Ramsay Söylevi
 
Bildirimler
Tümünü temizle

[Sabit] Ramsay Söylevi

1 Gönderiler
1 Üyeler
1 Reactions
18 Görüntüleme
HERMIT
(@hermit)
DEMİR Admin
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 19
Konu başlatıcı   [#14]

Ramsay’s Oration

 

 

Ramsay’in Nutuk’u

The noble ardour which you, gentlemen, evince to enter into the most noble and very illustrious Order of Freemasons, is a certain proof that you already possess all the qualities necessary to become members, that is, humanity, pure morals, inviolable secrecy, and a taste for the fine arts.

 

 

Çok soylu ve nurlandırıcı Hür Masonlar topluluğuna katılmak hususunda tarafınızdan açıklanmış olan asil arzu, bu topluluğa üye olmanız için zorunlu olan bütün niteliklere, yani insanlık, saf bir ahlâk, sır saklama ve güzel sanatlardan zevk alma vasıflarına sizin de malik olduğunuzun şaşmaz bir delilidir.

Lycurgus, Solon, Numa, and all political legislators have failed to make their institutions lasting. However wise their laws may have been, they have not been able to spread through all countries and ages.

Lycurgus (Likürg), Solon, Numa ve kanun koymuş olan diğer bütün siyaset adamları, kendi müesseselerinin devamlılığını sağlayamamışlardır. Getirdikleri kanunlar ne kadar hikmetli olursa olsun yine de bütün ülkeleri ve bütün asırları kapsayamamıştır.

As they only kept in view victories and conquests, military violence, and the elevation of one people at the expense of another, they have not had the power to become universal, nor to make themselves acceptable to the taste, spirit, and interest of all nations.

Bu Kanunlar zafer ve fetihlerden, askerî şiddetlerden ve bir halkın başkasını ezerek yükselmesinden başka bir gaye gütmedikleri için, ne evrensel olabilmişler ne de bütün milletlerin zevkine, düşünüşüne ve yararına uygun düşebilmişlerdir.

Philanthropy was not their basis.

Onların temelinde insan sevgisi yoktu.

Patriotism badly understood and pushed to excess, often destroyed in these warrior republics love and humanity in general.

Kötü anlaşılmış ve ifrata vardırılmış vatan sevgisi, bu gibi savaşçı Devletlerde, genel olarak sevgiyi ve insanlığı çok kere mahvetmekte idi.

Mankind is not essentially distinguished by the tongues spoken, the clothes worn, the lands occupied, or the dignities with which it is invested.

İnsanları temelde ayırt eden şey konuştukları dillerin, giydikleri elbiselerin, oturdukları ülkelerin, taşıdıkları unvanların farklılığı değildir.

Our Society was at the outset established to revive and spread these essential maxims borrowed from the nature of man.

İşte insan tabiatından çıkan bu esasî prensipleri yeniden yaşatmak ve yaymak gayesiyledir ki, bizim Topluluğumuz kurulmuştur.

We desire to reunite all men of enlightened minds, gentle manners, and agreeable wit, not only by a love for the fine arts, but much more by the grand principles of virtue, science, and religion, where the interests of the Fraternity shall become those of the whole human race, whence all Nations shall be enabled to draw useful knowledge, and where the subjects of all Kingdoms shall learn to cherish one another without renouncing, their own country.

Biz, açık fikirli, yumuşak tabiatlı ve sadece güzel sanatları değil de fazilet, ilim ve dinin büyük prensiplerini seven bütün insanları bir araya getirmeyi, böylece kardeşlikteki yararın bütün insanlığın menfaatine olmasını, bütün milletlerin bundan sağlam bilgiler elde etmelerini ve bütün devletlerin vatandaşlarının, kendi vatanlarına bağlılıktan kopmaksızın, birbirlerini sevmesini öğrenmelerini istemekteyiz.

Our ancestors, the Crusaders, gathered together from all parts of Christendom in the Holy Land, desired thus to reunite into one sole Fraternity the individuals of all nations.

Atalarımız olan ve Hıristiyan âleminin her yerinden gelip de Kutsal topraklarda bir araya gelmiş bulunan Haçlılar, her milletten gelen kişileri tek bir Kardeşlik içinde toplamak istemişlerdi.

What obligations do we not owe to these superior men who, without gross selfish interests, without even listening to the inborn tendency to dominate, imagined such an institution, the sole aim of which is to unite minds and hearts in order to make them better, and form in the course of ages a spiritual empire where, without derogating from the various duties which different States exact, a new people shall be created, which, composed of many nations, shall in some sort cement them all into one by the tie of virtue and science.

 

Hiçbir kaba menfaat gütmeksizin, başkalarına tahakküm etmek hususundaki tabiî duygularına kulak asmaksızın, tek gayesi ruhları ve kalpleri birleştiren, insanları daha iyi bir hale getiren ve zamanla, devletler arasındaki ayrılıktan ileri gelen değişik görevlerden sıyrılmaksızın, birçok milletten oluşan ve bunları fazilet ve ilim bağlarıyla birleştirerek yeni ve tek bir halkı yaratacak bir müesseseyi kurmak istemiş olan bu büyük insanlara borcumuz sonsuzdur.

The second requisite of our Society is sound morals. The religious orders were established to make perfect Christians, military orders to inspire a love of true glory, and the Order of Freemasons, to make men lovable men, good citizens, good subjects, inviolable in their promises, faithful adorers of the God of Love, lovers rather of virtue than of reward.

 

Topluluğumuzun aradığı ikinci nitelik, sağlıklı bir ahlâktır. Dinî teşekküller insanları mükemmel birer Hıristiyan yapmak için kurulmuşlardır; askerî teşekküllerin gayesi gerçek zafer aşkını yaymak olmuştur; Özgür Masonlar Teşkilâtı ise iyi ve sevecen insanları, iyi ve sadık vatandaşları, sözlerini tutan kişileri, Tanrı’yı ve dostluğu sadakatle sevenleri, mükâfatlardan çok faziletlerden hoşlananları yaratmak için kurulmuştur.

“Polliciti servare fidem, sanctumque vereri Numen amicito, mores, non munera amare.

Sadık kalmaya ve dostluk Tanrısının kutsal adına saygılı olmaya, ödülleri değil de gelenekleri sevmeye söz verdik.

Nevertheless, we do not confine ourselves to purely civic virtues. We have amongst us three kinds of brothers: Novices or Apprentices, Fellows or Professed Brothers, Masters or Perfected Brothers.

Ancak yine de Biz sadece toplumsal faziletlerle yetinmeyiz. İçimizde üç çeşit kardeş vardır; acemiler veya çıraklar, kalfalar veya meslekte ilerlemiş olanlar, üstadlar veya kâmiller. 

To the first are explained the moral virtues; to the second the heroic virtues; to the last the Christian virtues; so that our institution embraces the whole philosophy of sentiment and the complete theology of the heart.

 

Birincilere ahlâkî faziletleri; ikincilere hamasî faziletleri, üçüncülere de dinî faziletleri öğretiriz. O suretle ki, müessesemiz duyguların bütün felsefesini ve kalbin bütün ulûhiyetini kapsamına alır.

Because a sad, savage, and misanthropic Philosophy disgusts virtuous men, our ancestors, the Crusaders, wished to render it lovable by the attractions of innocent pleasures, agreeable music, pure joy, and moderate gaiety.

Hüzünlü, vahşi ve herkesten kaçıcı bir felsefe, insanları faziletten uzaklaştıracağı içindir ki, Atalarımız olan Haçlılar masum zevkler, hoş bir müzik, saf bir sevinç ve makul bir eğlence ile felsefeyi sevdirmek gayesini gütmüşlerdir.

Our festivals are not what the profane world and the ignorant vulgar imagine. All the vices of heart and soul are banished there, and irreligion, libertinage, incredulity, and debauch are proscribed.

Bizim eğlencelerimiz haricî âlemin ve cahil halkın düşündüğü gibi değildir. Bütün kalp ve ruh kötülükleri, dine, ahlâka aykırılıklar, inançsızlık ve çılgınlıklar bu eğlencelerin dışındadır.

Our banquets resemble those virtuous symposia of Horace, where the conversation only touched what could enlighten the soul discipline the heart, and inspire a taste for the true, the good, and the beautiful.

 

Bizim yemekli toplantılarımız, ruhu aydınlatan, kalbi tatmin eden ve doğru, güzel ve iyinin zevkini ilham eden Horatius’un faziletli yemeklerine benzer. 

Thus the obligations imposed upon you by the Order, are to protect your brothers by your authority, to enlighten them by your knowledge, to edify them by your virtues, to succor them in their necessities, to sacrifice all personal resentment, and to strive after an that may contribute to the peace and unity of society.

Böylece, Teşkilâtımız Kardeşlerinizi kendi gücünüzle korumanızı, nurunuzla onları aydınlatmanızı, faziletlerinizle onları yüceltmenizi, ihtiyaçları halinde onlara yardım etmenizi, her türlü şahsî garazınızı bir tarafa bırakmanızı ve toplumun barışı ve birliği için elinizden geleni yapmanızı birer görev olarak sizlere yüklemektedir.

We have secrets; they are figurative signs and sacred words, composing a language sometimes mute, sometimes very eloquent, in order to communicate with one another at the greatest distance, and to recognize our brothers of whatsoever tongue.

Sırlarımız var; bunlar figüratif bazı işaretlerle, konuştukları dil ne olursa olsun kardeşlerimizi tanımaya ve en uzak mesafelerden bile onlarla haberleşmeye yarayan, sessiz oldukları kadar da anlamlı bir dil teşkil eden kutsal kelimelerimizdir.

These were words of war which the Crusaders gave each other in order to guarantee them from the surprises of the Saracens, who often crept in amongst them to kill them.

Bunlar, sık sık aralarına karışıp onları öldüren müslümanlardan korunmak için Haçlıların kullandıkları savaş parolalarıdır.

These signs and words recall the remembrance either of some part of our science, or of some moral virtue, or of some mystery of the faith.

That has happened to us which never befell any former Society. Our Lodges have been established, and are spread in all civilized nations, and, nevertheless, among this numerous multitude of men never has a brother betrayed our secrets.

Bu işaret ve kelimeler Teşkilâtımızın bir bölümünü veya bazı ahlâkî faziletleri yahut dinin birtakım misterlerini hatırlatır. Başka hiçbir kuruluşta görülmeyen bir şey, bizde vuku bulmuştur. Localarımız bütün medenî milletlerde kurulmuş ve yayılmıştır; buna rağmen sırlarımız hiçbir kardeşimiz tarafından açıklanmamıştır.

Those natures most trivial, most indiscreet, least schooled to silence, learn this great art on entering our Society.

Such is the power over all natures of the idea of a fraternal bond!

En hafif, en geveze, en az susmasını becerebilen insanlar, topluluğumuza girince bu büyük ilmi öğrenmişlerdir. Kardeşlik birliği hakkındaki fikir, ruhlar üzerinde böylesine hâkimdir!

This inviolable secret contributes powerfully to unite the subjects of all nations, and to render the communication of benefits easy and mutual between us.

Bu ihanet edilemeyen sır, bütün milletlerin vatandaşlarını birbirine bağlamaya ve aramızdaki yardımlaşmayı daha kolay ve karşılıklı olarak birbirimize ulaştırmaya çok esaslı bir şekilde hizmet etmektedir.

We have many examples in the annals of our Order. Our brothers, traveling in divers lands, have only needed to make themselves known in our Lodges in order to be there immediately overwhelmed by all kinds of succor, even in time of the most bloody wars, and illustrious prisoners have found brothers where they only expected to meet enemies.

Teşkilâtımızın arşivlerinde bunun birçok örneği mevcuttur. Çeşitli ülkelere seyahat eden kardeşlerimizin, en kanlı savaşların cereyan ettiği dönemlerde bile, her türlü yardıma derhal kavuşabilmeleri için kendilerini localara tanıtmaları yeterli olmuş ve esir düşenler dahi, düşman bulacaklarını zannettikleri yerlerde, kardeşlerle karşılaşmıştır.

Should any fail in the solemn promises which bind us, you know, gentlemen, that the penalties which we impose upon him are remorse of conscience, shame at his perfidy, and exclusion from our Society, according to those beautiful lines of Horace:

Est et fideli tuta silentio Merces

vetabo qui Cereris sacrum

Vulgarit arcanae, sub isdem

Sit tragibus, fragilemque mecum

Solvat phaselum

 

İçimizden biri hepimize yüklenmiş olan bu görevleri yerine getirmezse, bilin ki, ona vereceğimiz ceza vicdan azabı, kendi kötülüğünden duyacağı utanç ve Horatius’un şu güzel sözleri gereğince cemiyetimizden kovulma olacaktır:

Sadık bir susmanın da bir ödülü vardır; fakat Tanrıça Ceres’in sırlarını açıklayan kişinin benimle aynı dam altında olmasını veya benimle birlikte hafif bir tekneyle denizde kurtulmuş olmasını asla istemem.

Yes, sirs, the famous festivals of Ceres at Eleusis, of Isis in Egypt, of Minerva at Athens, of Urania amongst the Phenicians, and of Diana in Scythia were connected with ours.

Evet, Ceres’le Eloisis’in, Mısır’da İzis’in, Atina’da Athena’nın, Fenikelilerde Uranya’nın ve İskit diyarında Diyana’nın şerefine yapılan bayramların bizimle çok ilgisi vardır.

In those places mysteries were celebrated which concealed many vestiges of the ancient religion of Noah and the Patriarchs.

O sıralarda da Nuh ve Patriyark’ların eski dinlerinden kalma birtakım misterlerin ayinleri yapılırdı.

 

They concluded with banquets and libations, and neither that intemperance nor excess were known into which the heathen gradually fell. The source of these infamies was the admission to the nocturnal assemblies of persons of both sexes in contravention of the primitive usages.

Sonunda yemekler yenir, içkiler içilirdi ama, zamanla putperestlerin kendilerini kaptırdıkları aşırılık ve ahlâksızlıklara düşülmezdi. Bu utanç verici olayların sebebi, ilk toplulukların aksine, her iki cinsten insanların bu toplantılara kabulü olmuştur.

It is in order to prevent similar abuses that women are excluded from our Order. We are not so unjust as to regard the fair sex as incapable of keeping a secret.

Bu gibi suiistimallerin önüne geçmek maksadıyladır ki, Teşkilâtımız kadınları arasına almaz. Biz kadınların sır tutmayacaklarını düşünecek kadar adaletsiz değiliz.

But their presence might insensibly corrupt the purity of our maxims and manners.

 

Ancak onların varlığı prensip ve geleneklerimizin saflığını bozabilir.

 

The fourth quality required in our Order is the taste for useful sciences and the liberal arts. Thus, the Order exacts of each of you to contribute, by his protection, liberality, or labor, to a vast work for which no academy can suffice, because all these societies being composed of a very small number of men, their work cannot embrace an object so extended.

Teşkilâtımızın aradığı dördüncü nitelik bilime ve güzel sanatlara karşı ilgi duyulmasıdır. Böylece Teşkilâtımız az sayıda insandan oluştuğundan bu kadar geniş bir alanda faaliyet gösteremeyeceği için, hiçbir akademinin tek başına başaramayacağı bu büyük işe himayeniz, cömertliğiniz ve çalışkanlığınızla katkıda bulunmanızı sizlerden beklemektedir.

All the Grand Masters in Germany, England, Italy, and elsewhere, exhort all the learned men and all the artisans of the Fraternity to unite to furnish the materials for a Universal Dictionary of the liberal arts and useful sciences, excepting only theology and politics.

Almanya, İngiltere, İtalya ve diğer yerlerdeki bütün Büyük Üstadlar, bilim ve sanat adamlarını kardeşliğimize katılmaya ve güzel sanatlarla faydalı ilimler hakkında evrensel bir Ansiklopedinin vücuda getirilmesi için malzeme toplamak maksadıyla birleşmeye davet etmektedirler; ancak ilahiyatla siyaset bundan istisna edilmektedir.

The work has already been commenced in London, and by means of the union of our brothers it may be carried to a conclusion in a few years.

Bu işe Londra’da başlanmış olup, bir kaç yıl içinde bitirilecektir.

Not only are technical words and their etymology explained, but the history of each art and science, its principles and operations, are described.

Bu eserde sadece teknik terimlerle bunların anlamları izah edilmemekte, fakat her ilim ve sanatın tarihi, prensipleri ve metotları da açıklanmaktadır.

By this means the lights of all nations will be united in one single work, which will be a universal library of all that is beautiful, great, luminous, solid, and useful in all the sciences and in all noble arts.

Bu suretle bütün Milletlerin bilgileri bir eserde toplanacak ve bu eser yüksek sanatlarda güzel, iyi, nurlu, sağlam ve faydalı olan ne varsa Evrensel bir Kütüphanede bir araya getirecektir.

This work will augment in each century, according to the increase of knowledge, and it will spread emulation and the taste for things of beauty and utility over all of Europe.

Every family, every Republic, every Empire, of which the origin is lost in obscure antiquity, has its fable and its truth, its legend and its history.

Bu eser, yeni bilgilerin ilâvesiyle her asırda büyüyecek ve güzel ve yararlı bilgileri edinmek zevkini her yere yayacaktır.

Karanlık bir geçmişte kaynağı kaybolmuş her Aile, her Devlet, her İmparatorluğun masalı ve hakikati, efsanesi ve tarihi vardır.

 

Some ascribe our institution to Solomon, some to Moses, some to Abraham, some to Noah, and some to Enoch, who built the first city, or even to Adam.

Bazıları kuruluşumuzu Süleyman’ın, bazıları Musa’nın, diğerleri İbrahim’in, diğer bazıları Nuh’un, hatta ilk şehri kurmuş olan Enok’un veya Âdem’in dönemine kadar götürürler.

Without any pretence of denying these origins, I pass on to matters less ancient.

Kökenimizi inkâr etmeksizin, çok daha yakın olaylara geçiyorum.

This, then, is a part of what I have gathered in the annals of Great Britain, in the Acts of Parliament, which speak often of our privileges, and in the living traditions of the English people, which has been the center of our Society since the eleventh century.

 

İşte onbirinci yüzyıldan beri kardeşliğimizin merkezi olan Büyük Britanya’nın arşivlerinden, İngiliz Parlamentosunun tutanaklarından topladıklarımın ve imtiyazlarımızdan ve İngiliz Milletinde canlılığını koruyan geleneklerimizden sık sık bahseden belgelerin bir kısmını sizlere sunuyorum.

At the time of the Crusades in Palestine many princes, lords, and citizens associated themselves, and vowed to restore the Temple of the Christians in the Holy Land, and to employ themselves in bringing back their architecture to its first institution.

Filistin’deki Haçlı seferleri zamanında, birçok Prens, Senyör ve vatandaş bir araya gelerek Kutsal Topraklarda Hıristiyan Mabetlerini inşa etmek ve bunların mimarisini ilk esaslarına (uygun bir hale) getirmek hususunda taahhütlere girdiler.

They agreed upon several ancient signs and symbolic words drawn from the well of religion in order to recognize themselves amongst the heathen and Saracens.

Keza Müslümanlardan gizlenerek birbirlerini tanımak için, dinin esaslarından çıkarılan eski işaret ve sembolik kelimeleri kullanmakta da anlaştılar.

These signs and words were only communicated to those who promised solemnly, and even sometimes at the foot of the altar, never to reveal them.

Bu işaret ve kelimeleri, çok kere mihrabın önünde bunları asla açıklamamak vaadinde bulunanlardan gayrısına bildirmemekte idiler.

This sacred promise was therefore not an execrable oath, as it has been called, but a respectable bond to unite Christians of all nationalities in one confraternity.

Bu kutsal vaad, denildiği gibi nefret edilecek bir yemin olmayıp, bütün milletlerdeki Hıristiyanları tek bir kardeşlik içinde birleştirmeye yönelik saygıdeğer bir bağ idi.

Some time afterwards our Order formed an intimate union with the Knights of St John of Jerusalem. From that time our Lodges took the name of Lodges of St John.

 

Bir müddet sonra, kuruluşumuz Kudüs St John Şövalyeleriyle birleşti. O tarihten beri Localarımız St John Locaları adını taşırlar.

This union was made after the example set by the Israelites when they erected the second Temple, who whilst they handled the trowel and mortar with one hand, in the other held the sword and buckler.

 

Bu birleşme, ikinci mabedi inşa ettikleri zaman İsrailoğullarının yaptıklarına çok benzemekte idi. Çünkü onlar da bir ellerinde mala ve alçı tutarlarken, diğer ellerinde de kılıçla kalkanı taşımakta idiler.

 

Our Order therefore must not be considered a revival of the Bacchanals, but as an order founded in remote antiquity, and renewed in the Holy Land by our ancestors in order to recall the memory of the most sublime truths amidst the pleasures of society.

Buna bakarak Kuruluşumuzun Bakanallerin (Grek mitolojisinde çılgın ve sapkın partiler düzenleyen gruplar) bir yenilenmesi olduğu sanılmasın; müessesemiz yakın geçmişte kurulan ve Kutsal Topraklarda Atalarımız tarafından yenilenen ve Cemiyetin masum zevkleri meyanında en yüce hakikatin anısını canlandırmaya yönelen ahlâkî bir kuruluş olmuştur.

The kings, princes, and lords returned from Palestine to their own lands, and there established divers Lodges.

Krallar, Prensler ve Senyörler Filistin’den ülkelerine döndüklerinde, çeşitli Localar kurdular.

At the time of the last Crusades many Lodges were already erected in Germany, Italy, Spain, France, and from thence in Scotland, because of the close alliance between the French and the Scotch.

Son Haçlı seferlerinden sonra Almanya, İtalya, İspanya, Fransa ve Fransızlarla İskoçyalılar arasındaki sıkı bağlılık sebebiyle, İskoçya’da birçok loca kuruldu.

James, Lord Steward of Scotland, was Grand Master of a Lodge established at Kilwinning, in the West of Scotland, MCCLXXXVI, shortly after the death of Alexander III, King of Scotland, and one year before John Baliol mounted the throne.

İskoçyalı Steward Lordu James (Jacques), MCCLXXXVI yılında İskoçya’nın batısındaki Kilwinning’de, İskoçya Kralı Üçüncü Alexander’in ölümünden bir ay sonra ve John Baliol’un tahta çıkmasından bir yıl önce kurulmuş olan bir locanın Büyük Üstadı olmuştu.

This lord received as Freemasons into his Lodge the Earls of Gloucester and Ulster, the one English, the other Irish.

Kendisi biri İngiliz diğeri de irlandalı olan Glocester ve Ulster Kontlarını Hür Masonlar olarak Locasına kabul etmişti. 

By degrees our Lodges and our rites were neglected in most places.

Zamanla localarımız ve törenlerimiz, birçok yerde ihmal edilmeye başlandı.

This is why of so many historians only those of Great Britain speak of our Order.

Bu sebepledir ki, müessesemizden bahseden tarihçiler sadece İngilizlerdir.

Nevertheless it preserved its splendor among those Scotsmen to whom the Kings of France confided during many centuries the safeguard of their royal persons.

Çünkü müessesemiz bütün haşmetiyle İskoçyalılar arasında yaşadı ve krallarımız (Fransız Kralları) yüzyıllar boyunca kendi kutsal şahıslarının korunmasını onlara emanet etti. 

After the deplorable mishaps in the Crusades, the perishing of the Christian armies, and the triumph of Bendocdar, Sultan of Egypt, during the eighth and last Crusade, that great Prince Edward, son of Henry III, King of England, seeing there was no longer any safety for his brethren in the Holy Land, from whence the Christian troops were retiring, brought them all back, and this colony of brothers was established in England.

Haçlıların acı maceralarından, Hıristiyan ordularının mağlubiyetinden ve Mısır Sultanı Bendoidar (Baybars)’ın zaferinden sonra, sekizinci ve sonuncu Haçlı Seferini müteakip, İngiltere Kralı Henry III’ün oğlu büyük Prens Edward, Kardeşleri için Kutsal Topraklarda güvenlik bulunmadığını anladığı ve Hıristiyan askerlerinin geri çekildiklerini gördüğü için, hepsini ülkesine götürdü ve bu Kardeşler İngiltere’de yerleşti.

As this prince was endowed with all heroic qualities, he loved the fine arts, declared himself protector of our Order, conceded to it new privileges, and then the members of this fraternity took the name of Freemasons, after the example set by their ancestors.

Bu Prens kahramanların bütün niteliklerini haiz olduğu için, güzel sanatları sevmiş, müessesemizin koruyucusu olduğunu ilân etmiş, Kardeşlerimize yeni imtiyazlar tanımıştı; neticede de Kardeşliğimizin bütün üyeleri, atalarının izinden yürüyerek Özgür Masonlar adını kullanmaya başlamışlardı.

Since that time Great Britain became the seat of our Order, the conservator of our laws, and the depository of our secrets.

O zamandan beridir ki, İngiltere, müessesemizin merkezi, Kanunlarımızın koruyucusu ve sırlarımızın muhafızı oldu.

The fatal religious discords which embarrassed and tore Europe in the sixteenth century caused our Order to degenerate from the nobility of its origin.

Onaltıncı yüzyılda Avrupayı parçalamış ve felâketlere uğratmış olan dinî ayrılıklar, kuruluşumuzu kaynağındaki saflıktan kopardılar.

Many of our rites and usages which were contrary to the prejudices of the times were changed, disguised, suppressed.

Dönemin önceden edinilmiş kanaatlerine aykırı olan birçok törenimiz değişikliğe uğradı, yön değiştirdi ve kaldırıldı.

Thus it was that many of our brothers forgot, like the ancient Jews, the spirit of our laws, and only retained the letter and shell.

Böylece birçok kardeş tıpkı eski Yahudiler gibi, kanunlarımızın ruhunu unutarak, söze ve dış görünüşe bağlandı. 

The beginnings of a remedy have already been made.

Hatta kanunlarda yenilikler yapılmaya başlandı.

It is only necessary to continue, and to at last bring everything back to its original institution.

Yapılması gereken, her şeyi ilk temeline yeniden oturtmaktı.

This work cannot be difficult in a State where religion and the Government can only be favorable to our laws.

Bu iş, dinin ve hükümetin kanunlarımıza yardımcı oldukları bir ülkede zor olmasa gerektir.

From the British Isles the Royal Art is now repassing into France, under the reign of the most amiable of Kings, whose humanity animates all his virtues, and under the ministry of a Mentor, who has realized all that could be imagined most fabulous.

İnsanlığı bütün faziletlerle aydınlatan Kralların en seveceninin hükümdarlığı ve hayal ettiği en güzel şeyleri gerçekleştirebilmiş bir Başbakanın hükümeti altındaki Fransa’ya, bu Kralî Sanat İngiliz adalarından geçmeye başlamıştır.

In this happy age when love of peace has become the virtue of heroes, this nation one of the most spiritual of Europe, will become the center of the Order.

Barış sevgisinin, kahramanların fazileti haline geldiği bu mutlu günlerde, Avrupa’nın en maneviyatçı milletlerinden biri olan bu Millet müessesemizin merkezi olacaktır.

She will clothe our work, our statutes, and our customs with grace, delicacy, and good taste, essential qualities of the Order, of which the basis is the wisdom, strength, and beauty of genius.

O, çalışmalarımıza, Anayasalarımıza ve Geleneklerimize, temeli Hikmet, Kuvvet ve Zekâ Güzelliği olan mesleğimizin ana vasıfları olan zarafet, incelik ve zevki getirecektir.

It is in future in our Lodges, as it were in public schools, that Frenchmen shall learn, without traveling, the characters of all nations, and that strangers shall experience that France is the home of all peoples.

Tıpkı okullarda olduğu gibi, Localarımızda da Fransızlar seyahat etmek zorunda kalmaksızın, bütün milletlerin karakterlerini tanıyacaklar ve yabancılar da Fransa’nın bütün milletlerin vatanı (Patria gentis humanae) olduğunu tecrübeyle öğreneceklerdir.

Patria gentis humano.

İnsan ırkının evi.

ÇEVİRİ: HERMIT

 


Alterius non sit qui suus esse potest


   
Scientist reacted
Alıntı
Paylaş: