Masonluğun Temel İlkeleri
M. Remzi Sanver
Masonluğun operatif halden spekülatif hale dönüşmesinin dönüm noktalarından biri, 24 Temmuz 1717 tarihinde, Londra’da çalışmakta olan dört locanın bir araya gelmesi ve merkezî bir otorite altında örgütlenerek dünyada ilk defa bir büyük locayı kurmasıdır. Kurulan örgüte Londra Büyük Locası adı verilmiş ve büyük üstatlığa Anthony Sayer seçilmiştir.
Akla gelen ilk soru bu yeni örgütün ne gibi kurallara tabi olacağıydı. Operatif Masonluk döneminde her loca bağımsız olarak çalışırdı ama tüm locaların ortaklaşa benimsedikleri bir takım geleneksel kurallar vardı. İngiltere Büyük Locası kurulduktan sonra, oturup yeni bir tüzük hazırlamaktansa, Operatif Masonluk dönemine ait belgelere ulaşıp eski gelenek ve kuralların tespitine ve bu sayede bu yeni oluşumun kaide ve tüzüklerinin kaleme alınmasına çalışılmıştır.
Londra Büyük Locası kuruluşundan kısa bir süre sonra adını değiştirmiş ve İngiltere Büyük Locası ismini almıştır. Bu kurum, ele alacağımız tarihî gelişmeler sonucunda bugün, İngiltere Birleşik Büyük Locası ismini taşımaktadır. Zaten Masonik terminolojide İngiltere Büyük Locası’nın kurulması yeni bir oluşum olarak görülmez ve “revival” yani yeniden canlandırma olarak adlandırılır. Bu işle görevlendirilen James Anderson, bugün Masonluğun Anderson Anayasası olarak da bilinen “Hür ve Kabul Edilmiş Masonların Eski ve Muhterem Kardeşlik Cemiyetinin Nizamları” başlıklı metni kaleme almıştır. Bu metin üç ana bölümden oluşur. İlk bölüm Masonluk tarihine ayrılmıştır. İkinci bölümün iki kısmı vardır. Bunlardan ilki Hürmasonların yükümlülüklerini düzenler, ikincisi bir localar genel tüzüğüdür. Üçüncü bölümde ise birtakım Masonik şarkılar ve bunların notaları vardır. 1723 senesinde ilk baskısı yapılan Anderson Anayasası’nın ikinci bölümünde yer alan ve Masonun inancına dair şartları ortaya koyan, “Tanrı ve Dine dair” başlıklı birinci madde, kısa bir süre sonra tartışmaların odağı olmuştur.
Evvelâ metnin ne dediğini görelim: “I. Tanrı ve Dine dair Bir Mason, sıfatının gereği, ahlâk yasasına uymak zorundadır; ve eğer Sanat’ı doğru anlıyorsa, hiçbir zaman budala bir tanrıtanımaz ya da dinsiz bir liberten olmaz. Fakat eski zamanlarda Masonlar, her ülkede, o ülkenin ya da ulusun dininden, bu her ne idiyse, olmak yükümlülüğündeydiler; şimdi ise, özel kanıları kendilerine bırakılarak, bütün insanların mutabık oldukları dinden olmaları yeterli görülmektedir; bu da, onları ayırdeden sıfat ve kanaatleri ne olursa olsun, iyi ve doğru, veya onurlu ve dürüst insanlar olmaktır. Böylece Masonluk, aksi takdirde birbirlerinden ebediyen uzakta kalacak kişilerin arasında bir birlik merkezi, hakiki dostluğun kazandırılmasında bir vesile olur.”
Masonluğun kapılarını tanrıya inanmak kaydıyla her dinden insana açan bu ifadeler, Masonluğun içinde ciddi tartışmalara yol açmıştır. Bir taraftan mesleği Hıristiyan geleneğinin bir parçası olarak gören Masonların rahatsızlığı, diğer taraftan Katolik Kilisesi’nin 1738 senesinde yayınladığı “In Eminenti” fermanıyla Masonluğu aforoz etmesi, İngiltere Büyük Locası üzerinde baskı oluşturmuştur. Bu baskının ağırlığı gözardı edilemeyecek bir ölçüye ulaşmış olmalı ki, 1738 senesinde Anderson tarafından yapılan düzeltmelerle bu Anayasa’nın ikinci baskısı yapılmıştır.
Söz konusu madde 1738 Anayasası’nda aşağıdaki biçimde kaleme alınmıştır: “I. Tanrı ve Dine dair Bir Mason, sıfatının gereği, gerçek bir Noaşit olarak ahlâk yasasına uymak zorundadır; ve eğer zenaati doğru anlıyorsa, hiçbir zaman budala bir tanrıtanımaz ya da dinsiz bir liberten olmaz ve vicdanına karşı hareket etmez. Eski zamanlarda Hıristiyan Masonlar, seyahat ettikleri veya çalıştıkları ülkedeki Hıristiyan âdetlerine uymak zorundaydılar. Fakat Masonluk bütün milletlerde, hattâ değişik dinlerde bile bulunduğundan, bugün sadece, (özel kanıları her kardeşin kendisine bırakılarak), bütün insanların mutabık oldukları dine mensup olmakla yükümlüdürler. Bu da, onları ayırdeden isimleri, dinleri veya kanaatleri ne olursa olsun, iyi ve doğru, onurlu ve dürüst insanlar olmaktır. Zira herkesin Nuh’un 3 büyük buyruğunda mutabık olması, locanın harcını korumak için yeterlidir. Böylece Masonluk, onların birliklerinin merkezi ve aksi takdirde birbirlerinden ebediyen uzakta kalacak kişileri uzlaştırmada mutlu bir vasıta olur.” Mesleği Hıristiyan geleneğinin bir parçası olarak görenler, 1738 senesinde yapılan değişiklikle de tatmin olmamışlardır. Bunlar, İngiltere Büyük Locası’nın kuruluşundan sonra bu örgüte katılmayan bir takım localarla birlikte, 1751 senesinde Eski Masonların Büyük Locası –ya da kısaca Eskiler- adı altında kendi büyük localarını kurmuşlar ve 1764 tarihinde, 1738 Anayasası’ndan yararlanarak, Ahiman Rezon adını verdikleri kendi anayasalarını kaleme almışlardır.
Ahiman Rezon koyu Hıristiyani bir metindir ve “Tanrıya ibadet, kilisenin kutsal pederlerine itaat ve onlar tarafından derlenmiş kutsal yazılara inanç” benzeri şartlar içermektedir. Esasen Eskiler, Masonluğun gerçek adetlerini sürdürme iddiasında olup, “Modernler” adını verdikleri İngiltere Büyük Locası’nın yaklaşımlarını geleneksel Masonluktan bir sapma olarak görüyorlardı. İngiliz Masonluğundaki Eskiler-Modernler ayrılığı kalıcı olmamış, iki büyük loca 1813 senesinde birleşerek İngiltere Birleşik Büyük Locası’nı oluşturmuşlardır. Birleşme öncesinde yapılan anlaşma sonucunda, Modernlerin benimsemiş oldukları Anderson Anayasası, bazı maddelerinin gözden geçirilmesi kaydıyla, İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın anayasası olarak kabul edilmiştir.
Anderson Anayasası’nın “Tanrı ve Dine dair” maddesi bu çerçevede yeni bir düzeltmeye tabi tutulmuş ve Noaşit olma şartı metinden çıkartılmıştır. 1815 tarihinde kaleme alınan bu metin şöyledir: “I. Tanrı ve Dine dair Bir Mason, sıfatının gereği, ahlâk yasasına uymak zorundadır; ve eğer Sanat’ı doğru anlıyorsa, hiçbir zaman budala bir tanrıtanımaz ya da dinsiz bir liberten olmaz. O, Tanrı’nın insanlar gibi görmediğini, tüm insanlardan daha iyi Birleşme şartlarından bir diğeri de İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın, Eskilerin uygulamakta oldukları ritüelleri kullanmasıydı. Böylece, Eskiler’in kendilerini Modernler’den ayırmak için benimsemiş oldukları Royal Arch derecesi de İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın ritüellerine dahil edilmiş oldu. Bugün Royal Arch Nizamı’nın İngiltere Büyük Locası’nın bünyesi içinde üstat derecesinin tamamlayıcısı olarak mevcudiyeti bu tarihî gelişmenin sonucudur. Bu konuya dair daha fazla bilgiyi Ayan (2000) ve Sanver (2001)’de bulmak mümkündür. anlamak zorundadır. Zira insan dış görünüşe, Tanrı ise kalbe bakar. Bir Mason, bundan dolayı, asla vicdanının emirlerine karşı hareket etmemeye özellikle mecburdur. Bir insanın dini ve ibadet biçimi ne olursa olsun, Masonluktan çıkartılamaz. Yeter ki yerin ve göğün şanlı mimarına inansın ve ahlakın kutsal ödevlerini yerine getirsin. Masonlar, kardeşlik sevgisinin sağlam ve güzel bağı içinde, her inançtan erdemli insanlarla birleşirler; onlara, insanların kusurlarına merhametle bakmaları ve sahip oldukları inancın üstün mükemmelliğini kendi hareketlerinin safiyetiyle göstermeleri öğretilir. Böylece Masonluk, iyi ve doğru insanlar arasında bir birlik merkezi, aksi takdirde birbirlerinden ebediyen uzakta kalacak olanlar arasında dostluğun kurulmasında mutlu bir vasıta olur.” Üzerinde yaşanmış olan bütün tartışmalara rağmen, Anderson Anayasası’nın Hürmasonların yükümlülüklerini düzenleyen kısmı, Masonluğun geleneksel değerlerini tespit eden bir metin olarak, Masonlukta özel bir yere sahiptir. Spekülatif Masonluğun doğuş yıllarında, yeryüzündeki bütün büyük localar, hepsi, ifadesini Anderson Anayasası’na riayette bulan geleneksel Masonluk anlayışı çerçevesinde çalışmışlardır. Gerçi “Anderson Anayasası’na riayet” ifadesiyle neyin kastedildiği çok açık değildir ama bütün bu büyük locaların yaklaşımları birbirine yakın olmuştur. En azından hiçbirinin Masonluğu uygulayış biçimi, bir diğerini rahatsız etmemiştir. Ta ki 1877 senesine kadar…
O yıl, Fransa’daki büyük loca olan Fransa Büyük Doğusu (Grand Orient de France), tanrıya inanç şartının vicdan özgürlüğüyle çeliştiği gerekçesiyle, Evrenin Ulu Mimarı kavramını ritüel ve tüzüklerinden çıkartır. İngiltere Birleşik Büyük Locası bu durumu kabul edilemez bulur ve Fransa Büyük Doğusu ile olan ilişkilerini keser. Geleneksel Masonluk anlayışını savunan diğer büyük localar da bu kararı takip ederler. Bu gelişme Masonluktaki ilk önemli kalıcı ayrılıktır. Fransa Büyük Doğusu’nun İngiltere Birleşik Büyük Locası tarafından dışlanmasıyla birlikte Fransa’da geleneksel ilkeleri benimseyen yeni bir büyük loca elbette ki kurulmuştur. Ne var ki bu olaydan sonra, “Masonluğun geleneksel ilkelerinin günün şartlarına göre yorumlanması” fikri yaygınlaşmış ve Masonluk varolduğu her yerde geleneksel ilkelere riayet eden ve etmeyen olarak ikiye ayrılmıştır. Bu ayrılık geleneksel Masonluğun inanca dair tavrıyla başlamışsa da, bununla sınırlı kalmamış ve kadınların Masonluğa alınmaması, Mason örgütlerinin din ve siyaset tartışmalarının dışında kalmaları gibi konulara da yayılmıştır. Burada dikkati çeken bir husus, geleneksel çizgiden ayrılan bazı büyük locaların bile Anderson Anayasası’nı benimseme iddiasını sürdürmeleridir. Sadece, bu metni artık başka biçimde –kendi ifadeleriyle günün şartlarına uygun olarak- yorumladıklarını söylemektedirler. Dolayısıyla, ister geleneksel çizgiyi benimsesin, isterse de bu çizgiden ayrılmış olsun, birçok büyük loca için “Anderson Anayasası’nı benimsemek” ortak bir tavırdır. Aralarındaki farkı yaratan, bu ifadeden ne anladıklarıdır. Anderson Anayasası’nın içerdiği mesaja dair farklı yorumların varlığı çok doğaldır. Zira, Hürmasonların yükümlülüklerini düzenleyen kısmı muğlak ifadeler içermektedir. Üstelik birbirinden çok farklı konuları ele aldığından, içerdiği ifadelerin önem sırası da açık değildir. Aynı metin, bir yandan Masonun sahip olması gereken inanç hakkında söz söylerken, diğer yandan loca toplantılarından sonra geç saatlere kadar içki içilmemesi gerektiği gibi konulara bile değinmektedir. Bu kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan, üstelik de muğlak ifadeler içeren bir metne, tarihin akışı içerisinde çok farklı yorumlar getirilmiş olmasında şaşılacak bir şey yoktur. Ne var ki bu farklı yorumlar birbiriyle uzlaşamayacak uygulamalara yol açmış ve neticede geleneksel Masonluğu benimseyen büyük localar, “Anderson Anayasası’nı benimsemek” ifadesinin ne manaya geldiğini, yoruma imkân tanımayan bir kesinlikle ortaya koyma yolunu seçmişlerdir. Bu yaklaşımın ilk ve en önemli örneği, İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın 4 Eylül 1929 tarihinde yayınladığı “Büyük Locaların Tanınması için Temel İlkeler” beyannamesidir. Bu beyanname, Masonluğun temel ilkelerinin İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın penceresinden ilanıdır. Esasen, İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın 1929 beyannamesiyle yaptığı, Anderson Anayasası’nın içerdiği çeşitli ifadeler arasında hangilerinin geleneksel Masonluğun temel değerlerini temsil ettiğini ön plana çıkartmak ve kurum olarak “Anderson Anayasası’na riayet etmek” ifadesinden ne anladığını açık biçimde ortaya koymaktır.
1929 Beyannamesi’nin maddeleri şunlardır:
1. Menşe intizamı, yani bir büyük locanın tanınmış bir büyük loca tarafından yahut en az üç kökeni muntazam locanın bir araya gelmesiyle, usulüne uygun biçimde kurulmuş olması.
2. Evrenin Ulu Mimarı’na ve onun vahyedilmiş iradesine inancın üyeliğe kabul için temel nitelik olması.
3. Tekris edilenlerin, yeminlerini açık olan “Kutsal Kanunun Kitabı” üzerine etmeleri ve böylece vicdanlarını yukarıdan gelen vahiyle bağladıklarını göstermeleri.
4. Büyük locanın ve locaların üyelerinin yalnızca erkeklerden oluşması ve kadınları üye kabul eden localar ya da oluşumlarla hiçbir şekilde Masonik ilişki kurulmaması.
5. Büyük locanın kendi kontrolü altındaki localar üzerinde hükümranlığa sahip olması, yani jüridiksiyonu altındaki sembolik dereceler (çırak, kalfa ve üstat) üzerinde tek ve tartışmasız bir otoriteye sahip olan sorumlu, bağımsız ve kendi kendini idare eden bir kurum olması; bu otoritenin bir Yüksek Şura’ya veya bu dereceleri kontrol etmek ya da gözetmek iddiasında olan herhangi bir güce bağlı olmaması ya da bunlarla paylaşılmaması.
6. Hürmasonluğun üç büyük nurunun (Kutsal Kanunun Kitabı, Gönye ve Pergel) büyük loca ya da ona bağlı locaların çalışmaları esnasında açık bulundurulmaları – bunlar arasında Kutsal Kanunun Kitabı başta gelir.
7. Loca içinde siyaset ve din tartışılmasının kesinlikle men edilmesi.
8. Mesleğin eski Landmarklarına, örf ve âdetlerine sıkı bir şekilde riayet edilmesi.
İngiltere Birleşik Büyük Locası, 1929 senesinden sonra, Masonluğun temel ilkelerine dair başka beyannameler de yayınlamıştır. Bunlardan başlıcaları, 1938 ve 1949 senelerinde yayınlanan “Mesleğin Hedef ve İlişkileri”, 1984 senesinde yayınlanan “Masonluk Nedir?”, 1985 senesinde yayınlanan “Masonluk ve Din”, 1989 senesinde yayınlanan “Hürmasonluğun Dış İlişkileri: İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın diğer Masonik örgütlerle olan ilişkileri” başlıklı beyannamelerdir. 1989 tarihli bu beyanname, 1929 tarihli beyannameyle aynı hususları ele almakta, diğer yandan Mason olacaklarda aranan inanç şartlarına ciddi değişiklikler getirmektedir. 1989 beyannamesi vahiy kavramını hiçbir surette dile getirmemekte; Mason olacakların bir yüce varlığa inanmaları ve yeminlerini de Kutsal Kanunun Kitabı üzerine etmeleri gerektiğini söylemekle yetinmektedir. Ayrıca, 1929 beyannamesinde var olan, “Kutsal Kanun Kitabı’nın gönye ve pergelin önünde geldiği” ifadesi de burada kaldırılmıştır.
1989 beyannamesinin sekiz maddesi aşağıdaki gibidir:
1. Bir büyük locanın muntazam bir büyük loca tarafından ya da intizamları muntazam bir büyük loca tarafından tespit edilmiş en az üç locanın bir araya gelmesiyle kurulmuş olması.
2. Büyük locanın bağımsız ve kendi kontrolü altındaki localar üzerinde mutlak otoriteye sahip olması; sembolik dereceleri idare etme yetkisine tek başına sahip olup, bunu herhangi bir diğer Masonik örgüt ile paylaşmaması.
3. Jüridiksiyonu altındaki Masonların erkek olmaları ve kadınları kabul eden localarla hiçbir Masonik temasta bulunulmaması.
4. Jüridiksiyonu altındaki Masonların bir yüce varlığa inanmaları.
5. Jüridiksiyonu altındaki Masonların yeminlerini Kutsal Kanunun Kitabı (yani İncil) ya da kendilerince kutsal addedilen kitap üzerine etmeleri.
6. Hürmasonluğun üç büyük nurunun (Kutsal Kanunun Kitabı, gönye ve pergel) büyük locaya bağlı locaların çalışmaları esnasında açık bulundurulması.
7. Localar içinde dinî ve siyasi tartışmalara yer verilmemesi.
8. Masonluğun eski nizamlarına (“eski Landmarklara”) ve mesleğin örf ve âdetlerine büyük loca ve kendisine bağlı localar tarafından riayet edilmesi.
İfadesini 1989 beyannamesinde bulan Masonluk ilkeleri, geleneksel Masonluğun değerlerini günümüze taşımaktadır. Bu beyannamenin İngiltere Birleşik Büyük Locası tarafından yayınlanmış olması, geleneksel Masonluğun değerlerini bu büyük locanın belirlediği anlamına gelmez. Neticede Spekülatif Masonluk, bir meslek örgütü olan Operatif Mason localarının, çeşitli inisiyatik kurumlardan gelen aydınlarla karşılaşmasının bir ürünüdür. Buna paralel olarak, Masonluğun kurumsal kimliği, değerleri, hedefleri ve yöntemleri, Masonluğun mesleki ve inisiyatik geleneğinin birlikteliğinden oluşmaktadır. 1989 beyannamesinde ifade edilen ilkeler, Masonluk kültürünün yapıtaşı olan bu iki geleneğin temel unsurlarının korunmasına yöneliktir. 1989 beyannamesinin atıfta bulunduğu ve Masonluk kültürünün temel unsurlarından bir tanesi olan Landmark kavramını da bu perspektiften görmekte fayda vardır. Landmark sözcüğü, bütün dünyada, Masonik literatüre İngilizce dilindeki biçimiyle girmiştir. Landmark, inşaatçılık mesleğinin en eski geçmişinden bu yana var olan bir kavram olup üzerine yapı yapılacak bir alanın sınırlarını belirlemek için yerleştirilmiş arazi işaretleri anlamına gelmektedir. Taşlar, kazıklar, kireçle çizilmiş çizgiler ya da doğal işaretler “landmark” olarak değerlendirilebilir. Sembolizmasını inşaatçılık mesleğinden alan Hürmasonluk da ilgi alanını, varlığının sınırlarını, kendisine ait olan ile olmayanın ara çizgisini belirleyici kavramları tanımlamak için inşaatçılık geleneğinden gelen “landmark” tabirini kullanmıştır. Landmark kavramının Spekülatif Masonluk’ta ortaya çıkışı Anderson Anayasası’yladır. Söz konusu Anayasanın Genel Kurallar’ı belirleyen bölümünün 34. maddesinde, Eski Yükümlülüklere bağlı olarak “The old landmarks will be carefully preserved” yani “eski landmarklar, dikkatle korunacak” ifadesi yer alır. Bu kavrama İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın 1929 ve 1989 tarihli beyannamelerinde de yer verilmiştir. Diğer yandan, ne Anderson Anayasası’nda ne de İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın herhangi bir beyannamesinde, Landmarklar’ı listelemek yoluna gidilmemiştir. Buna mukabil, Amerika Birleşik Devletleri’nde, bilhassa 19. yüzyılda, çeşitli Landmark listeleri üretilmiştir. Bunlar arasında en meşhuru Albert Mackey’in 25 maddelik listesi olmakla birlikte, elliyi aşkın madde içeren listeler de vardır. Bu listelerdeki bazı maddeler üzerinde mutabakat sağlanmadığı gibi, birçok Büyük Loca, Landmarkları, Masonluğun başlangıcı bilinmeyecek kadar eski ve değiştirilmeleri halinde Masonluğun Masonluk olmaktan çıkacağı uygulamalar olarak tanımlamış ama bunların açıklanması, listelenmesi fikrine kategorik olarak karşı çıkmıştır. Bu karşı çıkışı çok güzel özetleyen bir ifadeyi, Iowa Büyük Locası Kütüphanecisi C.C. Hunt dile getirmiştir: “Landmarklar, ilke olarak açık, ayrıntı olarak müphemdir. Bunları tanımlamak temel özelliklerini yok eder.” 55 Bu vesileyle, Anderson Anayasası’nın metni üzerindeki tartışmaların 1815 senesinde son bulduğunu, bundan sonra bir daha metin üzerinde kalem oynatılmadığını tespit etmekte fayda vardır. 1815’ten sonra geleneksel Masonluğun ilkeleri, Mason kuruluşlarının yayınladıkları beyannamelerle ortaya konmuştur. Bu beyannameler daima Anderson Anayasası’na atıfla kaleme alınmış ve Anayasa’nın bir nevi yorumu olma özelliğini taşımışlardır. Böylece Anderson Anayasası’nın kendisi bir Masonik hukuk metni olmaktan çıkmış, Masonik hukuk metinlerine mesnet oluşturan bir tarihi belge, bir temel kaynak haline dönüşmüştür. Bu sağlıklı bir durumdur. Zira bir taraftan Anayasa üzerindeki sancılı tartışmalar sona ermiş ve metne değişmez bir hüviyet kazandırılmış, diğer taraftan bu değişmez metne yeni yorumlar getirmek imkanına sahip olmakla Masonluğun donup kalmasının önü kesilmiştir. Böylece gelenek ve çağa uyum gibi ilk bakışta birbiriyle çelişen iki kavram, Masonluk kültürünün iki temel unsuru haline gelmiştir.
Alterius non sit qui suus esse potest