Yazı HERMIT’in özgün çalışmasıdır, her hakkı saklıdır. Kopyalanamaz…
Tau ya da tav, T şeklinde bir simgedir. ‘Çapraz’ anlamına gelir. Bugün İngilizce’den Türkçe’ye haç olarak çevrilen ‘cross’ şeklinde görülmektedir. Ancak aslında çok daha kadim bir dönemden gelen simge olduğu tahmin edilmektedir. Yine içinde Cross geçen Rose-croix (Rozkruva / Gül-Haç) öğretisine göre ister Âdem yaratıldığında deyin ister evrimle bilinçlenen ilk canlı kendini bildiğinde deyin, güneşin doğuşunu gördüğüne inanılır. Güneş yükseldikçe ellerini iki yana açarak onun ışıklarını karşılamış ama arkasında döndüğünde kendi gölgesini yerde görmüştür. Işığın ve gölgenin ilk karşılaşması budur bilinç eşliğinde. Böylece insan bedeninin farkına varmıştır. Böylece insan ‘Haç’ın farkına varmıştır. Ancak aynı zamanda ışığın ilerlemesine engel olarak da yine kendi vücudunun farkına varmıştır. Bu sebeple evren ile bütün olan ruhun ışık hüzmesinde birleşmesinin önünde beden yani haç bir engel olarak görülmekte, böylece bedenden yani haçtan özgürleşmek gerektiği ileri sürülmektedir.
Bu bilinen en eski simgelerden Ankh’ın (Crux Ansata) da ortaya çıkışına sebep olmuştur. Hem insanı hem yaşamı sembolize ettiğine inanılır.

Antik Mısır kökenli Ankh simgesi.
Bazı çizimlerde Tanrı Thoth’un babunu elinde bu işaret ile eğittiği görülmektedir.

Thoth ve Ankh… (M. Korchagina)
Thoth’un yazıyı, ilimleri ve simyayı getiren kişi olduğu kabulu vardır. Seth tarafından parçalanan Horus’un gözünün parçalarını bulan yine Thoth’tur. Söylentiye göre Seth, Thoth’un gözünü defalarca parçalamıştır. Bütünü ikiye böldüğünüzde ½, bölmeye devam ettiğinizde ¼, 1/8, 1/16, 1/32, 1/64 parçalar elde edersiniz. Sonra tüm parçaları topladığınızda ise 63/64 yapar. Tanrının birliğini yeniden sağlamak için bu işlemler yetersizdir. İşte bu eksik kalan kısmı Thoth, ilmi ile tamamlayarak Horus’a gözünü geri vermiştir. Bu işlemlerden sonra çalışma ve ilâhi müdahalenin birlikteliği ile ortaya yeniden çıkan bütünlük Horus’un gözü simgesiyle tarihin en bilinen sembollerinden birine dönüşmüştür.

Horus’un Gözü…
Bir anlamıyla T, Thoth’un da simgesi kabul edilir. Ancak yazının ilerleyen bölümlerinde aynı simgenin pek çok kişi ya da şey için simgeye dönüştüğünü göreceğiz.
Bu simge aslında İbrani alfabesinin de son harfidir. Güncel İbraniceden çok Paleo-ibraniceye dikkat ederseniz bir uzun çizgi üzerine çapraz başka bir çizgi ile oluşturulduğunu fark edebilirsiniz.

Tau, astrolojik olarak Satürn’e karşılık gelir ve ‘son’ veya ‘kesinlik’ şeklinde yorumlanır.
Elbette bu simge inanışlarda da karşımıza çıkar. Günahların bağışlanmasını simgelediği ve Kayin (Cain)’in İncil’de bahsedilen işareti (mark) olduğu ileri sürülür.
Yaratılış:
13. Kayin ‘Cezam kaldıramayacağım kadar ağır’ diyerek karşılık verdi. ‘Bugün beni bu topraklardan kovdun. Artık huzurundan uzak kalacak, yeryüzünde aylak aylak dolaşacağım. Kim bulsa öldürecek beni.’
15. Bunun üzerine Rab, ‘Seni kim öldürürse, ondan yedi kez öç alınacak’ dedi. Kimse bulup öldürmesin diye Kayin’in üzerine bir nişan (mark) koydu. Kayin Rab’bin huzurundan ayrıldı. Aden bahçesinin doğusunda, Nod topraklarına yerleşti.
İbrani kabalasında ise Tau, yaratışın bittiğinin ve sonsuzluğun işaretleri olarak kabul edilir. Ezekiel’in gördüğü düşlerde Tau, inisiyelerin ve rahiplerin alınlarına yazılmış işaret olarak görülür. Yunan mitolojisinde ise Tau Theta ile gösterilirken, ölüm ve son anlamında gelir, bir çember içerisinde çapraz çizgiler olarak gösterilir. Zamanla definecilerin de en çok aradığı işaret haline gelmiş, pek çok tarihi kalıntının zarar görmesi ile sonuçlanmıştır.

Daire içinde haç işareti… Grek Tau’su.
İsa’dan çok önce balıkçılık ve çobanlık ile anılan bir karakter, bir tanrı inanışı vardı. Önce mitolojik olarak bu kişinin Sümer anlatılarından alıntısını paylaşayım.
Tanrıça İnanna ile bazı tanrılar evlenmek ister. Bunların arasında Çoban Tanrısı Tammuz (Dumuzi) ve Çiftçi Tanrısı Enkimdu en ateşlileridir. İnanna’nın’nın Çiftçi Tanrısı’na gönlü daha yatkındır, fakat kardeşi Güneş Tanrısı Utu’nun önerisi ile Çoban Tanrısı Dumuzi’yi seçer ve onunla evlenir. Bir süre sonra İnanna yer altı dünyasının hakimesi olan kız kardeşi Ereşkigal’i görmeye gider. Ereşkigal, İnanna’nın yer altı hakimiyetini de alacağından korkmaktadır ve yeraltı kuralı olarak onu cesede çevirir. Onun geri dönmediğini gören veziresi Ninşubur tanrılar meclisine giderek onu kurtarmalarını rica eder. Bu ricaya yalnız Bilgelik Tanrısı Enki kulak verip kurtarmak için yol gösterir. Tanrıça dirilip tam yeryüzüne çıkacağı zaman ‘yeraltına giren kolay kolay çıkamaz, yerine birini bırakman gerek’ derler. Tanrıça etrafında yerine birini almak üzere gelen yer altı cinleriyle yeryüzüne çıkar.
Onun yokluğuna üzülmüş bütün tanrıların çuvallar giymiş olduğunu gören tanrıça hiçbirini vermeye kıyamaz. İnanna cinlerle beraber kocasının bulunduğu yere gelir. Bir de ne görsün! Dumuzi karısının yokluğunda hiç üzüntü duymadan en güzel giysileriyle tahtında kurulmuş oturuyor. Büyük bir kızgınlıkla cinlere ‘alıp götürün bunu’ der. Böylece cinler Dumuzi’yi yaka paça yeraltına götürür. Dumuzi, İnanna’nın erkek kardeşi Güneş Tanrısı Utu’ya kendisini kurtarması için yakarır. Onun yardımıyla bir ara yeraltından kurtulsa da tekrar yakalanır.
En sonunda Dumuzi’nin kız kardeşi Rüya Tanrıçası Geştinanna tanrılar meclisine başvurarak kardeşinin yerine yarım yıl yeraltında kalmayı kabul ederek Dumuzi’yi yarım yıl özgür bıraktırır. Yeryüzüne çıkan Dumuzi karısı İnanna ile tekrar birleşir. Bununla yeni bir yıl başlar. Ortalık yeşillenir, tahıllar büyür, hayvanlar döllenir. Böylece ülkeye bereket gelir.

Kültür ve inanışlar geçişkendir, geçmişe doğru hangisi hangisinden kaynaklanır takibi zorlaşsa da kimisi kolayca anlaşılabilir. Örneğin bu hikâyenin neredeyse tıpatıp aynısı Hades, Demeter ve Persephone arasında da anlatılagelir. Özellikle mevsim dönümleri gibi dönemlerde, hayatı etkileyen özel günler için insanlar bu tür mitolojik anlatılar geliştirmişlerdir.
Temmuz ayına isim babası olan Tammuz’un hikayesi de bunlardan biridir. Bahsettiğimiz gibi balıkçılık ve çobanlıkla ilişkilendirilen Tammuz’u bu dönemde özel tören ve ritüellerle anmak bir âdetti. İnananlarının alınlarına Tau işareti çizilerek ritüel uygulanırdı.

Tammuz’u simgeleyen Tau…
Tanrı kelimesine atıfla ‘Theos’ ve haça gerilmesi sebebiyle İsa ile zaman içerisinde yine aynı simge ilişkilendirilmiştir. İsa’nın hayatı incelendiğinde Tammuz karakteri ile pek çok başka benzerlik de bulmak mümkündür. Ancak simgeye dönecek olursak bu simge başta Fransiskan rahiplerin amblemi haline gelmiştir.

Fransiskan Rahiplerinin bu simgesi üzerine bazen de iki el çaprazlanmış görülebilir, bu da fransiskan kalkanı olarak adlandırılır.

Ezoterik açıdan Tau, bir kapı, bir açılış veya sembolik ölümü simgeler. Victorian Magical Order of the Golden Dawn için Tau, Postulant (aday) için işarettir. Kabalistik yaşam ağacında Malkut (Dünya) ile Yesod (Ay) arasındaki kapıyı açar… Bir başka deyişle fiziksel bedenle ruh arasındaki kapıyı açar. Haç’tan kalbe geçiş için anahtardır.
Üç Tau’nun bir arada kullanımı ayrı bir anlam ifade eder. Üçlü Tau denen bu simge Masonlukta Royal Arş derecesinin simgesidir.

Royal Arş derecesinin simgesi Üçlü Tau… Üçlü Tau Kudüs Tapınağı’nı simgeler. Piktogramın bu şekilde seçilmiş olması dikkatle bakılırsa bir T ve bir H den oluşmasından dolayıdır. Bu ise “Templum Hieroslymoe”in baş harflerini simgeler. Simgesel gözle incelenirse yatay hat ölümü, dikey Tau ise yeniden dirilişi simgeliyor olabilir. Kimi yerde bir T ve H harfinin birleşiminden oluşan simgeye ‘Aziz Antuan’ haçı da denilmektedir.
Bazen piktogram şeklinde birleşim bazen gerçekten de fiziksel birleşim bu simgeyi bize veriyordu. Mısırda mimaride dikey sütun ve yatay kirişin T şeklinde birleşmesi yukarı ve aşağı Mısır’ın 5200 yıl kadar önce birleşmesini simgelemekteydi. Yazının başlangıcındaki anlatıya uygun olarak doğan güneşi selamlamak üzere doğuya bakar şekilde konumlandırılmakta, bozulmamışlık ve sürekliliğin sembolü halinde korunmaktaydı. Bu birliktelik, iki ülkenin Mısır hiyeroglifinde de yazılışıyla kendine ‘Taui’ olarak yer bulmaktaydı.
Tau başka yerlerde de karşımıza çıkar. Örneğin dört Tau’nun birleşmesi ile oluşan aşağıdaki şekil, ‘Tötonik Haç’ olarak isimlendirilmektedir ve Töton Şövalyelerince kullanılmıştır.

Masonik anlatılarda da Tau’ya rastlamak mümkün. Hatta kimi avadanlıkların bu şekilde yapıldığına da dikkat edebiliriz. Masonik hikâyelerden en bilinenleri Adoniram, Süleyman ve Seba Melikesi Belkıs ile ilgili olandır şüphesiz Tau söz konusu olunca. Buna göre uzun ve masalsı bir anlatının ilgili yerini alıntılamak gerekirse:
Kraliçe “Sizin tebanız denizlerdeki kum tanelerinden de çok.” dedi.
– Bunların içinde başka ülkelerden de koşup gelmiş olan insanlar var. Benim asıl şaştığım şey, böyle bir günde, bütün dünyanın Kudüs’ü kuşatmamış olmasıdır. Sizi görmek için bütün köyler boşalmıştır. Şehirler terkedilmiştir. Adoniram’ın işçileri bile işlerini bırakmıştır.
Kafasında sanatçıyı şereflendirmek için bir yol aramakta olan Kraliçe bu arada konuşmaya başladı: “Adoniram’ın işçileri, başka yerlerde olsa üstat sayılırlardı. Bunlar eşsiz bir sanat dehâsının askerleridir” dedikten sonra Adoniram’a döndü: “Üstat işçilerinizi tebrik etmeyi ve onların önünde sizi kutlamayı çok isterdim.” dedi.
Bu sözleri duyan Kral, iki kolunu şaşkınlıktan başına kaldırarak, “Böyle büyük bir kalabalığın içine karışmış bulunan işçileri bir araya getirmek nasıl mümkün olur?” dedi, “Hem bu işçiler sayılamıyacak kadar çoktur. Bunlar Himalayaların Sanskritçesinden, Libya’nın gırtlaktan söylenen bozuk diline kadar her çeşit dili konuşur. Çeşitli ülkelerden gelmiş bu kadar insanı bir anda toplayabilmek kabil olabilir mi?”
Adoniram mütevazı fakat kendinden emin bir tavırla, “Haşmetmeap, bu hiç de zor bir iş değildir. Kraliçe imkânsız bir iş istememiştir; bunun için birkaç dakika kâfidir.” dedi.
Adoniram bu sözlerini söyledikten sonra, revaklarla süslenmiş sütunlu giriş kapısına sırtını verip bir granit parçasının üstüne çıktı ve bakışlarını üzerinde gezdirdiği bu sayısız kalabalığa çevirdi. Bir işaret verdi ve bu insan denizinin bütün dalgaları duruldu; hepsi birden yüzlerini ona doğru çevirdi.
Herkes dikkat kesilmişti. Adoniram sağ kolunu kaldırdı ve açılmış olan eli ile havada ufkî bir çizgi çizdi. Bu çizginin ortasından dik bir çizgi indirdi. Böylece, cetvele asılmış bir şakulün şekli gibi iki dik açı meydana çıktı. Bu işaret ile Suriyelilerin “T” harfini çizmiş oldu. Bu harf
Fenikelilere Hindistan’dan geçmiş ve ona “Tha” adını vermişlerdi. O zamandan beri aynı harfi Grekler de benimsemiş, onlar da buna “Tau” demişti.
Bu eski dillerde, hiyeroglif yazısında olduğu gibi, duvarcılık mesleğinde kullanılan bazı aletlere özel mânâlar verilmiştir. Bu arada “T” şekli de, bir araya gelme ve toplanma mânâsını almıştır.
Adoniram eliyle havada bu çizgileri henüz çizdiğinde, kalabalık içinde eşi benzeri olmayan bir hareket meydana geldi. Bu insan denizi, sanki bir rüzgâr hortumu esmiş de onları aniden altüst etmiş gibi karıştı, çalkalandı, değişik yönlerde dalgalar beliriverdi. Başlangıçta bu durum sadece ve ancak genel bir karışıklıktı; sanki herkes aksi bir yöne koşuyordu. Az sonra gruplar oluştu, çoğaldı, ayrıldı, boşluklar düzene sokuldu. Birlikler kare biçiminde bir durum almaya başladı. Kalabalığın bir kısmı geri sürüldü. Bilinmeyen önderler tarafından yönetilen binlerce insan bir ordu gibi üç esas bölüme ayrıldı. Bunlar da çeşitli, sık ve derin topluluklara bölündü. O sırada Süleyman, Üstat Adoniram’ın büyülü kudretini anlamaya çalışırken her yer sarsılıyordu. Dizilip sıralanmış yüz bin insan çok kısa bir zamanda üç yandan birden sessizce ilerledi. Onların bu ağır ve düzenli adımları, her tarafta huşû uyandıran bir yankılanma yaptı. Orta yerde duvarcılar ile taşçılar seçiliyordu. Bunların en önünde ustalar, arkalarında kalfalar, onların gerisinde çıraklar yer almışlardı. Sağ tarafta, aynı şekilde dülgerler, marangozlar, hızarcılar ve taş yontucular bulunuyordu. Solda ise dökümcüler, maden oymacıları, demirciler, yer altından maden çıkaranlar ve maden işlerinde de çalışanlar görünüyordu.

Büyük bir soğukkanlılık içinde Adoniram, hükümdarların yakınında ayakta duruyor, Kraliçe‘ye doğru kolunu uzatıyor. O anda her şey durmuş gibidir. Birden yerlere kadar eğiliyor: “Kraliçem, emirleriniz yerine getirilmiştir.” diyor.
Adoniram, bu tevazu ve gücü ile Kraliçe‘ye öyle yüce göründü ki Melike bu akıl almaz büyülü kudret karşısında az kalsın yerlere kadar eğilecekti.
Bu anlatıya göre T bir araya gelme, toplanma anlamına gelmektedir. Dik sütun ile üzerinde onu kesen kiriş ile iki Mısır ülkesinin bir araya gelişini anlattığını belirtmiştik. Ancak belki masonik açıdan da yine benzeri bir anlamı olabilir mi?
Eski yapı ustaları yapıyı yapacakları yeri seçtikten sonra tapınağın inşası için önce güneyden kuzeye, sonra doğudan batıya araları gönye ile 90 derece ölçülen kesen bir çizgi çizerek ‘Geometrik Nokta’yı bulurlarmış. Farklı avadanlıklar ve hesaplar ile havadaki bir noktayı da bularak kubbenin nasıl yapılacağını hesaplarlarmış. Böylece buluşulacak ve çalışılacak yer ortaya çıkarmış. Böyle bakınca temeline çizilen Tau ile geometrik nokta dediğimiz buluşma yerimizde yine bir Tau yardımıyla bulunmuş olmuyor mu? Bugün mesleğimizde farklı derecelerde bilgilerinin anlatıldığı bu küçük spekülatif yorumda yine yukarıdaki masonik hikâyeyi anlamaya çalışmaktan başka bir şey değildir.
Buluşma yerleri elbette sadece masonik çalışma için geçerli değildir. Son yıllarımızın popüler konusu Göbekli Tepe her ne kadar bugünden geçmişe baktığımız için ısrarla bir tapınak olduğu iddia edilse de etrafında yerleşim, civarında hayvan ya da insan kurbanına yönelik kanıtlar bulunmamış olması sebebiyle bana göre bir buluşma noktasından başka bir şey değildi. Belki de anlattığımız hikayelerden Tammuz (Dumuzi) ile eşi İnanna’nın yeniden buluştuğu yere yapılan bir anıttı. Kim bilir belki de kabilelerin buluşma ve festival alanı… Peki onların buluşma yeri ya da doğru kullanım olur mu bilmem ama geometrik noktalarında ortada ne dikili dersiniz?

Kaynakça:
- Levent Öztürk, Temmuz’un Hikâyesi, Felsefetaşı, 2014
- Celal Layıktez, Başlıca Kültlerin Ortaya Çıkışı, Masonpedia, 2015
- Symboldictionary.net
- The Hiram Key, Christopher Knight & Robert Lomas, 1996
- Masonpedia Sözlüğü
- Gerard de Nerval, Voyage en Orient, 2017 (Renan Mengü, Hiram Öyküsü alıntısı)
- Reşat Atabek, Gönyeden Pergele Geçiş, Mimar Sinan Dergisi, 1982/43