Bu çizgi dizi, ilgilenenlerin, çocuk yetişkin demeden izleyebileceği bir seri. Ancak benim aktarmak istediğim spesifik olarak bir bölümünden ibaret. Bu bölümde, General Iroh, Yeğenine gizli tarikatlarından bahsederek, değişik uluslardan elementlerin ustalarını bir araya getiriyor. Bundan sonra Büyük Lotus (Grand Lotus) olarak anılmaya başlanmıştır. Beyaz Lotus Tarikatını, farklı ulusların birlikteliğini arayan, bunun içinde ‘’bilgelik, güzellik ve gerçek’’ in peşinde gizli ve kadim bir tarikat olarak tanımlamaktadır. Bir amaçla bir araya gelinceye kadar üyeleri, toplumda göze çarpmayacak şekilde, ‘’Serseri’’ ler halinde yaşamaktadırlar. Ustalar, genellikle çay evleri ve benzeri toplanma yerlerini kullanmaktadır. Birbirleriyle karşılaştıklarında özel selamlaşma uygulamakta, kapıyı çalarken özel sayı ile çalmaktadırlar. Büyük Lotus Iroh, yeğeni prens Zuko’ya sürekli ‘’ Pai Sho’’ ismi verilen bir oyun öğretmekte ve her seferinde, ‘’bu bir oyundan daha fazlasıdır’’ diye tekrarlamaktadır. Sonrasında tarikat üyelerinin bu oyunu, değişik şekil ve anlamlar vererek oynadığına şahit oluyoruz. Oyun, satranç’a benzerliği ile dikkat çekmektedir.
İlgili bölümü izlemek için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz :
http://www.dizibox1.com/avatar-3-sezon-19-bolum-izle/

Farklı uluslardan, değişik elementlerin Ustaları

Beyaz Lotus Tarikatının flaması


Beyaz Lotus Tarikatı Amblemleri
(Mason Önlüğündeki Rozete benzerliği için yukarıdaki resmi tekrar inceleyebilirsiniz)
Çizgi dizideki Avatar karakterinin ‘’Aydınlanma’’sını takip ederken, farklılıkları aşıp, daha yüce bir değerde birleşmeyi, bunun içinde ‘’bilgelik, güzellik ve gerçek’’ üstüne kurulu ve ‘’Rüzgar, Su, Ateş, Toprak’’ elementlerinden geçen bir serüveni anlatan ‘’Beyaz Lotus Tarikatı’’nı aktarmaya çalıştım. Fakat aklımda yine de şu soru vardı ; ‘’Bir çizgi dizi için bu senaryo çok çok özenli ve detaylı değil mi? Altında yatan başka mesajlar olabilir mi?’’
Bu sorunun cevabı, enteresan bir şekilde ‘’evet’’ çıktı. Bu aynı zamanda gerçekte de var olmuş, ezoterik bir yapının hikayesinin yeni nesillere aktarımı için kurgulanmış bir hikaye ve senaryo idi. Tarihi gerçekliklerle örtüştürerek aslında neler anlatılmak istendiğini daha net ortaya koyabiliriz.
Beyaz Lotus Tarikatı (Bailianjiao) 1127-1279 yılları arasında Çinin Güneyinde varlığı bilinen bir yapılanmaydı. 1368-1644 yılları arasında da Ming hanedanına kendilerini bağlayarak hizmet ettiler. 1644’te Çinin tamamını kontrol altına alan Kuzeyli (Mançuryalı) Qing (Ching olarakta okunur) hanedanını asla tanımadılar. Bu yönetim sırasında yer altına çekilerek şüphe çekmemek için ‘’Serseri’’ kıyafetleri ile sokaklarda yaşadılar. Çayhanelerde gizlice toplanarak örgütlenmelerine devam ettiler. Ta ki 1796-1804 arasını kapsayan ‘’Beyaz Lotus’’ isyanını başlatarak, tahtın gerçek sahibi olduğunu iddia ettikleri Ming hanedanını tekrar yönetime geçirmeye çalışıncaya dek. Bu ayaklanma başarılı olamadıysa da, örgüt etkinliğini yitirmemiş, 1849-1864 yılları arasında 15 yıl süren başka bir ayaklanma ile yeniden Ming Hanedanı yönetime getirilmeye çalışılmıştır. Bu isyanın “T’ai P’ing Tien Kuo“, “Evrensel Barışın Göksel İmparatorluğu” nu kurmaya çalışıyor olması dikkate değerdir. Bu isyanda yine başarıya ulaşmamış olsa da yıllar sonra 26 Aralık 1911 günü, Çin Cumhuriyeti’nin ilk başkanı olan ünlü devrimci Sun Yat-sen‘in, Şanghay‘da karaya çıktığında, gerçekleştirdiği ilk halka açık eylem Hong (Minglerin aile ismi) gizli örgütünün geleneklerine saygı göstermek olmuştur. Muazzam bir kalabalığın gözleri önünde, Minglerin anıtmezarlarını ziyaret etmiş ve atalarına, yüz yıllarca süren mücadele ve fedakârlıkların sonunda, zorba Mançuların soyundan gelen Ching Hanedanı’nın yıkıldığını ve Çin İmparatorluğu’nun yeniden Çinlilerin ve “Işığın Oğulları” olan Hongların eline geçtiğini bildirmiştir (Hong sözcüğü, birçok simgesel anlamının yanı sıra, esas olarak “su baskını, sel” anlamına gelmektedir).
Bu örgütü incelemek ve benzeşimleri ele almak gerekirse :
İnisiyasyon Simgeleri
Hong Örgütünün inisiyasyon töreni üç aşamadan oluşmaktadır:
- Hazırlık aşaması,
- Etkinlik aşaması
- Arzulanan sonuçların elde edildiği bitiş aşaması.
Öncelikle, “tören başkanı” tarafından törenin cereyan edeceği mekânın kutsanması gereklidir. Bunu sağlamak için, Altar’ın üzerine bazı ritüelik eşyalar yerleştirilir. Bu eşyalar yedi kollu bir şamdan, bir kılıç, beyaz renkli bir yelpaze, kırmızı renkli bir lamba, bir terazi, bir ayna, bir makas ve içinde kırmızı pirinç bulunan bir ölçekten ibarettir. Kırmızı pirinç, “yaşam çilesi” anlamına gelen ve “Yang“ adını verdikleri ateşi simgelemektedir.
Bu simgesel eşyaların arasında en önemli olan “pirinç ölçeği”dir. Bu ölçek, Hong geleneklerine göre “Teou“ adı verilen “Söğütler Kenti”ni simgeler. Aslında, “Teou“ tümüyle astronomik bir simgedir, zira Büyük Ayı takımyıldızı da “Teou” ya da “ölçek” adını taşır. Ayrıca, bu takımyıldız “TeouMou“ adıyla bilinen ve Taocular tarafından kutsal kabul edilen Kutup Yıldızı‘nı bünyesinde bulundurur. Taocu evrenbilime göre Kutup Yıldızı, “T’ienKang“ adlı otuz altı göksel yıldızın çevresinde döndüğü bir eksendir. Bunların etrafında da, “Ti Cha“ adı verilen yetmiş iki yıldız daha vardır ve evrensel fenomenleri yaratan kutsal varlıklar bu yıldızlarda oturmaktadırlar.
Ritüel
Kutsal mekâna girmeden önce, adayların hazırlanması ve arınması gereklidir. Adayların saçları çözülür ve saç örgüleri kesilirmiş gibi yapılır. Bu işlem, hem dış dünyadan kopuşu, hem de işgalci Mançu’ların zorunlu tuttuğu saç biçimine karşı çıkmayı simgelemektedir. Bundan sonra, adaylara uzun beyaz giysiler giydirilir. Beyaz renk, bir yandan Ming hanedanı için tutulan yası simgelerken, diğer yandan karanlıkların ve Chinglerin rengi olan “Siyah”a karşıt olmaktadır. Ardından, adayların yüzleri “Yeşil ve Mavi Ejder” adı verilen bir havuzda yıkanır. Bu havuz, doğan güneşi ve sabahı simgelemektedir. Nihayet, adayların gündelik ayakkabıları çıkartılır ve tümüne samandan yapılma sandaletler giydirilir, zira ritüelde “yoksullara kimse dikkat etmez” denilmektedir. Bu işler tamamlanınca töreni yöneten, örgütün kuruluşunu ve düzenini ayrıntılarıyla anlatan geleneksel efsaneyi adaylara okur. Efsanenin okunması, Triad örgütüne giriş ritüelinin hazırlık aşamasını sona erdiren işlemdir.
Törenin ikinci aşamasında adaylar, üyelerin tuttuğu kılıçlardan meydana getirilmiş bir kemerin altından yürütülürler. Kemeri oluşturan kılıçların yarısı demirden, diğer yarısı da bakırdan yapılmadır. Bundan sonra adaylar, içinde korlar bulunan bir hendeğin üzerinden atlarlar ve ilk kapının önüne gelirler. Bu ilk kapıda, her aday kendi adını bildirmek ve yirmi bir sapek (eski Çin parası) ödemek zorundadır.
İkinci kapının adı “İçtenlik ve Adalet” kapısıdır. Bu kapının önünde, adaylara Hong örgütünün amaçları öğretilir, kendi üzerlerine düşen görevlerin neler olacağı ve eğer kardeşlerine ihanet ederlerse, çekecekleri cezanın ne olduğu bildirilir.
Örgütün uyguladığı cezalar hakkında, Ward ve Stirling, 1925 yılında Londra’da yayınlanan “Hong Örgütü” adlı eserlerinde gerçek bir olayı anlatırlar. Penang’da yapılan bir giriş töreninde, kardeşlerden biri diğer bir kardeşi öldürmüş olmakla suçlanır. Olay hemen incelenir ve itham edilen üye suçlu bulunur. Suçlunun boynuna bir kement geçirilir ve iki kişi birer ucundan çekerek katili boğar. Yerde bulunan gizli bir kapak açılır ve cesed aşağı atılır. Bina, denize açılan bir kanalın üzerinde bulunmaktadır. Bir süre sonra, dalgalar elleri ayakları bağlı ve boynunda kement olan cesedi kıyıya sürükler. Cesedi bulan yöre sakinleri, korkunç Hong örgütünün bir kez daha, bir haini cezalandırdığını böylece öğrenirler.
Üçüncü kapı “Gök ve Yerin Çemberi” adını taşımaktadır. Bu kapıdan geçen adaylar, örgütün ileri gelenlerinin önünde saygı ile selâm dururlar. Önderler, başları kırmızı bir örtü ile kapalı olarak, kapının ardında oturmaktadırlar. Adaylar, bir kez daha ödeme yapmak zorundadırlar. Parayı ödeyen adayın sırtına, kılıcın keskin olmayan tarafı ile vurulur.
Adaylar, her kapıdan geçişte, töreni yöneten kişinin söylediği sözleri yinelerler. Bu sözler, bir araya getirilince Hong örgütünün bir başka efsanesi ortaya çıkar:
“Honglar kraliçesinin sekiz cini ile karşılaştık. Sonra bir gemiye bindik. Gemide yirmi bir yolcu vardı. Geminin eni otuz altı adım, boyu yetmiş iki adımdı, şeftali ağacından yapılma omurgasına yüz sekiz çivi çakılmıştı. Gemiyi yönetenler, Dört Doğu’nun Budacı bekçileriydi. Yükümüz kırmızı pirinç, silâhlar, bir kızıl bayrak ve değerli bir inciydi. Üç Nehir’in birleştiği yerden geçtik, Büyük Barış Çarşısında kıyıya yanaştık. Yakında bir körfez ve bir ada bulunuyordu. Adaya çıkmak için bir köprü geçmek gerekiyordu. Köprüyü Hong kardeşler koruyordu. Köprünün başında, üzerinde otuz altı şeftali bulunan bir şeftali ağacı ie yetmiş iki erik taşıyan bir erik ağacı vardı. Köprünün ortasında üç Buda vardı. Sonunda ise, Hong’lara beş renkli şeftaliler satan bir ihtiyar duruyordu. Şeftalilerin tanesi yirmi bir sapekti. Budalara olan saygımız nedeniyle köprüyü geçmedik. Ama, nehri yürüyerek geçip adaya ulaştık. Nehri ıslanmadan geçmek için, üçgen biçiminde dizili üç kırmızı taşın üzerine bastık. Adada, Söğütler Kentine girdik. Bu kentte uyum, adalet ve barış hüküm sürüyor, tüm karşıtlıklar birbirini bütünlüyordu.”
İnisiyasyon töreninin son kısmında, Hong’ların ışığını simgeleyen kırmızı bir lamba ile birlikte gezegenleri simgeleyen yedi kollu şamdan yakılır. Adaylar ellerinde, üçer tütsü çubuğu tutarken, tören yöneticisi uzun bir dua okur. İçilecek olan andı tanrıların kabul etmesi için yakarır. Dua bitince, tütsüler söndürülür ve tütsü çubukları yere atılarak üzerlerine basılır. Bu sırada adaylar hep bir ağızdan “İşte böyle yok olsun hainler!” diye bağırırlar. Sarı bir kağıda yazılı olan antlar imzalandıktan sonra, doğu kapısında yakılır. Bir testi yere atılarak kırılır ve bu işlem sırasında da “Yalan yere ant içenlerin kemikleri işte böyle kırılsın!” diye seslenilir. Adayların sağ ellerinin orta parmakları gümüş bir iğne ile delinir. Bir horozun kafası kesilir ve adayların kanı ile horozun kanı karıştırılır. Bu karışıma ayrıca, şarap ile biraz önce yakılan kâğıtların külleri karıştırılır. Adaylar ortaya çıkan bu karışımı içmek zorundadır. Artık, inisiyasyon töreni tamamlanmıştır. Adaylar, yalnızca tüm Hong üyeleri ile değil, içtikleri karışım sayesinde, evreni oluşturan üç temel varlık ile de bütünleşmişlerdir; zira küller mineralleri, şarap bitkileri ve horoz ise hayvanları simgelemektedir.
Giriş töreni tamamlanan çırağa, giderlere katılma payını ödedikten sonra, bir tüzükler kitabı ve bir üyelik belgesi verilir. Ayrıca tüm üyeler, birbirini tanımaya yarayan dört adet Hong sapeğine sahip olurlar. Hong kardeşleri birbirlerini diğer işaret ve parolalar ile de tanıyabilirler. Bu parolaların arasında en önemlisi, bağlı bulundukları locanın gizli kod numarasıdır. Örnek olarak, Fukien Büyük Locası‘nın işareti “1 x 9” olarak belirlenmiştir. Özellikle yemek sırasında uygulanan kimi özel işaretler mevcuttur. Hong örgütü üyelerinin, sofrada şarap kadehlerini yerleştirmeleri, çay fincanlarını tutuşları ya da tütün içme biçimleri bile değişiktir. Bunların dışında, diğer Honglar’dan ivedi yardım talep eden özel “umutsuzluk” işaretleri de kullanılmaktadır. Üyelerden bazıları, evlerinin kapısına kare biçiminde kesilmiş ve üzerinde “Hong Kia” (Hong Ailesi) yazılı kırmızı bir kumaş parçası asarlar.
Hongların kendi aralarında kullandıkları bazı özel terimler vardır. Örgüte yeni katılan çıraklar genellikle “tay” olarak adlandırılırlar. Daha eski üyeler ise “at” olarak nitelendirilirler. Toplantıların adı ise “FangMa”dır(Atları Koşturmak).Kendi aralarında kullandıkları örgüte özgü terimlerden oluşan özel dil, “atların konuşması” diye adlandırılır. Bu dil bir tür gizli ya da inisiyatik lisan oluşturur.
Benzeşimler
Triad hakkında en kapsamlı araştırmayı yapmış olan Ward ve Stirling, Hong örgütünün inisiyasyon ritüeli ile Masonluk arasındaki benzerlikler karşısında şaşkınlığa düşmüşlerdir. Her iki ritüelde de, insan ruhunun ölümden sonra yaptığı yolculuğun, moral, alegorik ve mistik yorumlarının bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Ward ve Stirling, gerçekleştirdikleri incelemede Hong örgütünün ezoterik niteliklerini önemsemişler ve örgütün politik niteliğini ikinci plana itmişlerdir. Oysa, Honglar’ın gizli tutulan ihtilalci amaçları çok önemlidir ve ritüelde sık sık, Ming hanedanının yeniden tahta çıkmasına yönelik bir çok bölüm yer almaktadır.
“Ming” sözcüğünün, birçok farklı anlamının yanı sıra, “ışık” anlamına da geliyor olması dikkat çekmektedir. Üstelik, Ming hanedanından hiç bir üyenin hayatta kalmamış olması da tarihsel bir gerçektir. Konuyu araştırmış olan B. Favre, Ming ve Ching sözcüklerinin, sırasıyla “aydınlık” ve “karanlık” anlamlarına geldiğini özellikle belirtmektedir. Bu bakımdan, Çin inançlarındaki “Ying” (olumsuz) ve “Yang” (olumlu) ilkelerini anımsamak yerinde olur. Böylelikle, ritüelde yer alan “Ming’lerin yeniden tahta çıkışı” biçimindeki amaç, daha derin bir anlam kazanarak, örgüt üyelerine olumsuz karanlıkları yok ederek olumlu aydınlığı yaymalarını bildiren bir formül biçimini alır.
Triad gizemlerini araştırdıktan sonra Schlegel de, 1866 yılında yayınlanan eserinde, tıpkı Ward ve Stirling gibi, Çin ezoterik örgütleri ile Masonluk arasındaki benzerliklerden etkilenmiştir. Schlegel, “insan soyunun ortak geçmişi düşünülürse, kardeşlik duygularını güçlendiren her tür örgütte bu gibi benzerlikler, yani ortak kökenin anıları bulunabilir” diye yazmıştır. Schlegel‘e göre “belki de Masonluk da Asya kökenli olup iki kola ayrılmış, bir kol Batı’ya diğer kol Uzak Doğu’ya giderek, kendilerine verimli topraklar bulmuşlardır”.
Bu düşünce oldukça çekici bir varsayım olarak değerlendirilebilir. Ancak, ister RenéGuénon gibi, tüm geleneksel inisiyasyon törenlerinin metafizik birliği görüşü savunulsun, isterse C. G. Jung gibi, insan ruhunun değişmez modelleri olan “arketipler”in varlığı kabul edilsin, böyle bir varsayımın kesinlikle doğrulanması gereklidir. Batı’da olduğu gibi Uzak Doğu’da da, inisiyasyon örtüsü altında her yerde aynı olan tek bir ezoterik bilginin öğretilip öğretilmediği sorunu geçerliğini sürdürmektedir. Belki ezoterik örgütlerin kökeni tarih bilimi tarafından aydınlatılamayacaktır. Oysa, inisiyasyon geleneğinin nesnel incelenmesi ile, bu ortak kökeni düşünsel olarak belirlemek mümkün olabilir.

Beyaz Lotus hareketinin detaylı incelenebileceği eser
Bir çizgi filmden yola çıkarak, Antik Mısır’da zambakların mimari sütunlarda kullanımına, Mitolojik ve Arkeolojik anlamlarından, ezoterik anlamlarının yorumlanmasına, Masonlukla ilişki veya benzerliklerin irdelenmesine, hatta Çin Hanedanları mücadelesine kadar geniş bir konuyu, uygun bir akış içerisinde derlemeye çalıştım. Sadece bakan değil, gören gözler için elbette çok daha fazlasını söylemek mümkündür. Aynı sembolü kullanan farklı kültürler, bu sembollerle, benzer ya da tamamen ayrı şeyler ifade etmiş olabilirler. Bir örgütü diğeri ile benzeştirenler olabileceği gibi, hiç benzemez bulanlarda olabilir. Benim yapmak istediğim, burada da böyle bir hikaye ve bakış açısı mevcut diye sunmaktır. Okuyanların hayal gücü ve merakına teslim ediyorum konuyu…
KAYNAKÇA :
- https://www.britannica.com/event/White-Lotus-Rebellion
- ‘’The White Lotus, Teachings in Chinese Religious History’’, B.J. Ter Haar
- http://www.apelasyon.com/Yazi/358-sonsuz-yasamin-simgesi-lotus-cicegi
- ‘’The Evolution of Iron Age Proto-Aeolic Pillar Capitals in Ancient Near East from Egyptian Lotus-Papyrus Pillar Examplars’’, Walter Reinhold Warttig Mattfeld y de la Tore,M.A. Ed., Bibleorings.net, (2004)
- ‘’Odysseus ve Aydınlanmanın Diyalektiği’’ – E. O.
- ‘’Aydın Kime Denmeli?… Aydın Sorumluluğu ve Masonluk’’ , H. Y.
- Pedram Rezania, “Symbol of Lotus in Ancient World” Life ScienceJournal 2011, 8 (3), 309-312
- ‘’Çırak Kalfa Usta’’ – Tanju Koray
- ‘’Süleyman Mabedi’’ (Mimari Ayrıntılar) – R. M.
- Sütunlar Ve Mitler – O. Ç.
- http://avatar.wikia.com/wiki/Order_of_the_White_Lotus
- ‘’Çin’de Ezoterik Örgütler: Triadlar ve Hong Örgütü’’ – Ömer Tecimer